Malatya’da sadece bir çarşı değil, bir irade yükseliyor.

6 Şubat depremlerinin ardından ağır hasar alan Malatya’da, yeniden inşa sürecinin en sembolik adreslerinden biri olan Bakırcılar Çarşısı artık sadece tuğladan, betondan ibaret değil. Orası artık bir sabır sınavının, bir devlet iradesinin ve bir kent vicdanının sembolüdür. Ve bu sembolde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un geçtiğimiz günlerdeki çıkışı dönüm noktası oldu.

"TOPLANTI YAPMAYIN, İŞ YAPIN!"

Bir bakanın sahadaki müteahhite böyle çıkışması, klasik protokol dilinin ötesine geçip, artık bir sabırsızlığın, bir beklentinin ve bir vatandaş öfkesinin dile gelmesiydi. Bakan Kurum’un bu sözleri sadece o an orada bulunan inşaat mühendislerine değil; aylarca konteynerde yaşayan, belirsizlikle baş etmeye çalışan binlerce Malatyalıya verilen bir güvenceydi.

İnşaat alanlarında işçi sayısı 867’den 2 bine çıkmış. Vardiyalar 24 saate uzatılmış. Aslında bu da bize şunu gösteriyor: İrade olursa, hız olur. Takip olursa, sonuç olur. Gecikmeye, oyalanmaya, “bürokrasiye takıldık” savunmalarına yer yok artık. Zira zamanla yarışıyoruz. Bu sadece bir bina inşası değil; insanların yitirdiği aidiyetin, güvenin, yaşama sevincinin yeniden inşasıdır.

5 bin 726 bağımsız bölüm... 310 kilometre uzunluğunda fore kazık… Bunlar rakamdan fazlası. Bunlar bir kentin yeniden ayağa kalkma azminin yapı taşlarıdır. Ama tüm bunlar olurken sorulması gereken başka sorular da var: Bu hız ve çaba sürdürülebilir mi? Kaliteden taviz veriliyor mu? Şehir kimliği gözetiliyor mu?

Zira 24 saat çalışma esas alınırken, inşa edilenin sadece betonarme bir yapı değil, aynı zamanda bir kültürel mirasın da devamı olduğu unutulmamalı. Bakırcılar Çarşısı, Malatya'nın geçmişini, hafızasını ve esnaf kültürünü taşıyan bir damar. O nedenle bu inşa süreci sadece bir ihale konusu değil; aynı zamanda bir tarih koruma projesidir.

Ve elbette bir şeffaflık sınavı. Bakan Kurum’un şantiyeden görüntüleri sosyal medyada paylaşması, işte tam da bu yüzden önemli. Vatandaş artık sadece sonuç değil, süreci de görmek istiyor. Ve bu da kamusal hesap verebilirlik adına umut verici bir gelişme.

Son söz şu: Malatya sabretti. Malatya bekledi. Artık beklemek değil, hızla ama sağlam adımlarla yürümek zamanı. Bu şehir ayağa kalkacaksa, sadece devletin değil, müteahhidin, esnafın, mühendisin, gazetecinin ve yurttaşın da katkısıyla kalkacak. Ve o kalkışın her tuğlasında “iş yapanların” emeği olacak, laf edenlerin değil.

Ama her şeye rağmen bu şehir vazgeçmedi.

Enkazların arasından umut topladı, çatlamış duvarların arasına çocuk sesleri geri dönsün diye sabretti. Malatya, sadece yıkılan evlerini değil, yarım kalan cümlelerini, eksik kalan sevdalarını da onarmaya çalıştı.

Artık herkes biliyor ki bu sadece bir yeniden inşa meselesi değil. Bu, Malatya’nın karakter sınavı. Sabırla, inatla ve dimdik ayakta kalma mücadelesi.

Şimdi hepimize düşen bir görev var: Unutmamak. O gün ne yaşandığını, ne hissettiğimizi, neyin eksik kaldığını ve neyin bir daha asla eksik kalmaması gerektiğini…

Çünkü bu şehir bir daha yıkılırsa, sadece binalar değil, içindeki inanç da çöker. O yüzden bu kez, sadece taşları değil, güveni de sağlam örmek zorundayız.

Malatya yeniden doğacaksa, bunu ancak birlikte yapabiliriz. Lafla değil, özveriyle. Protokolle değil, vicdanla.

Ve o gün geldiğinde…

Malatya'nın sadece binaları değil, yüreği de ayağa kalkmış olacak.