Malatya, 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden iki buçuk yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ tam anlamıyla toparlanabilmiş değil. Şehir merkezinden en ücra köyüne kadar her yerde bir yeniden inşa çabası var. Sokaklar beton mikserlerinin uğultusuyla, inşaat vinçlerinin gölgesiyle dolu. Esnaf dükkânını, vatandaş evini, sanayici fabrikasını yeniden ayağa kaldırmanın derdinde. Malatya bugün adeta dev bir şantiye görünümünde.

Ancak bu büyük hareketliliğin içinde, betonun ve demirin önünde daha büyük bir engel var: Çalışacak insan bulamamak.

Geçtiğimiz günlerde haberlerde okudum; Yeşilyurt 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde mobilya üretimi yapan bir mobilyacı, yaşadıkları sıkıntıyı anlatıyordu. Deprem sonrası artan inşaat ve tadilat taleplerine yetişemiyorlarmış. Sadece Malatya’dan değil, Adana, Kahramanmaraş ve Hatay’dan da sipariş yağıyormuş. Maaş teklifleri ise dudak uçuklatıyor: Aylık 50-60 bin TL. Üstelik bu sadece konuşulan rakam, net olarak verilmeye hazır maaşlar. Buna rağmen, ustalık yapacak kimse bulunamıyor.

PEKİ, NEDEN BÖYLE?

Aslında cevap tek değil, birbirini besleyen birden çok neden var.

 DEPREM SONRASI GÖÇ DALGASI

Depremin ardından birçok meslek erbabı, evini barkını toplayıp başka şehirlere göç etti. Kimisi kalıcı olarak yeni hayatlar kurdu, kimisi de hâlâ kendi evini onarma ve ailesini toparlama telaşında. Yani deprem, sadece binaları değil, iş gücü havuzunu da yıktı.

MESLEK EĞİTİMİNİN ÇÖKÜŞÜ

Türkiye’de yıllardır süren bir sorun var: Meslek liseleri ve çıraklık sistemi adım adım zayıfladı. El becerisi isteyen işler, “diplomasız” algısıyla değersizleştirildi. Gençlere, masa başı işlerin cazip olduğu, el emeğinin ise “ikinci sınıf” olduğu fikri aşılandı. Bugün geldiğimiz noktada, marangozundan kaynakçısına, elektrikçisinden duvar ustasına kadar nitelikli iş gücü adeta altın değerinde.

AĞIR ÇALIŞMA ŞARTLARI

Bir diğer gerçek de şu: Bu işler kolay değil. Uzun saatler, yüksek efor, fiziki yorgunluk… Maaş ne kadar cazip olursa olsun, gençler bu yoğun tempoyu göze almıyor. Hele ki şehirde sosyal yaşam hâlâ kısıtlı, konut kiraları yüksek, deprem psikolojisi tam atlatılamamışken, “60 bin lira maaş” bile bazıları için yeterli cazibeyi yaratmıyor.

NİTELİKLİ İŞ GÜCÜNÜN YAŞLANMASI

Ustaların önemli bir bölümü 40-50 yaş üzerinde. Yeni nesilden bu işleri devralacak yeterli genç yok. Yani sorun sadece bugünün değil, geleceğin de problemi.

PARA VAR, İŞ VAR, İNSAN YOK

Ortada çelişkili bir tablo var. Siparişler yetişmiyor, projeler aksıyor, üretim sekteye uğruyor. Yani sermaye var, pazar var, iş var ama çalışacak insan yok. Ve bu sadece Malatya’nın değil; Adana’dan Kahramanmaraş’a, Hatay’dan Diyarbakır’a kadar tüm deprem bölgesinin ortak hikâyesi.

PEKİ, NE YAPILMALI?

Bence çözüm kısa vadede “çevre illerden usta getirerek” değil, uzun vadede meslek eğitimi sistemini ayağa kaldırarak mümkün.

Meslek liseleri cazip hale getirilmeli. Bu okullar modern atölyelerle, sektörle iç içe programlarla donatılmalı.

Çıraklık sistemine teşvik verilmeli. Usta-çırak ilişkisinin sürdürülebilmesi için hem ustaya hem çırağa maddi destek sağlanmalı.

Deprem bölgesine iş gücü için ek avantajlar sunulmalı. Konut imkânı, kira desteği, sosyal yaşam alanları gibi yan haklar, insanların buraya gelmesini kolaylaştırır.

Şunu kabul etmeliyiz: Deprem sonrası şehirleri ayağa kaldırmak, sadece binaları yapmakla bitmiyor. O binaları yapacak insan gücünü yetiştirmek, en az beton ve demir kadar kritik. Eğer bu konuda kalıcı adımlar atılmazsa, önümüzdeki yıllarda “60 bin lira maaşla bile eleman bulunamıyor” manşetlerini çok daha sık göreceğiz.

Depremin yıktığı duvarlar yeniden örülebilir. Ama yıkılan meslek kültürü ve ustalık zinciri onarılmazsa, o duvarların önünde hep aynı engelle karşılaşırız: Boşta kalan işler.