Hayatta herkesin biriktirdiği farklı sermayeler vardır. Kimi parasını, kimi bilgisini, kimi dostlarını, kimi de itibarını korur. Ama bütün bunların üstünde öyle bir sermaye vardır ki, bir kere kaybedildiğinde, dünyanın tüm hazineleri geri getiremez: Güven.

 

Sevgi, hayatın en güzel duygularından biridir. Kalbimizi ısıtır, gözlerimizi parlatır, umutlarımızı besler. Ancak güven olmadan sevgi, köksüz bir çiçek gibidir; ilk rüzgârda solar. Çünkü güven, sevginin ayakta kalmasını sağlayan görünmez bir temeldir. Sevgi çoğu zaman bir anda filizlenir. Bir bakış, bir tebessüm, bir incelik… Bizi ısındırır. Ama güven öyle değildir; güven, yavaş yavaş inşa edilir. Günlerce, aylarca, bazen yıllarca süren bir emeğin ürünüdür.

 

Birine güvenmek, ona kalbinizin kapısını anahtarıyla birlikte vermektir. O anahtar kırıldığında ya da kaybolduğunda, kapıyı yeniden onarmak kolay değildir. Hele ki, daha önce incinmiş bir kalbin kapısını tekrar açmak… Bu yüzden güven, korunması en zor, kaybedildiğinde ise geri kazanılması en güç değerdir. Bir yalan, bir ihanet ya da bir vefasızlık, yıllarca örülen güven duvarını bir anda yerle bir edebilir.

 

Toplumların da temeli güvenle atılır. Adalet sisteminden ticarete, dostluktan evliliğe kadar her bağ, güvenin harcıyla ayakta durur. Mahkemede hâkimin kararına güvenmezsek, ticarette sözleşmenin hükmüne inanmazsak, komşumuzun bize zarar vermeyeceğine dair inancımız sarsılırsa, toplumsal düzenin direkleri çatırdamaya başlar. Bir ülkenin ekonomisinden sosyal hayatına kadar her alan, görünmez bir ağ gibi güven üzerine kuruludur.

 

Güven, aynı zamanda sevginin en sadık koruyucusudur. Sevgiye kanat, dostluğa gövde, ilişkilerimize kök olur. Güven varsa, sevgi güçlenir; güven yoksa, en derin sevgiler bile bir gün tükenir. Kaç kişi vardır ki, sevdiği halde güvenmediği bir insanla ömür boyu mutlu olabilsin? Bir dostluğu ayakta tutan şey, sadece güzel anılar değil; zor günlerde yan yana durabilme cesaretidir.

 

Güvenilir olmak, karşı tarafta yalnızca “beni seviyor” hissini değil, “beni yarı yolda bırakmaz” duygusunu da uyandırır. İşte bu duygu, insanların sizi hayatlarında tutmasının asıl sebebidir. İnsanlar, güven duydukları kişilerin yanında kendilerini savunmasız ama aynı zamanda güvende hissederler. Çünkü bilirler ki, en kırılgan anlarında bile yaralanmayacaklardır.

 

Hayatta güven kazanmak zaman ister ama kaybetmek saniyeler sürer. Bu yüzden her sözümüz, her davranışımız, attığımız her adım, güven sermayemize eklenir ya da ondan eksiltir. Kendimizi anlatırken en çok söylediğimiz cümle “Güvenilirim” değildir; çünkü güven söylenerek değil, gösterilerek kazanılır.

 

Bazen, bir insanın güvenini kazanmak için yıllarca çabalarsınız; ona zamanınızı verirsiniz, sırlarınızı paylaşırsınız, yanında durursunuz. Sonra tek bir yanlış, tek bir dikkatsizlik, tek bir yalan, o yılların emeğini silip süpürebilir. Ve işin acı yanı, kırılan güvenin ardından gelen sessizliktir. İlişkiler çoğu zaman kavgayla değil, güven kaybıyla biter.

 

Belki de bu yüzden, hayatta en çok korumamız gereken şey, güvenilir bir insan olma vasfıdır. Çünkü güven, sadece başkasına duyduğumuz bir his değil, bizim kimliğimizin bir parçasıdır. İnsanlar sizin yanınızda kendini huzurlu, güvende ve değerli hissediyorsa, işte o zaman gerçek sermayenizi korumuşsunuz demektir.

 

Unutmayalım; sevgi hayata anlam katar, ama güven hayatı ayakta tutar. Sevgiyle başlayan hikâyeler, güvenle efsaneye dönüşür. Ve güven olmadan, en güzel hikâyeler bile yarım kalır. Güven, sevgiyi taşıyan görünmez ellerdir. O elleri bıraktığımızda, sevgi de elimizden kayar gider.

 

Hayat bize şunu öğretir: Sevgiye tutunmak güzeldir ama güveni korumak, sevgiyi yaşam boyu ayakta tutar. Bu yüzden en büyük sermayemizi, paraya değil; güvene yatırmak gerekir. Çünkü bir gün elimizde ne kalacaksa, o da güvenilir bir isim, temiz bir vicdan ve arkamızdan iyi anılar bırakmaktır.