Bir neslin sessiz çığlığı büyüyor

Son yıllarda nereye dönsek, hangi sohbete kulak kabartsak aynı serzeniş yükseliyor:

“Gençler artık hayal kurmuyor.”

Bu söz, sadece birkaç bireysel deneyimin sonucu değil; yüz binlerce gencin ortak ruh halini anlatıyor. Üstelik bu durum ani ya da geçici değil; uzun süredir birikiyor, kök salıyor. Peki gençler neden umutsuz? Sadece maddi gerekçeler mi? Yoksa daha derinlerde, görünmeyen ama giderek hissedilen başka şeyler mi var?

GELECEĞE DAİR SADECE BELİRSİZLİK DEĞİL, GÜVENSİZLİK

Bugünün gençliği, belki de Türkiye tarihinde hiçbir neslin yaşamadığı kadar büyük bir gelecek güvensizliğiyle karşı karşıya. İşsizlik, sadece rakamlarla sınırlı bir mesele değil; üniversiteyi bitirse de atanamayan, atanamasa da iş bulamayan, iş bulsa da geçinemeyen bir gençlikten söz ediyoruz.

Artık bir “geleceğim var” demek lüks gibi algılanıyor. İyi bir eğitim, birikim ya da yetenek ne yazık ki başarı garantisi değil. Bu da hayal kurmayı, hedef belirlemeyi, plan yapmayı anlamsızlaştırıyor. Bir genç şöyle diyor:

“Ben yarını düşünemiyorken, beş yıl sonrasına nasıl umut besleyeyim?”

EMEK Mİ? TESADÜF MÜ?

Birçok genç için “başarı”, artık hak edilen bir sonuç değil, sistemin dışına çıkabilmiş olanların rastlantısı gibi görünüyor. Çünkü çoğu zaman emek ve liyakat değil, tanıdık ve torpil kazandırıyor.

Bu tablo da beraberinde hayal kırıklığı, değersizlik hissi ve öfke getiriyor. Genç, adaletsizlikle ilk kez karşılaştığında ya mücadele etmeyi öğreniyor ya da pes edip kabuğuna çekiliyor. Her ikisi de onu içten içe yoran bir süreç.

GÖRÜNÜR AMA ANLAŞILMAYAN BİR KUŞAK

Sosyal medyada aktif, dışa dönük ve enerjik görünseler de gençlerin önemli bir bölümü, derin bir yalnızlıkla baş başa. Gerçek ilişkilerin yerini sanal bağlantılar alınca, samimiyetin yerini performans alıyor. Kendini sürekli “başkalarına göstermek” zorunda hisseden genç, bir süre sonra kendi gerçekliğinden uzaklaşıyor.

Kalabalıkların içindeki bu yalnızlık, zamanla bir iç sessizliğe dönüşüyor. Gülümseyen yüzlerin ardında, kendini ifade edemeyen bir nesil büyüyor.

“GİTMEK” ARTIK BİR FİKİR DEĞİL, HEDEF

Yurt dışında yaşama isteği artık lüks değil; bir kurtuluş planı gibi görülüyor. Daha iyi eğitim, daha iyi iş, daha iyi yaşam değil sadece; aynı zamanda daha adil, daha özgür bir hayat özlemi gençleri yurt dışına yöneltiyor.

Artık bir dil kursuna giden, pasaport çıkaran, vize randevusu kovalayan herkesin hayalinde aynı şey var: Burada kalırsam hayatım geçip gidecek. Bu duygu da gençlerin bulundukları ülkeye olan aidiyetlerini zedeliyor.

UMUT VAR AMA GÜÇSÜZ

Evet, tüm bu karamsar tabloya rağmen gençlerin içinde hâlâ bir kıvılcım var. Umut tamamen sönmüş değil. Ama umut da insan gibi… Yalnız bırakılırsa yıpranır, değersizleştirilirse küçülür.

Gençler; sadece burs, iş, barınma değil… Aynı zamanda görülmek, duyulmak ve anlaşılmak istiyor. Birilerinin onlara "yanındayım" demesini değil, gerçekten orada olmasını bekliyor.

Bugünün gençleri “şanssız bir nesil” değil, zor şartlarda büyüyen ama hâlâ dayanmayı bilen bir nesil. Onlar hâlâ yaratıcı, üretken ve cesur. Ama bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için önce onlara güvenmemiz, sonra da alan tanımamız gerekiyor. Aksi takdirde, bir zamanlar umutla dolu olan gençliğin hikâyesi, istatistiklerde rakam; sokakta sessizlik, kalpte ise bir burukluk olarak kalacak.

Ve bizler, “Neden böyle oldu?” diye sorarken; onlar çoktan başka bir yerde, başka bir hayatın peşinde olacaklar.