Malatya denince akla gelen ilk şey nedir?
Kayısı… Altın sarısı rengiyle insanın içini ısıtan, tazesiyle yaz günlerini tatlandıran, kurusuyla kış sofralarının vazgeçilmezi olan kayısı… Dünyanın dört bir yanında Malatya’nın adıyla anılan, coğrafi işaretiyle tescillenmiş, şifa kaynağı bir meyve. Fakat ne yazık ki biz, böylesine kıymetli bir hazineye sahip olmamıza rağmen, kendi değerimizin farkında değiliz.
Kayısı, yalnızca bir meyve değildir. Malatya içinse kayısı, sadece bahçelerde yetişen bir ürün değil, aynı zamanda bir kimliktir.
Bugün Malatya, dünyanın en büyük kayısı üretim merkezi konumunda. Dünyanın herhangi bir yerinde eline kayısı alan birinin, büyük ihtimalle Malatya ile tanışıyor olması demektir bu. Ancak böylesine güçlü bir konuma rağmen, kayısının hak ettiği değeri alamadığı ortada.
DEĞERİNİ BİLEMEDİĞİMİZ HAZİNE
Her yıl yüzbinlerce ton kayısı üretiyoruz, milyonlarca dolar ihracat gerçekleştiriyoruz. Ama şunu kendimize dürüstçe sormamız gerekiyor: Biz gerçekten kayısının değerini biliyor muyuz?
Bugün Gaziantep baklavayı, Aydın inciri, Rize çayı, Antep fıstığı dünya markası olmuşsa; Malatya kayısısının da aynı noktada olması gerekmez mi? Oysa biz hâlâ kayısıyı yeterince tanıtamıyor, uluslararası arenada güçlü bir marka haline getiremiyoruz.
Kayısı Festivalimiz var ama ne kadar ses getiriyor? Dünyanın dört bir yanından turistleri, gastronomi yazarlarını, yatırımcıları Malatya’ya çekebiliyor muyuz? Cevap ne yazık ki hayır. Kayısıyı kendi toprağında tanıtamayan bir şehir, dünyaya nasıl tanıtsın?
KAYISININ AÇAMADIĞIMIZ KAPILARI
Kayısı sadece bir kuru meyve değildir. Onun reçeli, pestili, marmelatı, lokumu, dondurması, sirkesi, hatta kahvesi yapılabilir. Çekirdeğinden çıkan yağ, kozmetik ve ilaç sanayisinde kullanılabilir. Kayısı çekirdeğinin bile dünya çapında bir pazar payı vardır.
Ama biz ne yapıyoruz? Kayısıyı çoğu zaman sadece ham madde olarak ihraç ediyoruz. Avrupa ülkeleri, bizim gönderdiğimiz kuru kayısıyı işleyip paketliyor, markalaştırıyor ve katbekat değerine dünya pazarına sunuyor. Asıl kazancı onlar elde ediyor, bizse sadece emeğimizle yetiniyoruz.
Bugün Malatya’da “Kayısı OSB” kurulsaydı, onlarca fabrika açılsa, gençler istihdam edilse, kayısının yan ürünleriyle dünya pazarına açılabilsek; hem işsizlik azalır hem de Malatya dünya markalarıyla yarışır hale gelirdi.
KAYISI VE GENÇLER İÇİN GELECEK UMUDU
Malatya’nın gençleri işsizlikten şikâyet ediyor, göç ediyor, umutlarını başka şehirlerde arıyor. Oysa kayısı, bu gençlere bir gelecek sunabilir.
Düşünün; kayısılı dondurma markaları, kayısılı kahve zincirleri, kayısılı çikolata fabrikaları, kayısılı enerji içecekleri… Neden olmasın? Kayısının mutfakta kullanılabileceği yüzlerce alan var. Bu alanlar keşfedilse, Malatya yalnızca bir tarım şehri değil, aynı zamanda bir sanayi ve turizm şehri olur.
Kayısının turizm potansiyelini de unutmamak gerekir. “Kayısı Hasadı Turları” düzenlenebilir, gastronomi rotaları oluşturulabilir. Malatya’ya gelen turistler sadece kayısı bahçelerini gezmekle kalmaz, kayısılı yemekleri tadar, kayısılı ürünleri deneyimler. Böylece hem tanıtım yapılır hem de ekonomik değer artar.
GELECEĞE SAHİP ÇIKMAK
Kayısı, Malatya’nın altın sarısı hazinesi, bu şehrin geleceği ve umududur. Eğer biz sahip çıkmazsak, başkaları sahip çıkar. Biz değerini bilmezsek, başkaları bilir.
Bugün yapılması gereken şey çok net: Kayısıyı sadece bir ürün olarak görmekten vazgeçip, onu bir dünya markası haline getirmek. Bunun için üreticiye destek, girişimciye fırsat, yatırımcıya teşvik, tanıtıma uluslararası vizyon lazım.
Artık “kayısı bizim kaderimiz” sözünü “kayısı bizim markamız” sözüne dönüştürmenin zamanı geldi. Kayısıya sahip çıkmak, aslında Malatya’nın yarınlarına sahip çıkmaktır.