Devlet’imiz Malatya’mızı yeni baştan yapıyor.
Dış işleri bitti, iç işleri yoğun çalışmayla sürüyor.
Uzayan işlerin asıl sebebi mahkemelik olmaktı.
Devletimizin tuttuğu altın olsun inşallah.
Her kazdığı yerden petrol fışkırsın, tarlaları bire bin versin, otlakları, ahırları, besileri büyük baş, küçük baş hayvanlarla dolsun.
Her tasarısı, her planı, projesi gerçek, icatları-buluşları bol, teknolojisi dünyaya örnek olsun.
İlkokulları, ortaokulları, liseleri, üniversiteleri mutlu öğrencilerle dolu olsun.
Buralardan, vatan, millet, tarih, adalet, aile, Allah, Kuran, Peygamber sevgisi, çalışkanlık, yardımseverlik, bilim, akıl fışkırsın inşallah.
Şehri geziyorum, yapılanları görüyorum, yeminle söylüyorum, vallahi gözüm kamaşıyor, gözümden yaş geliyor.
“Nereden nereye” diyorum.
Nazım Hikmet gibi “Ohhh! Çok şükür! Çok Şükür! Bu günü de gördük. Ölsem gam yemem gayrı” diyorum.
Bazen yapılanlardan fotoğraflar, videolar çekip sosyal medyada paylaşıyorum, mutluluğumu yazıyorum.
Kalbi kararmış, gönlü şartlanmış kimileri, sessiz kalsa neyse, ağır yorumlar yazıyorlar.
En hafifi, “Babasının parasıyla mı yaptı” demeleri oluyor.
Bu söylemi siyasal ilk kez doksanlı yıllarda, bir akşam, Malatya’daki, partilerin il başkanlarının katıldığı bir programda duydum.
ANAP İl Başkanı, o zamanlar tanışmamıştık, Rıza Sinanoğlu, partisinin Malatya’ya hizmetlerini anlatıyordu, DSP İl Başkanı arkadaşım Ahmet Koşar, “Babasının parasıyla mı yaptı.” diye cevaplamış, Sinanoğlu da, “Ecevit hizmetlerini babasının parasıyla mı yaptı” diye yanıtlamıştı.
O tarihlerde il başkanlarından böylesi sözler duymak olasıydı. Şimdi bu sözler çok altlara indi.
1999 Kocaeli ve çevresi depremlerinde depremzede perişan olmuştu.
Yollar açılmamış, sular kurumuş, ekmek aş yok olmuştu.
Ben o zaman, “Milletin kafasındaki Devlet Baba imajının boş olduğu ortaya çıktı.” diye yazmıştım.
“Bu büyüklükteki depremler karşısında Devlet aciz kalıyor. Böylesi durumlarda hemen harekete geçecek, uluslararası kurtarma, koruma, barındırma kurumları oluşturulmalıdır” demiştim.
Allah, İsrail hariç, düşmanımıza dahi vermesin; o Asrın Depreminde Devletimiz, varını yoğunu ortaya koydu.
Yüksek Millet İşçisi olan bakanlarıyla, valileriyle, kaymakamlarıyla, silahlı, silahsız kuvvetleriyle olabilecek en büyük hızla vatandaşının imdadına yetişti.
İmkansızlıklar oldu mu, evet oldu.
Dile kolay, Malatya’da binaların yarısı yıkıldı.
On bir deprem ilinin en çok binası yıkılan üçüncü ili bizim ilimizdi.
Vefat sayımız çok şükür azdı ama yıkımda üçüncüydük.
Allah vefat edenlerimize rahmet eyleye.
Geride kalanlarının gözyaşlarını durdura, acılarını dindire, en aza indire inşallah.
Deprem illerinde 450 bin konut, köy evi, işyeri yapılmış.
Malatya’mızda 80 bin konut, köy evi, işyeri yapılmış.
Evet, sekiz, seksen, sekiz yüz, sekiz bin değil, tam seksen bin!!!!
Bu kadar bağımsız bölümü Trump’ın ABD’si yapabilir mi?
Almanya, Fransa… yapabilir mi?
Demek ki, Türkiye’miz çok büyük bir Devlet olmuş.
Kimi muhalifler, temeller atılmadan, yapımlar başlanmadan, hemen, eleştiri diyemem, kötü sözlere başladılar.
Ne çok haksız, boş laf edildi.
Bilmeden, görmeden, düşünmeden karalamalar yapıldı.
İnşaat kargaşasından, şehrin merkezindeki şantiye görüntüsünden, çalışmalar sürdükçe kötü sözler artarak devam ettirildi.
Ben o zamanlar şunu diyordum çevreme, “Bu projeleri, bu çevre düzenlemelerini, Ankara’nın, İstanbul’un en deneyimli mimarları, mühendisleri yapıyor.
Muhakkak gelip alanı, ortamı görecekler, düşünecek, taşınacaklar mevcut şartlar içinde, olanaklar ölçüsünde en iyisini, en uygununu yapacaklardır.
Projelerin uygulanmalarının da Yüksek İşçilerin denetim, gözetim titizliğinde en doğru, en güvenli biçimde yerine uygulanmasını sağlayacaklar diyordum.
Siyasi değil, akılcı, gerçekçi olarak düşünüp buna inanıyor, çok umutlu bakıyordum.
Vallahi, hayallerimin ötesinde işler yapıldı.
Binaların güzelliği, yolların genişliği karşısında negatif konuşan insanların sesleri kısıldı.
Şimdi şunu söylüyorlar: Beton yığını. Betonkent.
İnşa sürecinde, her türlü zorluğa rağmen, geçmişin ağaçları korunmaya çalışıldı.
Ben buna şahit oldum.
Şimdi de şehrin her caddesine, her sitesine, her çevresine tahmin ediyorum ki, en iyisinden, pahalı pahalı ağaçlar, fidanlar, çitiller dikiliyor.
Hemen, önemle söyleyeyim; bunların bakımı, sulanması, kurumaması, kırılmaması, korunması öncelikle yerel yönetim Çevre Biriminin, sonra her vatandaşın özenine emanet.
Yeşil güzellik sevenlerimiz de sabırla bekleyecekler.
Bunların kökleşmesi, dallarını büyütmesi, ortamı süslemesi zaman alacak çünkü.
Dilek’teki bahçemize yaptığımız evin mutfak penceresinden bakan sevgili eşim, “Şu pencereden baktığımda bir yeşil görecek miyim acaba!” demesi üzerinden altı sene geçti.
Şimdi on pencereli evimizin hangi penceresinden baksa kocaman yemyeşil ağaçlar, her renkten güller görebiliyor.
Malatya da öyle olacak inşallah.
Fuzuli Caddesinin iki kaldırımı ve orta refüjünde, o güzel, pahalı, fidanlar dikili; aman iyi bakın, suyunu eksik etmeyin.
Bütün caddeler öyle.
Bir çok konutun, işyerinin, ofisin anahtarı teslim edildi.
Ufak tefek eksiklikleri tamamlanıyor.
Mısır çarşısı, şire pazarı, bakırcılar çarşısı, yani eskinin bütün çarşıları yapıldı. Dükkanları, işyerleri teslim edildi.
Devlet görevini hakkıyla, layıkıyla yaptı.
Sıra esnafa, işyeri sahibine geldi.
Şehir sadece Valisiyle, Büyükşehir, Merkez İlçe Belediyelerinin çabasıyla yürümez.
Esnafının, iş insanının, siyasal parti yöneticilerinin, sivil toplum örgütlerinin, basınının, sosyal medya aktiflerinin ve her vatandaşının özeniyle, emeğiyle, çabasıyla, yansızlığıyla, Malatyacılık Ülküsüyle yürür, ilerler, büyür.
Şimdi, esnafın, en kısa zamanda, mevcut yerinden ayrılıp, mesleği, dalıyla ilgili çarşısına taşınması, bir an önce yeni düzene ayak uydurması, sabırla işlerinin açılması yolunda çalışması gerekir.
Esnaflarımız bunda çeviklik, çabukluk gösterirlerse eski yerlerinin kısa zamanda eskidiğini, tüketicinin gözünden düştüğünü, unutulduğunu, yeni yerlerinde işlerinin açıldığını, gelenin gidenin arttığını, çarşının kalabalıklaştığını, sıkıntılarının yerini mutluluğun aldığını göreceklerdir.
TSO’da, Ticaret Odasında seçimler yapıldı; önceki başkanlar yeniden kazandılar.
Yeni dönemleri hayırlı olsun, hizmetlerinin artarak devam etmesini dilerim.
Bu kurumlarımızın, esnafımızın yeni çarşılarına taşınmalarına yardımcı olmaları, vergi borçlarında, vergilerinde, su elektrik tüketim ücretlerinde bir süreliğine indirim yapılması hususunda öncülük etmelerini öneririm.
Çünkü bu esnafımız, vatandaşça henüz bilinmeyen çarşılarda, seyrek sapan açık işyerlerinde bir süre siftahsız dükkan kapatma yaşayabileceklerdir.
Bu hususta, Valiliğimizin, Büyükşehrimizin, Merkez İlçe Belediyelerimizin yardımları, destekleri gerekir.
Şehrin dikkatinin çevrilmesi için, zaman zaman bu çarşılarda ilginç, dikkat çekici, müzikli, davullu-zurnalı etkinlikler yapılması faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
Benim bu önerilerim, yeni bakış açılarının oluşmasına, yeni projelerin ortaya çıkmasına da hizmet eder inşallah.
Yeni çarşıların hareketlenmesi, zor şartlar döneminde oraya buraya serpilmiş konteyner dükkanların veya normal dükkanların kendiliğinden, kısa zamanda değersizleşeceğine, önce taşınan esnafın yeni çarşıdaki yerinin daha önce parlayacağı da bir gerçektir bence.
Önce taşınanın mağdurluğunun kısa zamanda, sonra taşınanın mağdurluğun ise kat kat uzun zamanda düzeleceği bir gerçektir bence.
“Erken kalkan yol alır!” derler ya, öyle.
Yöneticilerimizin, özellikle işyeri sahibi esnafımız ile taşınmanın faydasıyla ilgili toplantılar yapması iyi olur.
Yöneticilerimiz yeni çarşılardaki işyerlerine “Kiralık” ilanı asan, mal sahipleriyle, il dışında olup kararsızlık içinde olan mal sahipleriyle birer birer iletişime geçip konuyu görüşmeli, gelişleri teşvik etmeli, kiraların gerçekçi değerlere göre belirlenmesi hususunu tartışmalıdır.
Sevgi ve saygıyla kalın kıymetli hemşerilerim; hayırlı işlerinizde başarılar dilerim.