Bizim Dilek’in Avukat Ömer Erdoğan’ı vardır.

Dert dökülen, baş vurulan…

Yüzüne ‘Ömer Beg’, arkasından ‘Avukat Ömer’ denir.

Temizlik titizliği ünlüdür.

Arabasının kapısını, başka kapıları peçeteyle tutar.

Elini bir yere vurmuşsa suyu sabunu buldu mu yıkamadan duramaz.

Kolay kolay kimsede yemek yemez.

‘Camiye nasıl gideyim. O kadar insan girip çıkıyor’ der.

Kapıyı açtığımızda, Sema abla getirdiği terliği hemen önüne kor;

Ömer abi de dikkatle terlikleri ayağına geçirir.

Bizim evde doğrusu rahattır.

Pandemi döneminde, birgün telefonda bana,

-Selahattin’ciğim gördün mü, herkes benim gibi oldu demişti.

Ama pandemi dönemindeki temizlik titizliği Ömer abinin titizliği yanında hiçtir.

1954 yılında Ankara Hukuk Fakültesini bitirmiş.

Beni de çok sever.

Hatta bir defa,

-Selahattin bey, keşke seninle daha önceden tanışsaydım dedi.

Meslektaşlıktan sonra görüşmelerimiz, gidiş gelişimiz başlamıştı.

Bu söz üzerine rahmetli eşi Sema Abla,

-Öyle diyeceğine, ‘Keşke benim oğlum olsaydın’ desene demişti.

Nur içinde yatsın, yeri cennet olsun, net ve tok sözlü bir kadındı Sema Abla.

Biz ‘Avukat Ömer’ adını duya duya büyüdük.

Dilek’teki her ana baba, okuması için, onu çocuğuna örnek göstermiştir.

-Bak oğlum, kızım, kuru ekmekle büyüdü. Okudu avukat oldu.

Beş altı senedir avukatlığı bıraktı.

Gitti Ankara’ya yerleşti.

Köyüyle, kentiyle bağını koparmadı tabii.

Telefonla konuşuruz.

Benim sözlerimi artık anlamaz oldu. Kulakları iyi duymuyor çünkü.

Elbette ki, saygıyla karşılıyorum.

“Selahattin’ciğim,  ayaklarım tutmuyor. Ağrıyor. Yürümekte zorlanıyorum. Onun için Malatya’ya gelmiyorum.” diyor.

Allah sağlık, sıhhat versin inşallah.

Ofisimize geldiği bir gün, çok kayda değer şunları anlatmıştı:

-Eskiden belediyenin önünde dört, beş tane taksi vardı. Malatya'nın bütün taksileri bunlardı.
Binip keşfe gittiğimiz için hepsini tanırdım.
Bir gün yanlarından geçerken, Adil Usta durdurdu.
-Ömer Bey bir maruzatım var dedi.
Birisiyle kavga etmiş, karşı tarafı hafif yaralamış. Hakkında dava açılmış.
-Benim davama bakar mısın? dedi.
-Bakarım! dedim.
...
İlk duruşma vakti geldi.
Duruşmaya girdik.
Hakim tutuksuz olan müvekkil Adil ustanın tutuklanmasına karar vermedi mi!...
Şaştım kaldım. Sanki müvekkil, beni tutuklanmasını sağlamam için tutmuştu!
Neyse ikinci duruşma geldi.
Ben Adil'i tahliye ettirmek için elimden geleni yaptım. Bir sürü delil ibraz ettim. Tanık dinlettim.
Sonuç değişmedi. Hakim, 'tutukluluğun devamına' karar verip davayı ileri bir tarihe attı yine.
Üç aydan çok zamandır müvekkil taksici Adil Usta hapiste.
Üçüncü duruşmaya girdik.
-Müvekkilin tahliyesini talep ediyorum dedim, başka bir şey demedim.
Hakim,
-Sanığın tahliyesine demedi mi bu sefer...
Neyse Adil usta çıktı.
Üç, dört ay geçti aradan. Bir gün, belediyenin önünden, taksicilerin oradan geçerken Adil Ustayı gördüm.
-Adil usta üç yüz lira vermiştin, üç yüz duruyordu. Herhalde unuttun. Müsaitsen ödemeni rica ederim dedim.
Adil usta,
-Sana niye para verecekmişim? Beni sen çıkarmadın ki! Parayı hakime verdim o beni tahliye etti. dedi.
-Haklısın, haklısın dedim.

 

SİVAS ÇIRMAS
Zeytin Abla-Osman Dayı çifti.
Osman dayı,
-Zeytin 70 yaşında sol yanı tutmuyor. Deli. Kafası yerinde değil. Çok konuşuyor. Bir başladı mı durmuyor. Bize bakan yoktur. Yemek pişiren yoktur. 4-5 senedir böyle.
-Gelinin, kızın yok mu?
-Var. Burada değiller. Hastaneye götürsem, söyleniyi, ‘Beni buraya niye getirdiniz?’ diyi. Elinde galdım. Bi kadın tutmuştum bakıydı. Ayda bir buçuk milyar veriydim. Gitti. Antalya’ya gitti. On çocuğum var, on çocuğum da bundan. Aslen Sivaslıyız. Çırmas köyüden.
Yamaç Mahallesi yamaçlarından, boş yerleri gösteriyor,
-Buralar bizim tapulu yerimiz diyor.
-Siz engelli bakım ücreti almıyor musunuz?
-Almıyoruz.
-Ben avukatım diyorum. Zeytin kadın,
-Yerin neresi beni maaşa bağlat diyor.

Kocası Osman dayıya SGK’nın yerini tarif ediyorum. Zeytin abla,
-Bana ‘sen delisin’ diyi.
Yer Beydağı Yamaç Mahallesi. Yıl 2015

 

MALATYA KADASTRO MAHKEMESİ
Ak Sakallı kısa boylu, atik ve çevik görünümlü bir davacı...

Duruşmada gözleri yaşararak haykırdı, feryat etti...
-Hakim bey, bu dava 1971’den beri devam ediyor. Babam öldü, anam öldü, eşim öldü, imam nikahlı hanımımdan bir kızım vardı öldü... Ben buradan çıkıp beyin filmi çektirmek için hastaneye gideceğim. Ben ölürsem malım kime kalacak... reddedersen reddet, başımı nereye vuracaksam vurayım.

Takdir sizin…

 

APPLE BİLGİSAYAR KURUCU ORTAĞI STEVE JOBS

“İş dünyasında başarının zirvesine ulaştım. Diğer insanların gözünde, benim hayatım tam bir başarı örneği.
Ancak, çalışmanın yanında mutluluğu çok az yaşadım. Sonuç olarak, zenginlik ve varlık hayatın alıştığım bir yönü oldu.
Şu anda bir hasta yatağında tüm hayatımı gözden geçirirken, kıvanç duyduğum tüm zenginlik ve tanınmanın ölümün karşısında solduğunu ve anlamsızlaştığını anlıyorum.
Karanlıkta bana hayat desteği veren cihazların yeşil ışıklarına bakarken onların çalışma uğultularını dinliyorum. Ölümün nefesinin giderek yaklaştığını hissediyorum…
Şimdi şunu biliyorum; hayatımız için yeteri kadar varlık elde ettiğimiz zaman, zenginlikle ilgisi olmayan konuların peşinden gitmemiz gerekir; daha önemli olan şeylerin:
Belki dostluklar, belki sanat, belki de gençlik yıllarında kurduğumuz hayaller…
Sürekli olarak zenginliğin peşinde koşmak insanı benim gibi eğri büğrü hale getiriyor.
Allah hepimize zenginliğin oluşturduğu illüzyonu değil, herkesin kalbindeki sevgiyi hissedebilmemiz için duygular verdi.
Kazandığım zenginliği ve varlığı birlikte götüremiyorum.
Birlikte götürebildiğim tek şey sevginin oluşturduğu hatıralarım.
Sizinle birlikte olan, size güç veren ve size yola devam etmeniz için ışık veren gerçek zenginlik işte bu sevgi dolu hatıralar.
Sevgi binlerce kilometre gidebilir. Hayatın sonu yok. Gitmek istediğiniz yere gidin. Ulaşmak istediğiniz yüksekliğe ulaşın; hepsi sizin kalbinizde ve ellerinizde.
Dünyada en pahalı yatak nedir biliyor musunuz? “Hasta yatağı.”
Sizin için arabayı sürmesi amacıyla bir kişiyi şoför olarak kiralayabilirsiniz. Size para kazandırması için bir kişiyi istihdam edebilirsiniz. Ancak hastalığınızı sizin için taşıyacak kimseyi bulamazsınız.
Kaybedilen materyaller bulunabilir. Ancak kaybolduğu zaman asla bulamayacağınız bir şey var: “Hayat.”
Bir insan ameliyathaneye girdiğinde, o ana kadar okumayı bitirmiş olması gereken bir kitabın olduğunu fark ediyor: “Sağlıklı Hayat Kitabı.”
Şu anda nasıl bir hayat sahnesinde olduğumuzla, zaman içinde, perdeler aşağıya inince yüzleşiyoruz.
Ailenizin, eşinizin ve dostlarınızın sevgilerine değer verin.
Kendinize iyi bakın. Diğer insanlara şefkat gösterin. Steve Job”

2011’de, 56 yaşında, pankreas kanserinden ölmüştür.

Kardeşi, son sözlerinin, “Oh wov! Oh vow! Oh vow!” olduğunu söylemiştir. Türkçesi, “Vay canına. Vay canına. Vay canına.”.Bizimki de, Kelime-i şehadet olur inşallah. Türkçesi, “Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Ve yine şahitlik ederim ki, Hz. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.”

Esen ve mutlu kalın, Allah’a emanet olun sevgili okuyucularım.