Kıymetli hemşerilerim,

Geçim zorlaştı. Pahalılık almış başını gidiyor.

Biz bireyler için söylüyorum, az üretip, çok tüketmekten midir?

Tasarruf etmemekten midir?

Başka deyişle, ayağımızı yorganımıza göre uzatmamamızdan mıdır?

Yine başka anlatımla, halimizi, haddimizi bilmeyip başkalarına bakıp harcamalar yaptığımızdan mıdır nedir, birden geçim boşluğuna düştük.

Düştüğümüz halden kurtulmak için bireysel, ailesel önlemler almak, yaşam biçimimizi, harcama, tüketme tarzımızı gözden geçirmeye, fazlalıkları ayıklamaya çalışmak yerine söylenip, şikâyet edip durursak, olmaz!

Zekânın bir göstergesinin de, kişinin yeni koşullara uyum sağlayabileceği değişiklikleri yapabilmesi olduğu söylenir.

Mesela Albert Einstein, zekânın çok çalışmak, çok merak edebilmek ve pes etmemek olduğunu söyler ve başarısını buna bağlar.

Bir şey yapmayıp da sadece dert yanan kişinin haline, düştüğü yerde debelenip durmak denebilir.

Akıllılarımız bir türlü çareler, alternatifler, değişim, dönüşümler üretebilir.

Bu yazdıklarımdan, “Herkes kendi başının çaresine baksın!” demek istediğim anlaşılmasın ya da bilerek böyle kötü bir sonuç çıkarılmasın.

Memleketi kalkındırmak, vatandaşının refahını sağlamak, devletin ülke güvenliğinden sonra en önemli görevidir.

Devlet, milletin örgütlenmiş, eş deyimle teşkilatlanmış şeklidir.

Devlet düzeneğinde, alt üst, hiyerarşik, yani sıra düzen sistemi vardır.

Sözgelimi, bankalar, büyük giyim markaları, ulaşım şirketleri nasıl kendi yönetim düzenlerini kurmuşlarsa, millet de bunun milyon katı büyüklüğündeki kendi yönetim düzenini, bürokratik sistemini kurmuştur.

Hemşerimiz Abdullah Kiğılı, “Dükkanı rahmetli babamdan devraldığımda, 100 metre kare, çalışan sayısı beşti. Şimdi 1900 kişi. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde 180 mağaza var. O zaman kasanın, dükkanın anahtarı babamdaydı, o açıp kapatırdı. Şimdi kim açıp kapatıyor, kasanın anahtarı kimde, parayı kim yatırıyor bilmem. Ama sistem yürüyor, memnunum.” diyor.

Bir de devleti düşünün…

82 milyon çalışanı var(!)

İngiltere Başbakanı Winston Churchill, eşine,

-Seni yönetmek, Birleşik Krallığı yönetmekten daha zor dermiş!

Başka bir sözü aklıma geldi.

Avam Kamarası mı, Lortlar Kamarası mı, birinde, bir muhalefet milletvekili,

-Sen sarhoşsun! diye seslenince kendisine,

-Hanımefendi, benim sarhoşluğum yarına kadar geçecek ama senin çirkinliğin hiç geçmeyecek diye cevap vermiş!

Türkiye’de pahalılık birse, depremzede Malatya’da iki.

Diğer depremzede illerimizi bilmem, belki oralar da böyle ama özellikle Malatya’mızda bir bozuk ticari piyasa almış başını gidiyor.

Adam Smith, devlet ekonomik düzene müdahale etmesin, fiyatlar serbest piyasada belirlensin diyor ama Malatya’da işleyen bu sistem başka bir sistem.

Geçen gün Dilek otobüsünde bir vatandaşımızla konuşuyordum.

-Ayakkabıma bağ alacaktım bir yerde sordum, kırk lira dedi. Boyacıya gittim on lira dedi. Bir çay ocağında iki çay içtim. Bir gün önce on lira vermiştim, ertesi gün aynı yerde yirmi lira istedi adam, zam gelmiş diyor.

Evet, dostlar, beş liranın, on liranın acı acı hesabını yapan milyonlarca vatandaşımız olduğunu hiç birimiz unutmamalıyız, aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Adam Smith yaşıyor olsa sorardık Malatya’daki bu piyasanın adı ne diye?

Bu piyasa serbest rekabet ortamında malların fiyatının belirlendiği, yatırımın, üretimin, istihdamın ona göre planlandığı, hayata geçirildiği, bu düzen Adam Simth’in dediği, “bir sihirli elin ekonomiyi yönettiği düzen” değil elbette.

Büyük çoğunluğu dışarıdan gelen, benliği, kimliği, vicdanı temiz olmayan, Allah korkusu olmayan sözde satıcıların “çok serbest piyasa düzeni”.

Böyle bir düzenin nasıl denetlenebileceği de henüz icat edilmemiş herhalde.

Devlet, Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Tedbirleri Genelgesiyle, 17 Mayıs 2024’den itibaren, başta Belediyeler olmak üzere, tüm Kamu Kurumlarında çok büyük bir harcama kısıntısına gitti.

Çok gerekliydi, keşke yıllar önce uygulamaya konsaydı.

Büyükşehir Belediyemiz, bu kısıntı nedeniyle, Kayısı Festivalini, Kültür ve Turizm Bakanlığının üstlenmesini sağlamış.

Çok iyi yapmış.

Devletimiz, bu enflasyondaki hatalarını görecek, doğruyu bulacak, gerekeni yapacak elbette.

Biz de kendi gerçeğimizi bileceğiz, hesabımızı kitabımızı ona göre yapacağız, lüzumsuz sayılabilecek harcamalarımızı kaldıracağız.