Geçenlerde Trabzon’daydık.

Erzurum okul arkadaşlarımızla bir araya geldik.

Yaşlarımız aklımıza bile gelmiyordu.

Öğrenciliğimizde nasılsak öyleydik. .

Buluşmanın tadı da bunda zaten.

Biz Malatya’dan iki arabada, iki aile, biri eşimle ben, diğeri eşiyle Ömer Abi.

Tek araba olsun dedim ama ısrar etmedim, yolumuz uzundu, özel yaşamlar vardı çünkü.

İnsan nasıl evinde rahat ederse, arabasında da öyle diye düşündüm.

Ömer Abi dediğim benden bir sınıf öndeydi.

Yatılı okulda adetti, alt sınıf üst sınıftakine abi derdi.

Yıllar, on yıllar geçerken, yüzüne, arkasına abi derim hep.

Aslında her insanın yüzüne hitabın neyse arkasından da o olmalı zaten.

Ömer abi de bana Can Selahaddin der.

İnşaat mühendisi. Malatya DDY Bölge Müdürlüğünde Yol Müdürlüğü ve Bölge Müdür yardımcılığı yaptı.

Dedi ki,

-Önde sen gideceksin, biz arkanızdan.

-Tamam dedim.

Dilek’te buluştuk.

Yolbulun tarifine göre güzergahı belirledim.

Arapgir, Kemaliye, Refahiye, Şiran, Torul, Maçka (Maçka yolları taşlı/ Geliyor kalem kaşlı) ve Uy Trabzon Trabzon.

“Of, Sürmene, Araklı,

Biz geldik Trabzon’a

Bin kaptan kurban olsun

Kurtuluş Savaşına.” N. Hikmet-Kuvayı Milliye Destanı’ndan.

(Kimilerine göre Kurtuluş Savaşı diye bir şey yokmuş!!!)

Arguvan’ı, Arapkir’i yandan geçip  Camisi Cemevisi himbir komşu olan, ünlü, milli, çağdaş Ocak Köyünü tepede bırakıp, Kemaliye’yi, Fıratın öte yanında kalan 25 köyüyle 1997’de birleştiren; nur içinde yatar inşallah, unutulmayan, efsane vali Recep Yazıcıoğlu’nun öncülüğünde yapılan Yazıcıoğlu Köprüsünü görerek geçtik, Ahmet Kutsi Tecer’in,

 

Orda bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür…

dediği,  Doğu Perincek’in de köyü olan, yıllar önce de gördüğümüz, dönüşte gezdiğimiz Apçağa’ın kapısının önünden geçip adı eskiden Eğin olan Kemaliye’ye geldik.

 

EĞİN TÜRKÜSÜ

Eğin dedikleri küçük bir şehir

Ana ben cahilem çekemem kahir

Yediğim içtiğim ağuyla zehir

 

Ya ben ağlamayım kimler ağlasın

Bu garip gönlümü kimler eğlesin

 

Fırat kenarında kayık değilem

Senden ayrılalı ayık değilem

Bir çift selamına layık değilem

 

Engel yavrum engel Eğinli misin

Eğine gelmeye yeminli misin

 

Eğin viran olmuş baykuşlar öter

Diken olan yerde güller mi biter

Benim bu derdime derman mı yeter

 

Ya ben ağlamayım da kimler ağlasın

Bu garip gönlümü kimler eğlesin

 

Her sabah her sabah okunur ezan

Takatim gelmiyor gurbeti gezem

Okumuş değilem bir name yazam…

 

Kemaliye güzel, gelişmiş, kültür düzeyi yüksek bir ilçe.

Orda mola verdik. Çay içtik. Bir şeyler yedik.

Ömer abi yengeye,

-Hanım Selaadin beye ne diyecektin, unuttun mu? dedi. Yenge heyecanla hatırlayıp,

-Selahattin bey tebrik ederim çok güzel araba kullanıyorsun dedi.

Memnun olmam mı.

Arapkir yolu da dahil, ki bu yolun mutlaka normal bir yola döndürülmesi gerekir; özellikle belirteyim, yolumuzun çok büyük bir bölümü yamaç yoluydu.

İki araç ancak geçebilecek, döngeli, ya çıkış, ya iniş olan, gözünü bir an bile yoldan ayıramadığın, Peygamber efendimizin, “Allah’ım, beni bir an olsun nefsimle başbaşa bırakma” dediği gibi mutlak tehlikeli bir durumdu.

Bu daracık yolun hem de döngelerinde, Dilek demiryolu üstündeki köprüde olduğu gibi koca koca kamyonlar, uzun uzun TIR’larla karşılaşılıyordu.

Dönüşümüzde, yamacın dağ tarafında, 40-50 Km. hızla giderken, tam virajda bir tırla karşılaştık.

Karşılaşmak normaldi tabii ki.

Döndüm ki, tırın uzun kuyruğunun ucu benim geçeceğim yeri terk etmemişti. Yolum arabanın sığamayacağı kadardı. Neyse ki, yolun çukur kısmına direksiyonu kırarak bir kaza olmadan durumu kurtarmıştık. TIR sürücüsü hatalıydı. Virajı en dıştan almamış, benim geçeceğim yolu kapatmıştı. Arabamız yüksek olmasa kaza olurdu.

Kemaliye tünellerini yazmadan geçemem.

Kemaliye ile Divriği üzerinden İç Anadolu’yu birleştiren yol.

Ünlü Fırat Vadisini, Dünya’nın ikinci Büyük Kanyonunu aşan ve demir köprüden karşıya geçip devam eden yol.

Burada bulunan Karanlık Kanyonu, Fırat Vadisini, daha önceki yıllarda motorla gezmiştik. Görevliler bu vadinin dünyanın ikinci derin vadisi olduğunu söylemiş, şansınız varsa vadi yamaçlarında dağ keçilerini de görebilirsiniz demişti.

Fırat’ın üzerinde motorla yüzerken görülen derinlik, yükseklik, iki yandaki dağ kazmayla kırılarak elde edilen dar yol muhteşemdi. Şansımız da varmış ki, keskin, doksan derece dik yamaçta yayılan keçileri de görüp, izlemiştik.

Evet bu yol, geçmişte, Eğinli tüccarların, katır kervanlarıyla Fırat’ı geçip, Giresun Limanına, oradan da İstanbul’a gitmesini sağlamak için düşünülmüş, 1870 yılında yapımına başlanmış, 132 yılda bitirilerek 2002’de ulaşıma açılmış.

Bu yolun yapımında da Efsane Vali’nin, Recep Yazıcıoğlu’nun emeği çokmuş. Halka,

-Siz bir koyun, ben Devlet olarak iki koyacağım, bu yolu yapacağız demiş. 

Kazmayla, kürekle, bilekle, terle, Devlet Millet elbirliğiyle yapılmış.

Hani Yazar Hasan İzzettin Dinamo, Ağustos sıcağında, kan ter içinde, kazma kürekle demiryolu yapımında çalışan köylülere bakıp,

-Olmaz böyle şey! Her kuşak kendi demiryolunu yapsın diyor ya öyle.

Şair Enver Gökçe de diyor ya…

Dut kurusu süpürge tohumu yediğimiz

Ve bir godik arpa için

Sivas kapılarından geri çevrildiğimiz

Günleri defledik

Meri kekliğim yeter çektiğim

Yol parası veremedim diye

Şu dağları bana açtırdılar, şu yolları bana

Hacizlere gitti suna gibi keçim ineğim.

Meri kekliğim

Kore dağlarında tabakam kaldı

Mapuslarda özgürlüğüm

Meri kekliğim

Yeter çektiğim…

 Evet 1870’de başlayıp, 2002 senesinde biten Kemaliye Fırat Vadisi yolu, kazma kürekle açılmış 7 Km. yolu ve yine kazma kürekle ve bilekle açılmış 38 tüneli, delikgeçidi var.

Ki, bu yolun bazı kaynaklarda Dünya’nın en tehlikeli yolu olduğu söylenirmiş.

On sene önce bu yolları geçerek Erzurum’a gitmiştik, şimdi Trabzon’a gidiyorduk.

Yol kenarında, tam da arzuladığımız zamanda, hem de uygun bir yer bularak ikinci molamızı verdik.

Ana yoldan içerde, yüz metre kadar boşluk bırakılarak yapılmış bir köy kahvehanesi,  lavabolar ve mescit.

Mekan yol tesisi olmaktan çok köy kahvesiydi.

İçerideki, dışarıdaki masalarda, çayına kağıt oynuyordu vatandaşlar.

Geçmişte biz de oynardık boş zamanlarımızda.

Elazığ depremi, pandemi, asrın depremi sürecinde Dilek’te bir dakika bile boş vaktim olmadı.

En kısa zamanda, en çok işi, en iyi şekilde nasıl yaparım diye hep düşündüm, uyguladım.

Onun için köylülerin kahvede oyun oynamalarına, ne diyeyim, tembellik derim.

Ömer Abiyle münasip bir yere masa çektik.

Telefonumu şarj prize taktırdım.

Kendimizden önce, telefonun ihtiyacını karşılıyoruz artık.

Kıymetli, saygıdeğer hanımlarımızın yaptığı yiyeceklerin dizilmesiyle masamız güzelleşti.

Allah ne verdiye yedik, karnımızı doyurduk.

Namazlarımızı kıldık, çaylarımızı içtik.

Ve dinlendik, yenilendik.

Kahve personelinin çok sıcak, samimi, içten tutumlarını gördük.

Trabzon’a varmak için tekrar yola çıktık;  yola revan olduk, yola düştük, yola koyulduk da denebilir!!!

Trabzon’da görüşmek üzere inşallah.