Yapay zekâ hayatımızın her alanına hızla girmeye başladı. Artık birkaç saniye içerisinde fotoğraflarımızı değiştirebiliyor, geçmişe götürebiliyor, farklı bir karaktere dönüştürebiliyor veya hiç yaşamadığımız bir anı yaşamışız gibi gösterebiliyor. Özellikle sosyal medyada ortaya çıkan yapay zekâ akımları, milyonlarca insan tarafından eğlence amacıyla kullanılıyor. Son dönemde oldukça ilgi gören “seksenlere dönüş” gibi akımlar da bunun en güzel örneklerinden biri. İnsanlar kendi fotoğraflarını veya aile bireylerinin görüntülerini yapay zekâ uygulamalarına yükleyerek geçmiş dönemlere ait görüntüler oluşturuyor, bunları sosyal medya hesaplarında paylaşıyor. İlk bakışta oldukça masum ve eğlenceli görünen bu akımların aslında üzerinde düşünmemiz gereken bir tarafı daha var: Biz bu görüntüleri oluştururken yapay zekâya ne kadar veri veriyoruz? Kendi fotoğrafımızı yüklediğimizde yalnızca bir fotoğraf paylaşmış olmuyoruz. Bazen yanımızda ailemiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız veya yakınlarımız da bulunuyor. Yani farkında olmadan yalnızca kendi verimizi değil, başkalarının görüntülerini de sisteme aktarabiliyoruz. Peki bu veriler daha sonra ne oluyor? İşte asıl soru burada başlıyor. Yapay zekâ sistemlerine yüklediğimiz görüntülerin nasıl saklandığını, ne kadar süre tutulduğunu veya hangi amaçlarla kullanılabileceğini her zaman tam olarak bilmiyoruz. Teknolojinin hızına yetişmeye çalışırken kişisel verilerimizin değerini göz ardı edebiliyoruz. Bugün yalnızca eğlence amacıyla paylaştığımız bir yüz görüntüsünün yarın ne amaçla kullanılacağını kestirmek kolay değil.
Kötü niyetli kişilerin bu tür verileri kullanarak insanları veya yakınlarını taklit etmesi, sahte görüntüler oluşturması, dolandırıcılık girişimlerinde bulunması ya da kişileri çeşitli suçlara dahil etmeye çalışması ihtimal dahilinde. Düşünün; internette sizin ve ailenizin fotoğraflarına, ses kayıtlarınıza ve kişisel bilgilerinize ulaşabilen biri, bu verileri bir araya getirerek sizi veya yakınlarınızı tanıyan biri gibi davranabilir. Özellikle yaşlı bireyler veya teknoloji konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan kişiler bu tür yöntemlerle daha kolay kandırılabilir. Bu nedenle “Nasıl olsa sadece eğlence amaçlı.” diyerek her uygulamaya kişisel bilgilerimizi yüklememeliyiz. Ancak yapay zekânın oluşturduğu riskler yalnızca kişisel verilerle sınırlı değil. Yapay zekâ, insan eliyle geliştirilen bir teknoloji. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insanların kültürlerini, inançlarını, örf ve adetlerini, duygularını ve düşünce biçimlerini insan gibi deneyimleyebilmesi mümkün değil. Bir toplum için son derece önemli olan bir gelenek, başka bir toplum için aynı anlamı taşımayabilir. Yapay zekâ bize bilgi sunabilir, farklı kültürleri tanıtabilir ve hayatımızı kolaylaştırabilir. Ancak kültürleri yalnızca veriler üzerinden anlamaya çalışmak, zamanla toplumların birbirine benzemesine de yol açabilir. İnternet nasıl dünyanın dört bir yanındaki insanları birbirine yaklaştırdıysa, yapay zekâ da benzer bir etki oluşturuyor. Hepimiz aynı içerikleri tüketiyor, aynı akımları takip ediyor, aynı görüntüleri üretmeye başlıyoruz. Bir süre sonra farklı toplumların kendine özgü renkleri, gelenekleri ve yaşam biçimleri yerini küresel ve tek tip bir kültüre bırakabilir. Bugün bir sosyal medya akımı olarak başlayan şey, yarın kültürel alışkanlıklarımızı bile etkileyebilir. Elbette yapay zekâdan korkup ondan uzaklaşmak çözüm değil. Bu teknoloji hayatımızda olmaya devam edecek ve belki de gelecekte bugün hayal bile edemediğimiz alanlarda kullanılacak. Önemli olan teknolojiyi reddetmek değil, bilinçli kullanmak. Her akıma katılmadan önce “Bu uygulamaya hangi bilgilerimi veriyorum?”, “Bu fotoğrafta başka kimler var?”, “Bu veriler daha sonra ne amaçla kullanılabilir?” diye düşünmeliyiz. Çünkü internette paylaşılan bir fotoğrafı silmek, onun tamamen yok olduğu anlamına gelmeyebilir. Yapay zekâ çağında ise bu durum çok daha önemli hale geliyor. Teknoloji gelişirken biz de bilinçlenmek zorundayız. Eğlenelim, üretelim, yenilikleri takip edelim; ancak bunu yaparken kendimizi ve sevdiklerimizi korumayı unutmayalım ve yine unutmayalım, yapay zekâ bizim ürettiğimiz bir teknoloji olabilir ama ona verdiğimiz her veri, gelecekte bizim hakkımızda oluşturulabilecek yeni bir bilginin parçasına dönüşebilir. Bu yüzden teknolojiye ayak uydururken kim olduğumuzu, kültürümüzü ve kişisel sınırlarımızı kaybetmemeliyiz.