Sınavdan Sınava Geçen Bir Ömür

HÜSEYİN KOCAMAN

04-09-2026 18:10

Bazı insanlar hayatlarını yaşayarak büyür, bazıları ise sınavlara hazırlanarak yaşlanır. Ülkemizde milyonlarca gencin hikâyesi ne yazık ki ikinci gruba giriyor. Daha çocukluk yıllarında başlayan yarış, okul sınavlarıyla devam ediyor; lise giriş sınavı, üniversite sınavı, mezuniyet telaşı ve ardından kamu personeli olmak için girilen sayısız sınav... Bir insanın ömrü, çoğu zaman kitapların arasında, test çözerken ve gelecek kaygısıyla geçip gidiyor. Sınavlar elbette hayatın bir gerçeği. Belirli bir ölçme ve değerlendirme sistemi olmadan adaletli bir seçim yapmak kolay değil. Ancak sorun, sınavların bir araç olmaktan çıkıp hayatın merkezine yerleşmesidir. Bugün gençlerin büyük bir kısmı çocukluklarını yaşayamadıkları gibi gençliklerini de özgürce yaşayamaz hâle gelmiştir. Çünkü her dönemin sonunda yeni bir sınav vardır ve her sınavın sonunda da yeni bir belirsizlik. Üniversiteyi kazanmak yıllarca süren emeğin ardından bir başarı gibi görünür. Aileler umutlanır, öğrenciler gelecek hayalleri kurar. Ancak mezuniyet günü geldiğinde birçok genç için yeni bir mücadele başlar. Bu kez hedef, atanabilmektir. Diplomasını eline alan binlerce genç, yıllarca okuduğu bölümün karşılığını alabilmek için yeniden sınav masasına oturur. Kimi zaman bir yıl, kimi zaman beş yıl, kimi zaman daha uzun süre boyunca aynı kitaplar tekrar tekrar açılır. Atanamama sorunu yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Bu durum aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar da doğurmaktadır. Yıllarca eğitim alan bir kişinin emeklerinin karşılığını alamaması, zamanla umutsuzluk duygusunu besler. Çevresinden gelen “Hâlâ atanamadın mı?” soruları, zaten ağır olan yükü daha da artırır. İnsanlar kendilerini başarısız hissetmeye başlar; oysa çoğu zaman başarısız olan birey değil, ona yeterli fırsat sunamayan sistemdir. Bir öğretmen düşünün. Çocukların geleceğini şekillendirmek için yıllarca eğitim almış, stajlar yapmış, gecesini gündüzüne katmış. Mezun olduktan sonra ise yıllarca atanmayı bekliyor. Bir sağlık çalışanını düşünün. Toplumun ihtiyaç duyduğu bir alanda eğitim almış olmasına rağmen iş bulmakta zorlanıyor. Mühendisler, sosyologlar, psikologlar ve daha niceleri benzer bir belirsizliğin içinde yaşam mücadelesi veriyor. Bu süreç yalnızca bireyleri değil, aileleri de etkiliyor. Anne ve babalar çocuklarının eğitim masraflarını karşılayabilmek için yıllarca fedakârlık yapıyor. Mezuniyet sonrasında işsiz kalan gençler ise ekonomik bağımsızlıklarını kazanamıyor. Ev kurmak, aile olmak, geleceğe yatırım yapmak gibi temel hayaller sürekli erteleniyor. Böylece sınav telaşıyla başlayan yolculuk, atanma bekleyişiyle devam eden uzun bir çıkmaza dönüşüyor. Oysa gençlik, yalnızca sınav salonlarında tüketilecek kadar değersiz değildir. Gençlerin hayal kurmaya, üretmeye, kendilerini geliştirmeye ve yaşamın farklı yönlerini keşfetmeye ihtiyacı vardır. Sürekli bir sınav ve bekleyiş döngüsü içinde geçen yıllar, toplumun en dinamik kesiminin enerjisini tüketmektedir. Bugün üzerinde düşünmemiz gereken asıl soru şudur: Bir insanın hayatı gerçekten birkaç saatlik sınav sonuçlarına indirgenebilir mi? Yıllarca verilen emek, dökülen alın teri ve kazanılan bilgi yalnızca bir puanla mı ölçülmelidir? Eğer cevap hayır ise eğitimden istihdama kadar uzanan süreçte daha kalıcı ve daha adil çözümler üretmek zorundayız. Çünkü zaman sessizce akıp gidiyor. Sınav kitaplarının arasında geçirilen yıllar geri gelmiyor. Birçok genç, hayatının en güzel dönemlerini atanma umuduyla bekleyerek geçiriyor ve bazen farkına vardığında, gençlik dediği yılların çoktan geride kaldığını görüyor. Bir ülkenin en büyük kaynağı doğal zenginlikleri değil, yetişmiş insan gücüdür. Bu nedenle gençlerin umutlarını tüketen değil, onları hayata kazandıran politikalar geliştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Aksi hâlde sınavdan sınava koşan, beklemekten yorulan ve hayalleri ertelenen nesiller yetiştirmeye devam ederiz. İnsan ömrü bir sınav maratonundan ibaret olmamalıdır. Çünkü hayat, sonuç belgesinde yazan birkaç rakamdan çok daha büyüktür.

DİĞER YAZILARI Mutsuzluk ve Gençlik 01-01-1970 03:00 Gençler Neden Evlenemiyor? 01-01-1970 03:00 Eğlencenin Değişen Yüzü: Aileden Bireyselliğe 01-01-1970 03:00 Sonbaharın Sessiz Güzelliği 01-01-1970 03:00 Çocukluğumuzdan Bugüne 01-01-1970 03:00 HAYATA POZİTİF BAKMAK ÇOK GÜZEL BİR SANAT 01-01-1970 03:00 HAYVAN SEVGİSİ BİR VİCDAN MESELESİ 01-01-1970 03:00 Okul Öncesi Alışveriş Telaşı 01-01-1970 03:00 SEVGİ DİLİMİZDE KALDI, KALBİMİZDEN UZAKLAŞTI 01-01-1970 03:00 Yaşlılık Üzerine 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Tescilli Lezzetleri, Şehrin Değerleri 01-01-1970 03:00 Malatya Adliyesi İçin Yeni Bir Başlangıç 01-01-1970 03:00 Teknoloji Üzerine… 01-01-1970 03:00 İş Güvenliği Kağıt Üzerinde Değil, Hayatın İçinde Olmalı 01-01-1970 03:00 Ormanlarımızı Korumak, Geleceğimizi Korumaktır 01-01-1970 03:00 Ormanlarımızı Korumak, Geleceğimizi Korumaktır 01-01-1970 03:00 SEVGİ DİLİMİZDE KALDI, KALBİMİZDEN UZAKLAŞTI 01-01-1970 03:00 Malatya’yı Tanıtmak, Değerlerimize Sahip Çıkmaktır 01-01-1970 03:00 Yardımlaşma 01-01-1970 03:00 Tarım ve Hayvancılık: Geleceğin Güvencesi 01-01-1970 03:00 Yaşlılık Üzerine 01-01-1970 03:00 Güne Enerjik ve Dipdiri Uyanmak 01-01-1970 03:00 Şiddete Karşı Dur Demek 01-01-1970 03:00 Sağlığımızın Kıymetini Bilmek 01-01-1970 03:00 Malatya: Tarihin ve Doğanın Buluştuğu Şehir 01-01-1970 03:00 Zaman akıp giderken… 01-01-1970 03:00 İş Kazası Kader Değil, Sessizliğin Sonucu 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kültürle Yeniden Yükselişi 01-01-1970 03:00 İyiliğin Gölgesine Düşen Kötülük 01-01-1970 03:00 Eşleştirmeyin, eleştirmeyin! 01-01-1970 03:00 Değişen Sadece Teknoloji mi? 01-01-1970 03:00