SEVGİ DİLİMİZDE KALDI, KALBİMİZDEN UZAKLAŞTI

HÜSEYİN KOCAMAN

27-08-2026 17:03

 

Son yıllarda hepimizin çevresinde daha sık karşılaştığı bir durum var: İnsanlar birbirini seviyor gibi yapıyor ama gerçekten seviyor mu, artık bundan emin olmak zor. Dilimizde sevgi sözcükleri çoğaldı; “aşkım, canım, tatlım, bir tanem” demeyi öğrendik. Fakat ne yazık ki bazen bu kelimelerin arkasında gerçek bir sevgi, samimiyet ve vefa bulmak oldukça zor. Birini sevdiğimizi söylemek kolay. Zor olan, o insanın kötü gününde yanında durabilmek. Herkesin iyi olduğu, işlerinin yolunda gittiği, birbirinden çıkar sağladığı dönemlerde dost olmak kolaydır. Asıl mesele, çıkarlar çatıştığında ne yaptığımızdır. Çünkü bazen dün “canım” dediğimiz insan, bugün düşüncelerimize, kararlarımıza veya beklentilerimize uymadığı anda bir anda gözden çıkarılabiliyor. Dün göklere çıkarılan insan, bugün yerden yere vurulabiliyor. İnsan ister istemez soruyor: Daha dün beni seviyordun, bugün ne oldu? Aslında çoğu zaman değişen sevgi değil, çıkar ilişkisidir. İnsanların beklentileri karşılandığı sürece kurulan yakınlık, işler tersine döndüğünde bir anda sona erebiliyor. İşte burada gerçek dostlukla çıkar ilişkisi arasındaki fark ortaya çıkıyor. Bu nedenle hayatta kimseden çok fazla şey beklememeyi öğrenmek gerekiyor. Elbette insanın ailesi, gerçek dostları ve güvenebileceği insanlar olmalı. Ancak herkese hayatımızın bütün kapılarını açmak, en özel acılarımızı, korkularımızı ve sevinçlerimizi herkesle paylaşmak doğru olmayabilir. Çünkü insanın ne zaman neyle karşılaşacağını kestirmek mümkün değil. Bugün bize “Ben senin yanındayım” diyen birinin, yarın yaşadığımız bir sıkıntıyı başkalarına anlatmayacağının garantisi yok. Bazen en büyük acılarımız, en büyük sevinçlerimiz, en özel sırlarımız başkalarının dilinde dolaşmaya başlayabiliyor. Daha da kötüsü, bir zamanlar bize ait olan hassas noktalar, gün gelip bize karşı bir koz olarak kullanılabiliyor. İşte insanı en çok yaralayan da budur. Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Birkaç kötü insanın davranışı yüzünden sevgiden, dostluktan ve insanlara güvenmekten tamamen vazgeçmemeliyiz. Yapmamız gereken herkesten kaçmak değil, kime ne kadar güveneceğimizi öğrenmektir. İnsanları tanımak zaman ister. Söylediklerine değil, zor zamanlardaki davranışlarına bakmak gerekir. Çünkü gerçek sevgi, güzel sözlerden çok davranışlarda kendisini gösterir. Hiç kimse kullanılmayı, küçümsenmeyi veya ötekileştirilmeyi hak etmiyor. Hepimiz eşitiz. Bir insanı diğerinden üstün yapan şey parası, makamı, çevresi veya sahip oldukları değil; ahlakı, vicdanı ve davranışlarıdır. İnsanlar arasında farklılıklar olabilir ama kimsenin bir başkasını değersiz görmeye hakkı yoktur. Bazen bunu unutuyoruz. Oysa hayatın son durağında hepimiz aynı gerçeğe ulaşıyoruz. Mezarda kimsenin makamı, parası, çevresi veya sosyal statüsü kalmıyor. Herkes bu dünyadan bir kefenle göç ediyor. Geriye ise nasıl bir insan olduğumuz, kimlerin hayatına dokunduğumuz ve ardımızda nasıl bir iz bıraktığımız kalıyor. Bu nedenle birbirimizi incitmeden yaşamayı öğrenmeliyiz. Bir insanın zayıf anını eğlence konusu yapmamalı, sırrını başkasına anlatmamalı, acısını koz olarak kullanmamalı ve sırf bizimle aynı düşünmüyor diye onu dışlamamalıyız. Farklı düşünmek düşman olmak değildir. Aynı fikirde olmamak, sevgiyi ve saygıyı ortadan kaldırmamalıdır. Çünkü tıpkı iyilik gibi kötülük de hızla yayılıyor. Bir kişinin yaptığı kötülük, başka bir kötülüğü doğurabiliyor. Buna karşılık bir kişinin gösterdiği anlayış, merhamet ve güzel davranış da çevresindekileri etkileyebiliyor. Sağlam bir gelecek istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz. Başkasından beklediğimiz sevgiyi, saygıyı ve dürüstlüğü önce kendimiz göstermeliyiz. Seviyorsak gerçekten sevelim. Dostsak zor günde de dost olalım. Bir insanın hayatına girmişsek onun güvenini boşa çıkarmayalım. Çünkü sevgi, süslü kelimeler söylemek değil; insanın olmadığı yerde bile onun hakkını savunabilmektir. Ve belki de hepimizin kendimize sorması gereken soru şu: Ben insanları gerçekten seviyor muyum, yoksa onlara ihtiyacım olduğu sürece seviyor gibi mi davranıyorum? Bu sorunun cevabı, yalnızca başkalarını değil, aslında kendimizi ne kadar tanıdığımızı da gösterecek.

DİĞER YAZILARI Mutsuzluk ve Gençlik 01-01-1970 03:00 Gençler Neden Evlenemiyor? 01-01-1970 03:00 Eğlencenin Değişen Yüzü: Aileden Bireyselliğe 01-01-1970 03:00 Sonbaharın Sessiz Güzelliği 01-01-1970 03:00 Çocukluğumuzdan Bugüne 01-01-1970 03:00 HAYATA POZİTİF BAKMAK ÇOK GÜZEL BİR SANAT 01-01-1970 03:00 Sınavdan Sınava Geçen Bir Ömür 01-01-1970 03:00 HAYVAN SEVGİSİ BİR VİCDAN MESELESİ 01-01-1970 03:00 Okul Öncesi Alışveriş Telaşı 01-01-1970 03:00 SEVGİ DİLİMİZDE KALDI, KALBİMİZDEN UZAKLAŞTI 01-01-1970 03:00 Yaşlılık Üzerine 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Tescilli Lezzetleri, Şehrin Değerleri 01-01-1970 03:00 Malatya Adliyesi İçin Yeni Bir Başlangıç 01-01-1970 03:00 Teknoloji Üzerine… 01-01-1970 03:00 İş Güvenliği Kağıt Üzerinde Değil, Hayatın İçinde Olmalı 01-01-1970 03:00 Ormanlarımızı Korumak, Geleceğimizi Korumaktır 01-01-1970 03:00 Ormanlarımızı Korumak, Geleceğimizi Korumaktır 01-01-1970 03:00 Malatya’yı Tanıtmak, Değerlerimize Sahip Çıkmaktır 01-01-1970 03:00 Yardımlaşma 01-01-1970 03:00 Tarım ve Hayvancılık: Geleceğin Güvencesi 01-01-1970 03:00 Yaşlılık Üzerine 01-01-1970 03:00 Güne Enerjik ve Dipdiri Uyanmak 01-01-1970 03:00 Şiddete Karşı Dur Demek 01-01-1970 03:00 Sağlığımızın Kıymetini Bilmek 01-01-1970 03:00 Malatya: Tarihin ve Doğanın Buluştuğu Şehir 01-01-1970 03:00 Zaman akıp giderken… 01-01-1970 03:00 İş Kazası Kader Değil, Sessizliğin Sonucu 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kültürle Yeniden Yükselişi 01-01-1970 03:00 İyiliğin Gölgesine Düşen Kötülük 01-01-1970 03:00 Eşleştirmeyin, eleştirmeyin! 01-01-1970 03:00 Değişen Sadece Teknoloji mi? 01-01-1970 03:00