NAYLON GÖMLEK BEYAZ UN

Selahattin SARIOĞLU

30-09-2026 13:56

Sevgili hemşerilerim nasılsınız…

İnşallah iyisinizdir.

Aman sağlığınıza özen gösterin. Yediğinize, içtiğinize dikkat edin. 

Önünüze gelen yiyecekleri sınırlı yiyin.

Peygamberimiz, birkaç lokma yemenin de yeterli olabileceğini, eğer zorunluluk varsa, yani ağır işler görülecek, enerji gerekecekse midenin en çok üçte birinin doldurulmasını, mide boşluğunun geri kalanının yarısını su için, yarısını da rahat nefes almak için ayrılmasını buyuruyor.

Modern tıp da bunu söylüyor.

Peygamberimiz (Allah’ın selamı üzerine olsun), yaptıklarına, yapmadıklarına, dediklerine, her türlü tutumuna mutlaka uymamız gereken birisidir.

Bakın bilim de onun dediğinin aynısını söylüyor.

Kayseri’de, herhalde tıp fakültesinin ‘dinimiz ve sağlık’ başlıklı bir biriminde, bir yazıda, aklımda kaldığı kadarıyla Yüce Peygamberimizin, içeceklerin, yiyeceklerin çok sıcak olarak boğazdan geçmemesi gerektiğini öğütlüyordu. Şimdi yine modern tıp, bunun gırtlak kanserinin en önemli nedeni olduğunu söylüyor.

Bir kısım insanlar bir yerde yemek yerlerken, omuzlarda bir cenazenin mezarlığa götürüldüğünü görünce, “Neyden ölmüş acaba?” diye konuşmuşlar.

Rahmetlinin çok yemek yiyen biri olduğunu bilen kişi, “Yemiş, yemiş, çatlamış” deyince, oradaki birkaç porsiyon yemek yiyen kişi, kafasını kaldırmış, “vay be! Yersen böyle yiyeceksin!..” demiş.

Bir gün Fuzuli’deki evimizin balkonundan bakarken, dağılan dershane öğrencilerini gördüm.

Gençler hepsi maşallah çitil gibi.

Kendi kendime, “Biz büyükler niye böyle değiliz” dedim ve o anda fazla kilolarımı atmaya karar verdim.

Yememi azalttım. Hareketimi çoğalttım. Sabah yürüyüşlerimi, koşularımı arttırdım.

Bir sabah, İnönü Parkındaki yürüyüş kulvarında koşarken, Malatya’mızın çok değerli futbol adamı, eski Malatyaspor Teknik Direktörlerinden Özkan Akbulut beni görmüş; durdurdu. Hal hatır ettik. “Sana bakıyorum, yüksek bir tempoyla koşuyorsun. Ben futbolcularımı bu tempoyla koştururdum. Hele senin bir nabzını ölçeyim.” dedi.  Ölçtü, “Normal. Aman 90’nı geçmeyecek” dedi. Bir boyun hareketi gösterdi bana, “Başını bir tarafa eğeceksin, on altıya kadar sayacaksın. Sonra diğer tarafa eğeceksin on altıya kadar sayacaksın tamam.” dedi. Ben bu boyun hareketini hep uyguladım.

Bundan olmalı, namazda selam verirken hiç boynum ağrımaz.

Kilo verme sürecinde, insanın yüzü hastaymış gibi kötüleşiyor. Arkadaşlar, görenler hep sorardı, “Hasta mısın?” derlerdi.

Bu kötüleme hali, nasıl oluyorsa bir süre sonra tamamen normalleşiyor, yüz sağlıklı hale dönüyor.

Bir sabah sporundan eve geldim, apartmanın kapısından girdim, komşumuzun bankada çalışan kızıyla karşılaştım. “Selahattin abi spordan mı?” dedi. “Evet” dedim. “Çok fazla yapma” dedi.  Görünümüme acımış, “Neye döndü… Yazık” demişti herhalde içinden.

Ben şakadan, “Beş kilo daha vereyim de” deyince, birden, “Saçmalamaaaa!” diye bir bağırdı, ki görseniz.

Bir gün de yine Baroda arkadaşlarla konuşurken, bir söz uydurdum, “Çinliler, yediğin ekmek kadar çirkin, içtiğin su kadar güzelsin derler!” dedim.

Bir hanım avukat arkadaş, o da çok şakacıydı, kalktı, “Gideyim su içeyim de güzelleşeyim!” dedi.

Bazen de, “Almanların ünlü bir sözü vardır, karı koca evlilik yıldönümlerini kutlarken gelinliklerini ve damatlıklarını giyebilecek vücut yapısında olmalıdır derler.” diye şaka yaparım.

Ben yemeklerde az yiyince, yani birileri gibi şapur şupur yemeyice, millet çeşit çeşit şey düşünüyor demek ki. Bir yemekte, akrabamızın biri yanındakine, benden için, “İştahı yok!” dedi. Halbuki, yesem, yediğimin üç katını rahat, rahat yerim. Hem alışıyorsun, hem de zaten nefsini tutsan beş dakika sonra o istek geçiyor.

Şeker nasıl artık acıysa! Ekmek de artık zararlı.

Özellikle günümüz buğdaylarıyla yapılan, hele de, içine çeşit çeşit katkı maddesi katılan ekmekler…

Yoksa ekmek nimettir.

Törelerimizce kutsaldır.

Yere düşen küçük bir parça ekmeği alır, üç sefer öpüp başımıza koyar, sonra ağzımıza atarız.

Biz böyle bir yüce milletin evlatlarıyız.

Ne yazık ki ekmekler bozuldu.

Aklıma geldi; ünlü yazar Oktay Akbal’ın 1946 yılında çıkan ilk kitabı olan hikaye kitabının adı “Önce Ekmekler Bozuldu”.

Daha olası olan, zihnimdeki bu kitap adının itmesiyle, “Ne yazık ki ekmekler bozuldu” cümlesini kurmam olmalı!

Hafta sonlarında, çıkınımıza peynir, zeytin, çay koyarak, çoğunlukla eşimi de alarak, arabamıza binip uzak ilçelerimizin, kuş konmaz, kervan geçmez köylerini gezer, doğayı, insanı, kültürü, töreyi, geleneği içimize çekerdik.

Benim, böyle gitmediğim köy belki de yoktur.

Bir köyün mezarlığını gezdik, eski mezar kalıntılarını gördük.

Biraz ileride köylüler, kadın erkek oturmuşlar, kadınlar saçta ekmek pişiriyorlardı.

Yanlarına gittik. Oturduk. Sohbet ettik.

Tabii ilk söz, “Nereye gidiyorsunuz?”, ikinci söz, “Nerelisiniz?”, üçüncü söz, “Hayırdır! Ne geziyorsunuz?” Konuşunca, insanlar açılıyor. Tanış çıkanlar oluyor.

Kalktığımız zaman kadınlar, “Durun ekmek almadan nere gidiyorsunuz?” dediler.

“Biz ekmek yemiyoruz!” diye karşılık verince, ocağın başındaki kadın,

“Uyy! Ey ne yiysiniz peki?” diye yadırgamıştı bizi.

Ekmek az, çok az yiyoruz gerçekten.

Mümkün olduğunca tam buğday ekmeği tercih ediyoruz.

Yaşar Çerçi Başkanın MEKSAN Ekmek fabrikasını kurduğu tarihten itibaren, onun satış büfelerinden hep tam buğday ekmek almaya başladık.

Köylüler hep, tarlasından kaldırdığı buğdayını, su değirmeninde, sonraları yapılan elektrikli, akaryakıtlı değirmenlerde öğütüp, evine getirip, ekşili olsun,  yufka olsun, tandır olsun, fetil olsun ekmek yapıp yerdi.

Ama, fabrika unundan, köylülerce denilen “pavruka unundan” ekmeklere, somun olsun, açık olsun imrenilirdi.

Babam çarşıdan yani şehirden her gelişinde çarşı ekmeği denen açık ekmek veya somun ekmeği alarak gelirdi. O ekmekler kapış kapış yenirdi.

Yani fabrika unu dediğimiz beyaz undan, kabukları, kepeği alınmış, bir bakıma rafine un çok gözdeydi.

Nasıl bir zamanlar naylon gözdeyse. Naylon çorap, naylon gömlek gözdeyse.

Ya da Sana Yağı denen kimyasal revaçtaysa.

Çünkü koca İmparatorlukların yerine kahramanlıklarla, şehitlerle, gazilerle kurtardığımız topraklarımız, vatanımız üzerine kurduğumuz devletimiz bir zaman sonra emperyalist soyguncuların, alçakların pazarı haline gelmişti.

Güzel, kahraman milletimize yayınları aracılığıyla sevdirilmişti o yağlar, o naylonlar.

Ama kim ne diyorsa desin, övünelim ki, sevinelim ki, şükredelim ki o derbeder Türkiye prangalarını kırdı attı, ajanlarını eğitiminden, sanayisinden, tarımından, üniversitelerinden, basın yayın organlarından, askerleri, polisleri içinden ayıkladı, yolunu aydınlattı, çağdaş uygarlık yolunda ilerliyor, tarihi hedeflerine ilerliyor, yüz bin kere maşallah.

Geçenlerde birkaç kişi otururken, onlara,

-Madem beyaz un zararlı. Madem tam buğday unlar faydalı. Neden o ünlü Un Fabrikaları üretimlerini niye normal una dönüştürmüyorlar, niye hala aynı zararlı unu üretmeye devam ediyorlar? Diye sordum.

Üniversite mezunuydu çoğumuz.

Kimseden açıklayıcı bir görüş alamadım.

Ben, un fabrikası sahipleri yatırımlarını korumak istiyor. Kazançlarından olmak istemiyor.

Devlet de müdahale edemiyor. Serbest girişime karışmak istemiyor. Vatandaş bilinçlensin, fabrika unundan ekmeği yemesin diye düşünüyor olmalı.

Ancak bu husus sağlık konusu. 

Devletimiz bu hususta işi oluruna bırakmamalı.

Örgütsüz tüketicilerle, örgütlü sermayeyi yan yana bırakmamalı.

Örgütsüz vatandaşlarının yanında durmalı; zararlı undan ayrılışın, değirmen ununa dönüşün önünü açmalı.

DİĞER YAZILARI AVUKAT ÖMER ERDOĞAN ANLATMIŞTI 01-01-1970 03:00 ER GİDEN ESNAF YOL ALIR 01-01-1970 03:00 ÇOK GÜLDÜK 01-01-1970 03:00 “SİZE DARGIN DEĞİLİM” 01-01-1970 03:00 YATILI OKULDAN HATIRA DEFTERİNDEN 01-01-1970 03:00 FIRAT KENARINDA KAYIK DEĞİLEM 01-01-1970 03:00 AĞIR AĞIR KAĞNILAR GİDER 01-01-1970 03:00 DUVARDAKİ JOPU GÖSTERDİ 01-01-1970 03:00 GİDEYİM SU İÇEYİM DE… 01-01-1970 03:00 ŞEKER HOCAM 01-01-1970 03:00 FETAHLADIM HUZURLA DOLDUM 01-01-1970 03:00 Boyayla yeni 01-01-1970 03:00 Siyaset de arınacak aklanıp paklanacak 01-01-1970 03:00 Görüşmeler ağlamayla geçmiş 01-01-1970 03:00 Dünya daha kayısıyı tanımadı! 01-01-1970 03:00 Adliyeye Dilek yolundan gidilir! 01-01-1970 03:00 CHP günlerinde 01-01-1970 03:00 Hemen kurultay olmaz 01-01-1970 03:00 Hemen yeniden başlamak 01-01-1970 03:00 BAKKAL DEFTERİ GİBİ… 01-01-1970 03:00 Haklıyız ama...! 01-01-1970 03:00 İKİNDİYE DOĞRU GELİR DEDİLER! 01-01-1970 03:00 FİZİKEN SÜPER MALATYA 01-01-1970 03:00 NE HOŞ OLMUŞ BURALAR 01-01-1970 03:00 BAŞIMIZA NELER GETİRDİLER 01-01-1970 03:00 HADİ SEVGİYLE KAL SERKAN! 01-01-1970 03:00 Kendisi Zalim Yaptığı Zulüm 01-01-1970 03:00 Gazze Bezi Gazlı Bez Olmuş 01-01-1970 03:00 Malatya’da Altın Dinarlar! 01-01-1970 03:00 Özledik Tozunu Da Çamurunu Da 01-01-1970 03:00 Melekbaba 01-01-1970 03:00 TBB Konuşmalarımdan 01-01-1970 03:00 Yedi Bin Ton Tuz Kullandık 01-01-1970 03:00 19 yaşındaki Şehit Süleyman 01-01-1970 03:00 Çocukken Kaç Şeker… 01-01-1970 03:00 Rahmetli Erbakan Ne Demiş? 01-01-1970 03:00 Başınızı Yesin Darbeniz! 01-01-1970 03:00 O Darağacını Gördüm Görmez Olaydım 01-01-1970 03:00 O Darağacını Gördüm! 01-01-1970 03:00 Malatya’ya Para Getirelim 01-01-1970 03:00 Her İlden Bir Otobüs… 01-01-1970 03:00 Bir tek kül yok! 01-01-1970 03:00 Zalim fırat! 01-01-1970 03:00 İkisi de aynı yolun öncüsü 01-01-1970 03:00 Onuncu yıl nutku 01-01-1970 03:00 Anasının babasının mezarı var 01-01-1970 03:00 PKK AKILLANDI MI NE! 01-01-1970 03:00 MUSTAFA KEMALLERLE YENİDEN DOĞRULDUM 01-01-1970 03:00 On bir yıl önce Türkiye’m Tv’de 01-01-1970 03:00 ADIMIZ TÜRK MİLLETİ 01-01-1970 03:00 Malatya yürüyor 01-01-1970 03:00 İKİ KÖYLÜ 01-01-1970 03:00 DUYARSAM BAYRAM EDERİM 01-01-1970 03:00 ŞİMDİ O DA KURTARAMAZ! 01-01-1970 03:00 ŞU “KEŞKE YUNAN KAZANSAYDI!” MESELESİ 01-01-1970 03:00 ÖZGÜR EŞEKLER! 01-01-1970 03:00 DEDİM Kİ ‘SİZ ALEVİ’SİNİZ DEĞİL Mİ?' 01-01-1970 03:00 O GÜN BU GÜN DEĞİLDİ 01-01-1970 03:00 GEÇMİŞİN IŞIKLARI 01-01-1970 03:00 DURUR DİNLER DENİZ 01-01-1970 03:00 BUNA ‘BAKAN’ DEĞİL ‘YAPAN’ DENİR 01-01-1970 03:00 AĞALIK PAŞALIK DEVRİ BİTTİ 01-01-1970 03:00 ÖLÜMÜNE GEÇTİĞİMZ KÖPRÜ 01-01-1970 03:00 OH BE! BURASI MALATYA 01-01-1970 03:00 BAKKAL DEFTERİ GİBİ… 01-01-1970 03:00 SİZE BORÇLUYUZ TA DERİNDEN 01-01-1970 03:00 AMAN DOKTOR BAK BEBEĞE! 01-01-1970 03:00 YÜZLERİNE BİRER TOKAT VUR! 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE TÜRKİYE KALMALIDIR! 01-01-1970 03:00 ORASI KONYA DA BURASI KENYA MI? 01-01-1970 03:00 ERMİŞLİ YOLLARI DAR 01-01-1970 03:00 HANYA KONYA ANLAŞILMIŞTI 01-01-1970 03:00 ÜNLÜ MALATYA BADEMİ İÇİN İLERİ 01-01-1970 03:00 SEN YOKSUN BİZ VAR MIYIZ… 01-01-1970 03:00 NE GÜZELSİN ARGUVAN NE GÜZELSİN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 VURURLARSA AĞRIMASIN 01-01-1970 03:00 UYANSA ATATÜRK AĞLAR… 01-01-1970 03:00 “SİZE DARGIN DEĞİLİM” 01-01-1970 03:00 AĞACIN BAŞINDAYKEN YER OYNAMIŞTI 01-01-1970 03:00 Sedef İşlemeli Tambur 01-01-1970 03:00 Kütüphaneden Kitaplar Çalınmış 01-01-1970 03:00 SEN ETEKTEN SARISIN 01-01-1970 03:00 KİRPİĞİMDEN BİR TEL KOPARIP VERDİM 01-01-1970 03:00 KESTANE TATLISI GÖTÜRMÜŞTÜM 01-01-1970 03:00 İKİ TABAK YEMEK GELDİ 01-01-1970 03:00 SİMİTLER ALIYORUM KAHVALTIYA 01-01-1970 03:00 SAMİ ER’DEN GELEN MESAJ 01-01-1970 03:00 KAYBEDEN ONLAR OLDU 01-01-1970 03:00 BİZİM ELE EL EYLE! 01-01-1970 03:00 HUKUK MEKTEBİ 01-01-1970 03:00 BEN ESMERİ KAYISI İLE 01-01-1970 03:00 Deprem Sırasında Eve Kaçmak 01-01-1970 03:00 Derepazarı Jandarma Karakolu 01-01-1970 03:00 Aydınlığının Lüzumu Yok Senin! 01-01-1970 03:00 İslam Kardeşliği-Kan Kardeşliği 01-01-1970 03:00 Köyde Örnekköy’de Şişe Suyu! 01-01-1970 03:00 BEN OLSAM SÖĞÜTLÜ’YÜ DURDURURUM 01-01-1970 03:00 Köylü Kadınların Kaçamak Gözleri 01-01-1970 03:00 Suriyeliler Kampını Gezmiştik 01-01-1970 03:00 Muhalefet Olmak 01-01-1970 03:00 Ampulün Parlaklığı 01-01-1970 03:00 Herşey Daha İyi Olacak 01-01-1970 03:00 Annemin Yanında Olurdum 01-01-1970 03:00 Bu Meclis Türkiye’nin Meclisi Değil mi? 01-01-1970 03:00 Deprem Bir Malatyaspor İki 01-01-1970 03:00 O Parkta Sakız Topi Top Satmış 01-01-1970 03:00 Kışla’yı 2002’de Önermişiz 01-01-1970 03:00 Hesabımızı Kitabımızı İyi Yapacağız 01-01-1970 03:00 Hızlı Tren Gelsin Hoş Gelir 01-01-1970 03:00 Takip Edelim Sabredelim… 01-01-1970 03:00