Genellikle köşe başlarında, caddenin, mahallenin ve sokağın en işlek yerlerinde bir bakkalın olduğunu yaşı yarım asrı geride bırakan hemen her yetişkin hatırlar. Bir çocuğun ilk kez harçlığını aldığında yolunu tuttuğu o gizemli, renkli, mis kokulu ve özellikle güven duyulan mekanlardı bakkallar. Bakkal amcalar. Adı Mehmet, Hasan, Şevket, Nazmi, Bektaş olsa da hepsinin değişmeyen ilk ismi bakkal amcaydı. Çünkü amca yakınlığında ve güvenliğindeydi. Onlara sadece çocuklar değil; tüm mahalleli güvenirdi. Adresi soran da evladına eş arayan da, kiralık eve ihtiyacı olan da, borca mal veren toptancı da, veresiye defterine aldıklarını yazdıran da güvenirdi. Hepimizin bir bakkal amcası vardı eskiden.

Benim bakkal amcalığım başkaydı. Çocukluğumu ve kısmen gençliğimi yanında çırak olarak geçirdiğim, ıspanak yıkadığım, maydanoz soğan destelediğim, kışın kapısının önündeki buzları kırdığım, dükkanı sabahın altısında açıp akşamın onunda kapadığım Bakkal Celal. Cezmi Kartay caddesinde ünlü “Beşiktaş ekmek fırını”nın üst köşesindeki “Uğrak gıda” da amcam Celal Şentürk (eski taksici Celal) ve yardımcısı Hıdır Balcı ile uzun yıllar çalışan biri olarak alandan/uygulamadan kuruyorum bugünkü bu cümleleri.

Bakkallar, dönemlerinin şehir hafızasında büyük önem arz eden uğrak yerleriydi. Büyük marketler, üç harfli zincir marketler daha Türkiye’de yer edinmemişken her mahallenin cadde ve sokağın birer bakkalı, bakkalları vardı her şehir gibi Malatya’nın da. Fuzuli caddesinde, “Merkez bakkaliyesi”, “Sabahçı Yusuf”, “Erdemirler Gıda”, “Boyraz Gıda”, “Arı Gıda”, “Göl Gıda”. Merkez bakkaliyesi, ismini karşı köşesindeki Merkez karakolundan alıyordu. Mehmet Aksu (muhammed dayı), kardeşi ve daha sonra oğlu Ethem Aksu’nun işlettiği Malatya’nın en lüks sebze ve meyvelerin bulunduğu manavdı. “Sabahçı Yusuf” ismini 7/24 dükkanın açıklığından alıyordu. Dükkan hiç kapanmazdı. “Göl gıda” ismini Kernek Göl Aile Gazinosu’ndan alıyordu zira ona çok yakındı. Cengiz Topel caddesinin başında “Mavi köşe” vardı Kemal ve Celal Tercan’ın işlettiği. Tercan kardeşlerin dükkanlarında çeşit boldu. Elvan gazozunu ilk orada tatmıştım. İnönü caddesindeki dört yolda “Cıcık”ın manav dükkanı, Emeksiz caddesinin sağ alt köşenin az ilerisinde “Atom”un dükkanı, eski Söğütlü Caminin aşağısında “Balıkçı Zeki ve ortağı Ahmet”in, Kışla Caddesinin sağda “Pazarbaşı” ve Palulu Ahmet’in manavı, sol üstte “Bülbüloğlu”nun dükkanı vardı “Beş Konaklar” sokağından bakıldığında ışıkları parıldayan. Kanalboyu’nda şimdiki Turfandalılar apartmanın eski yerinde köşede kerpiç dükkan Battal abinindi. Diğer ismi Sinema caddesi olan Beş Konaklar’ın Orduzulu İshak amcası vardı. 1976’dan 6 Şubattaki 2. Deprem yıkana kadar hala yerinde olan. Cezmi Kartay caddesinde bizim dışımızda Pütürgeli Mehmet Kuşoğlu, Babulo Sabri, Efe Garajı’nın köşede Pala’nın manavı vardı. Sivas Caddesinin bakkal amacı Osman abiydi. Bu bakkalların tamamına yakının ağırlık ölçü aletleri, iki bakır kefeden oluşan teraziydi. Yılın belli günlerinde belediyenin ilgili bölümünde kontrolü yapılan ve limonla bakır kefeleri parlatılan Kale marka teraziler. “Güneş” ve “Cumhuriyet Gıda’nın yeri bakkallardan biraz farklıydı. Malatya’nın seçkin, ileri gelenlerinin ve hali vaki yerinde insanlarının tercih ettikleri yerlerdi. Onların her ikisinde de bulunmayan yoktu. Malatya halkının kuru bamyadan Barbunyaya, konservelerden Pastırmaya, salam ve sosis çeşitlerine kadar bir çok yiyeceği ilk kez görüp tattıkları yerler bu dükkanlardı. Eski Belediye binası şimdiki yapımı devam eden Söğütlü Cami’nin karşısındaki Galip Talip Demirkök kardeşlerin “Cumhuriyet bakkaliyesi” ile “Güneş bakkaliyesi”nin yer döşemesinden vitrinine raflarından tartı aletlerine kadar hepsi zamanın en iyisi ve gösterişlisiydi.

İsimleri, sahipleri ve işletmecileri değişen bu bakkalların değişmeyen iki önemli özelliği vardı. Bunlardan ilki hemen hepsi, bir evin ihtiyaç duyacağı her şeyi bulundurmasıydı. Şimdi eczanelerden ancak alınabilecek Aspirin, Gripin, Novalgini de buralarda bulabilirdiniz ocaklarda kullanılan İspirtoyu da. Çocukların altına bağlanan naylonlardan ve çocuk emziklerden yorgan kaplamaya yarayan iğne ve ipliklere, hasta sormaya giderken daha çok götürülen paket bisküvilerden pirinç ununa kadar, peynir mayasından Lüks lambası tülüne kadar akla gelebilecek her türlü ürünü bulundururlardı. İkincisi ise tanıyan tanımayan hemen her kesim insanın zihninde oluşturdukları güvendi. Ne de olsa onlar bizim bakkal amcalarımızdı. Paramız çıkışmadığında “sonra getirirsin”, “eline geçince ödersin” diyen amcalarımızdı. Dükkanına ilk alış verişe gittiğimizde “bu da bizden olsun” deyip parasını almayan. Sıcak yaz günlerinde soğuk gazoz istediğimizde “acele içme boğazını üşütürsün” diye ikaz eden.  Eve Tanrı misafiri geldiğinde düşünülmeden gidilip veresiye defterine yazdırılan. Evde bir hasta, ölüm, darlık olduğunda ilk yetişen. Düğün nişan davetiyelerinde ilk akla gelen. Yeri geldiğinde muhtar, yeri geldiğinde bekçi, yeri geldiğinde yediemin olan. Bulundukları bölgede ilk telefonların bulunduğu, günlük gazetelerin elden ele gezdirildiği, adreslerin sorulduğu veya teyit edildiği mekanlar: bakkallar ve bakkal amcalar.

Şehirler büyüyüp gelişip kent kimliğine bürünmediği, yaşam alanlarının kalabalık ve karmaşıklaşmadığı, herkesin herkesi tanıdığı, zamanın hızlı akmadığı, maddiyatın maneviyata galip gelmediği, “biz”lerin “ben”lerden kıymetli olduğu, güven ve emniyet kavramının sözlüklerden aranmadığı, dönemlerde her birinin kendi şahsına münhasır bakkal ve halk demiyle bakkalcıları vardı her memleket gibi Malatya’nın ve Malatyalı’nın. Onlar, şehir hafızalarının ve kimliğinin en kıymetli yapı taşları olarak anılarımızdalar. Yazıda zikrettiklerimin hemen hepsiyle tanışıklığım, mesaim, alış verişim ve anım vardır. Ahirete uğurladıklarımıza Allahtan rahmet kalanlara (tahminimce sadece Babulo sabri ve Etem aksu yaşıyor) sağlıklı uzun ömürler dilerim.