Malatya’da son yirmi gün içerisinde 6 tane yaşları değişen yaşlının ölümü “sessiz ölüm” diye nitelendirilen bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Ölüm sebepleri tam olarak bilinmeyen ölümlerin ortak iki özelliği yalnız yaşamaları ve yaşlı olmalarıdır. Yaşlanma ve yalnızlaşma modern toplumların bir yönünü ifade etmektedir. Toplumsal değişimler ve dönüşümler nüfusun yaşlanması gibi bir demografik dönüşümünü diğer taraftan da yalnızlaşmasını beraberinde getirmektedir.

Dünya toplumları yakın bir zamandan beri yaşlanmaktadır. 8.5 milyar nüfuslu dünyada yaklaşık 800 bin 65 üstü yaşlı yaşamaktadır. Dünya ortalaması yaklaşık % 10 olan yaşlı nüfus oranı gelişmiş ülkelerde % 17-20 arasındadır. Bugün, Türkiye’nin nüfusunun % 11’i yaşlıdır. Bu eğilimin artarak süreceğine dair varsayımlar bulunmaktadır. Dolayısıyla, nüfusu yaşlanan toplumlar oluyoruz.

Doğurganlığın azalmasıyla birlikte insan ömrünün uzamasının sonucu olarak ortaya çıkan yaşlanmaya, yalnızlık, yalnız yaşamak da eşlik etmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu 2024 verilerine göre ülkemizde 19.5 milyon bekar var ve bunların önemli bir bölümü evlenmek istemiyor. Yine 2024 verilerine göre 1 milyon 750 bin 900'ünü tek başına yaşayan yaşlı bulunmaktadır. Bu hanelerin %74,0'ını yaşlı kadınlar, %26,0'ını ise yaşlı erkekler oluşturmaktadır. Yaşlanmanın ve yalnız yaşamayı tercih etmenin arkasında toplumun, toplumsal yapını değişmesi bulunmaktadır.

Üretim modelinin tarım ve hayvancılıktan sanayi ve hizmetler sektörüne geçişi; kırdan kentlere küçük kentlerden metropollere göç, kadının eğitim fırsatlarından faydalanmasına bağlı olarak çalışma hayatına yoğun katılımı, ailenin nüfus kompozisyonun değişmesi/küçülmesi, doğurganlığın azalmasıyla çekirdek ailenin oranının yükselmesi, dinin insan tutum ve davranışları üzerindeki etkilerinin zayıflaması, sosyal değerlerdeki erozyon, sosyal kontrol mekanizmasının güç kaybetmesi hepsi bir toplumsal yapı değişikliği olarak karşımızda durmaktadır.

Bilim ve teknolojideki olağan üstü gelişmeler, tıp alanındaki ilerlemeler, fiziki güç gerektirmeyen üretim modeli, konforlu kentsel yaşam olanakları insan ömrünü uzatmaktadır. Hayatın her alanında teknolojinin kullanılması, üretiminde otomasyona geçilmesi, kentte yaşayan nüfusun artmasına bağlı olarak kentleşme oranının yükselmesi, okuma yazma oranın yükselmesi, çeşitlenen mesleklerde erkekler kadar kadınların da çalışmaya başlaması gibi değişimler bütünü geleneksel toplumun yerine modern toplumun geçmesini sağlamaktadır. Bugün adına “küresel toplum”, “ağ toplumu”, “dijital toplum”, “sanayi 4 toplumu” denilen modern toplumlarda yaşamaktayız. Modern toplum kendi değerlerini ve önceliklerini inşa etmektedir. Bireyselleşme, maddiyatçılık, duygulardan ziyade aklı ve mantıkla düşünerek hareket etme, gelenek, görenek ve adetlerin yanı sıra akraba, arkadaşlık ve dostluğa da mesafe koyma modern toplum insanın önemsediği yaşama biçimidir. Kişinin kendi kararını verdiği bu toplumda herkes kaderiyle baş başa yaşamak durumundadır. Eskilerin söylediği “tırnağın varsa başını kaşı” sözü, bugün tam karşılığını bulmaktadır. Bunların hepsi, insanların yalnız yaşamasına ve yaşlanmasına neden olmaktadır.

6 Şubat 2023 depremi, bahsi geçen konuları farklı boyuta taşımıştır. Konu, yalnız ölen yaşlılar olduğu için açıklamaları yalnız yaşlıların depremden sonraki yaşantılarıyla sınırlamak gerekmektedir.

Deprem sadece ekonomik ve fiziki yıkımları değil; bunların yanında sosyal yıkımları da beraberinde getirmiştir. Sosyal yıkımların başında kaybolan sosyal ilişkiler, uzun bir birikimin sonucu elde edilen komşuluk, arkadaşlık ve dostluk bulunur. Depremle yaşlılar, gerek ölüm gerekse göçe dayalı olarak sosyal ilişkilerini ve çevrelerini kaybetmişlerdir. Zaten artan yaşla zayıflamaya başlayan ilişkiler, depremle farklı bir aşamaya geçmiştir. Psikolojik tatmin, güven ve sosyal destek sağlayıcı işlevi bulunan komşuluk ilişkilerinin kaybolması, yaşlının gözden uzaklaşmasına ve kendi başına kalmasına neden olmaktadır.

Nüfus içerisinde yaşam alanını terk etmeme konusunda en ısrarcı nüfus kesimi yaşlıdır. Çünkü hem bildiği hem de hâkim olduğu alan, kendi yaşam alanıdır. O alan onun iktidarıdır. Başka yerde kendini sığıntı hissetmektedir. Düşkünlük acizlik hissine sahip olmaktadır. Bu yüzden, yaşlılar içinde yalnız yaşayanlar, ne kadar kötü koşularda da olsa memleketini terk etmemiştir.

Deprem sonrası yaşadığı evlerin yıkılması, mahallelerin dağılması, alt yapı hizmetlerinin yerinden edilmesi yaşlıya başka bir alana başta konteynır, pansiyon, yurt, huzurevi gibi ya kamusal ya da özel başka bir alana zorunlu olarak taşınmasına neden olmaktadır. Bu yer, alışmadığı, bilmediği yerdir. Kurum bakımı çoğu yaşlı için psikolojik yalnızlık ve travmayı yapılandırmaktadır. Uyum sağlamanın, kendini yenilemenin en güç olduğu dönem, yine yaşın ilerlediği dönemdir. Yaşlı düzeninin bozulmasını, yenisine uyum sağlamaktan korktuğundan istememektedir.

Depremle birlikte yaşlıların ve emeklilerin sosyalleştiği mekanlar ortadan kalkmıştır. “Yeni cami”, “emekliler parkı” başta olmak üzere birçok mekan ortadan yıkılmış ve henüz yenileri yapılabilmiş değildir. Yaşlının çok anlam yüklediği ve belki de tek sosyalleştiği ortam yok olmuştur. Akranlarıyla iletişim sağladığı bir olanak kaybolmuştur.

Yaşlılık, insanın sağlık sorunlarının en çok hissedildiği yaşam evresidir. Sağlık sorunların teşhisi, tedavisi ve takibi gibi konularda yalnız yaşayan yaşlının sorunu artmaktadır. Belli aralıklarla ilaçlarının yazılması, kontrollerinin yapılması için kendine destek olabilecek bir olanaktan mahrumiyet, sağlık hizmetlerine erişimi güçleştirerek ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Depremle birlikte, bu hizmetler daha da erişim sorunu yaratmıştır. Kış mevsiminde depremin yaşanması, kırsaldaki veya kentin kenar semtlerindeki yaşlının erişim ve ulaşım imkanını iyice daraltmıştır.

Ekonomik yaşlanma denilen bir durum bulunmaktadır. Yaşlanan kimse, üretimin dışında kalmakta, emekliye resmi olarak ayrılmak zorunda kalan yaşlının geliri ciddi bir oranda artmaktadır. Azalan gelirine rağmen harcamaların artması karşısında yaşlı hem fizyolojik, hem de psikolojik açmazlarla yüzleşmekte, kendini toplumdan daha çok izole etmek durumunda kalmaktadır. Ev, yaşam alanı onun için tek seçenek olarak belirmektedir.

Deprem gibi kriz anında en çok yapı, yeniden inşa ve konuta odaklanılır. Yapı stoklarının artırılması, gözden geçirilmesi, alt yapının yenilenmesi gibi hayati konularda yaşlının unutulma olasılığı artar. Bu biraz da refah anlayışı, refah devleti mantığı ve koşuluyla alakalıdır. İnşaatın, teknik konuların öncelendiği bir dönemde, yaşlı destek listelerine kendi kendini ekleyemez, medyada görünmez, sosyal desteğin dışında kalır.

Yeteri kadar beslenemeyen, ilaç alamayan, ilgilenilmeyen yaşlı, sessiz bir şekilde yaşam alanında ölümü bekler. Ya da bile isteyerek ölür. Bir tür intiharı tercih eder. Çünkü, onun için yaşamla ölüm arasındaki çizgi silinmiştir. Kimseye yük olmak da istemeyen, bunu bir onur kırıcı olarak da hisseden özellikle yalnız yaşayan yaşlı ölümü bekler. “Sessiz ölüm” denilen o ağır sonuç tecelli eder.