Alışveriş merkezleri (AVM) günümüz modern kentlerinin tamamlayıcı bir özelliği olarak her geçen gün popülerliğini artırmaktadır. Bugün Türkiye’de irili ufaklı değişen büyüklükte ve konsepte 447 tane AVM bulunmaktadır. Ev sahipliği yaptığı nüfus sayısı ve Türkiye ekonomisindeki yerine bağlı olarak İstanbul en fazla AVM’ye sahip bir metropolümüz. Mega kent İstanbul’daki AVM sayısı 133, onu 43 AVM ile Ankara ve 28 AVM ile İzmir takip ediyor. Malatya’da “Doğa Cadde” isimli mekanı da AVM kabul edersek iki tane bulunmaktadır. Şiddetli bir deprem yaşayarak ekonomisi duran, nitelikli göç kaybeden Malatya için bu sayının çok yetersiz olduğu zaman zaman sohbetlerde duyulmaktadır. Bu yüzden eski hal binasının yerinde yükselen inşaatın içerisinde de bir AVM yapılacağı/bulunduğu yetkililer tarafından müjdelenmektedir. Zira, ilk bakışta bir fiziki mekan olarak görülen bu mekanlar, gelişmişliğin bir göstergesi olarak sunulmakta ya da algılanmaktadır.
Konu üzerinde tarihsel bir okuma yapıldığında bir kamusal alan yaratma pratiği olarak AVM’lerin ilk örneklerini Antik Yunan’da “Akropol” ve Geç Yunan’da “Agora”larda görmek mümkündür. “Agora”ları “Forum”lar izlemiştir. Agora”lar fiziki bir mekân ya da ortam olmanın ötesinde düşüncelerin tartışıldığı yerler iken, “Forum”lar alış verişin yapıldığı pazar yerini de içeren daha çok eğlence alanları olarak kullanıldığı mekânlar olmuşlardır. Ortaçağda kamusal alanları, kente giriş kapıları ve pazarlar oluşturmuştur. Buralarda her sınıf ve statüden kişi, ekonomik ve sosyal iletişim ve etkileşimde bulunabilmiştir. Bu tarihlerden sonra sanayileşmeyle, kamusal alanda bir takım değişimler yaşanmış, ulaşımdaki gelişmelerle birlikte iş yeri- yerleşim yeri (konut) ilişkisi kamusal alandan kopmalara yol açmıştır. Otoyollarla çevrilen kentlerde meydan ve sokak gibi alanlar geçiş için kullanılmış, toplumsal etkileşim, kentlerin turisttik yerleri ve alış veriş alanlarına doğru kaymıştır. Böylece alışveriş alanları/merkezleri kentlerin diğer bölümlerinden bağımsız kendi kamusallığını yaratmaya başlamıştır. Özellikle büyük kentlerin bir gerçeği olan alışveriş merkezlerinin ilk örneklerini 18. ve 19. yüzyıllardaki Paris ve Londra’daki “pasaj”lara kadar götürmek mümkündür. “İş hanları” ilerleyen sürelerde pasajlara alternatif olarak bir çok iş dalından ve sektörden mağazaların bir arada bulunduğu merkezler olmuştur.
Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi deprem öncesi Malatya’da da ünlü hem İş hanları hem de pasajları vardı. Kışla Caddesi’nin başındaki şuan ki LCW binasının yerindeki “Şirket han” başta olmak üzere, Mecidiye Han, Elmas Han, Pamuk Han, Kazancılar Hanı, İstanbulluoğlu Hanı, Belediye Hanı, Barış Hanı, Çekirdek Hanı, Yüzüncü yıl Hanı, Büyük Çarşı, Kığılı pasajı, İstanbul pasajı, Temelli pasajı ve Japon Pazarı dönemlerinin birer örnek alışveriş merkezleri işlevleri görmüştür. Yaşama yeri, geliri, eğitimi, mesleği ve siyasi görüşü farklı olan hemen herkesin buluştuğu, bir araya geldiği bu yapılar, bir kamusal alan olmanın yanında birer “hafıza mekanları” olarak varlık bulmuşlardır.
İlk örneklerinden bu yana alışveriş merkezleri, ilk başta bir ticari birim gibi görünse de, buralar ticaret alanları olmanın ötesinde kamusal bir alandır. Farklı isimler altında biçim ve işlevi değişen bu fiziki alanlar, insanların buluşma, birbirlerine kavuşma, sosyalleşme ve kültürel etkileşimde bulundukları yerlerdir. Ancak, sanayileşme ve modernleşmeyle beraber gelişen değişim ve dönüşümler geçmiş benzerlerinden çok farklı bir dinamiklere bağlı şekillenen ve işleyen günümüz AVM’lerini yaratmıştır. AVM’ler tartışmasız birer tüketim merkezleridir. Amerikalı ünlü sosyolog G. Ritzer, AVM’ler için “Tüketim katedralleri” metaforunu kullanmaktadır. Bir tapınağa benzetilmesinde amaç, orada bulunan, zaman geçiren, ihtiyaçlarını karşılayan kişilerin tıpkı bir ibadethaneden çıkarken ki yaşadığı rahatlamadır. Nasıl ki ibadethaneden çıkan inançlı kimse, Tanrı’ya karşı sorumluluklarını getirdiğinde rahatlıyorsa bugünün modern kentlileri de AVM’lerde bulunarak ekonomi politik sisteme karşı sorumluluğunu yerine getirmekten kaynaklı rahatlamakta ve mutlu olmaktadır. Çıkışlardaki insanların yüzüne yerleşen gülümsemeler bunu imgelemektedir.
AVM’lerin bu kadar rağbet görmesi ve popüler olması elbette rastlantısal değildir. Seçilen lokasyonundan, mimari yapısına, kapalı otoparkından, ışıklandırmasına, havalandırmasından, yürüyen merdivenlerine, markaların mağaza seçiminden, giriş güvenliğine kadar hepsi bir rasyonaliteye dayanmaktadır. Üzerinde uzun çalışmaların, hesaplamaların ve satış stratejilerinin yapılarak planlandığı bu alanlar, kapitalizmin birer kalesi konumundadır. Kapalı ve açık parklar, tüketici davranışlarının en belirleyici faktör konumunda olduğundan önemsenmektedir. Kentlerin kalabalıklaşan ve karmaşıklaşan trafiğinde AVM’lerin oto parkları, oraya gelmesi beklenen müşteriler için oldukça caziptir. Günümüz insanın önemsediği konuların başında zamanı akılcı kullanmak gelmektedir. AVM’lerdeki mağazaların çeşitliliği, kişiye zamanı israf etmeden kullanma olanağı vermektedir. Arabasını zaman harcamadan park eden birey, daha önce randevusunu aldığı kuaföründe tıraş olurken arabası oto yıkamada temizlenmekte, ebeveynler marketten her türlü ürünü bir arada bulup kampanyalardan faydalanırken çocuklar oyun parkında eğlenmektedir. Alışveriş stresinden uzaklaştıracak sinema ve kafeler hazır sizlere hizmet sunmaktan büyük mutluluk duymaktadır. Bankamatik aramak için zaman harcamanız gerekmemektedir. İçeriye sinen kokular ve sunulan müzikler, insanı hiç rahatsız etmemek üzere ayarlamıştır. Dışarıda akşam olduğunu fark etmenizi sağlayacak camlar gibi saatin kaç olduğunu gösterecek saatler nedense yoktur. Yürüyen merdivenler, mağazaları boylu boyunca gezmeniz için tasarlanmıştır. Girişlerdeki güvenlik kontrolleri, sizlerin emin bir şekilde orada vakit geçirmenizi sağlamaktadır. Dolayısıyla, burada tesadüfe bırakılmış hiçbir şey yoktur.
AVM’ler modern tüketim toplumunun en görünür sahnelerindendir. Burada alışverişin dışında insanlar bir araya gelmekte, karşılaşmakta, sosyalleşmekte, etkileşmekte, bir kimlik inşası ve yaşam tarzı tarzını uygulamaya koymaktadır. Zira orada bulunmak ve görünmek, günümüz gösterişçi tüketim toplumundaki insandan beklenen bir davranış konumundadır. Yaratılan algı, bu mekanları kullanmayan insanların kendilerini kötü hissetmelerine neden olabilecek kadar güçlü işlemektedir. Burada yapılan harcamalar ve karşılanan ihtiyaçların dışında, burada bulunmak kişiye bir kimlik, saygınlık ve aidiyet kazandırmaktadır. Bu bağlamda, kalabalıkları kendine çeken bu fiziki mekan, eksiklerin giderildiği bir merkez olmanın haricinde kullanıcısına psikolojik ve kültürel tatmin sağlayan bir ortam sağlamaktadır. Birey, oraya adım atar atmaz bunların tümünün bedeli ödemek mecburiyetindedir. Aldığınız en basit ve temel bir ürün için ödediğiniz fiyata, yukarıdaki tüm zihinsel emek, kapitalist planlama ve stratejiye bağlı yaratılan hijyenik, lüks, gösterişli ve güvenli bir kamusal alanı yaratmanın karşılığı olan ücret ciro edilmektedir.
AVM’lere gelmemeye başladığınızda ya da tüketim yapmaya ara verdiğinizde sizi bu konuda düşünen bir sistem var: Cep telefonunuza gelen mesajlar ve e-postanıza gelen mailler, sizleri kaçırılmayacak fırsatlardan ve kampanyalardan haberdar etmektedir.