Çok hızlı değişimlerin ve oluşumların şekillendirdiği bir süreç yaşanmaktadır. Dünya daha önce eşine rastlanılmayan ekonomik, sosyal ve siyasal değişimlere ev sahipliği yapmaktadır. Bilimde, teknolojide, sanatta, üretimde, yönetimde ve toplam olarak gündelik hayatta akıl almaz bir değişim sarmalı içinde toplum farklılaşmaktadır. Dünya nüfusunun büyük bir bölümün kentlerde yaşaması, köyleri ve haliyle tarım ve hayvancılığı bırakması, çekirdek ailenin yaygınlık kazanması, evlenme yaşının yükselmesi, kadının aldığı eğitimin yükselmesiyle birlikte çalışma hayatına etkin bir şekilde katılması, insanların ihtiyaçlarını kurumlar aracılığıyla gidermeye başlaması, refah devletine ilişkin sosyal politikaların üretilmesi aslında toplumsal değişimi işaret etmektedir. Çok farklı alandan beslenen ve sonuçları hiç de kolay bir şekilde kestirilemeyen bu değişimler geleneksel değerlendirmeleri, kabulleri, yapıları, alışkanlıkları eskitmekte ve geçersiz kılmaktadır. Türk siyasetinin önemli bir aktörü olan rahmetli Süleyman Demirel bu durumu “Dünkü güneşle bugünkü çamaşırlar kurutulmaz” diyerek açıklamaya çalışmıştır.
I.Wallerstein “Bildiğimiz dünyanın sonu”, F. Fukuyama “Tarihin sonu”, U. Beck “Risk toplumu”, D. Bell “Bilgi toplumu”, F. Lyotard “Postmodern toplum”, D. Harvey “Postmodern durum”, M. Castells “Ağ toplumu” eserlerinde 21. yüzyıl dünyası ve toplumunda meydana gelen değişimleri tartışmaktadır. Modernleşen, sanayileşen, kentleşen ve küreselleşen toplumlar farklı yapı özelliklerine bağlı olarak dönüşmektedirler. Hepsinin ortak noktası ise değişimdir. Bahsi geçen değişimlerden toplumun önemli bir oluşturucu öğesi olan aile ve evlilik de etkilenmektedir. Gelişmelere bağlı olarak aileler küçülmekte, evlilik ya ertelenmekte ya da düşünülmemekte, evlenen çiftler hazır olduklarında çocuk yapmayı düşünmekte veya çocuk olayına pek sıcak bakmamaktadırlar. Bunlarla birlikte tek kişinin yaşadığı hanelerden oluşan ailelerin yanı sıra evli eşlerin çalışma koşullarından dolayı ayrı yaşamak durumunda kaldığı aileler alternatif olarak belirmektedir. Evlenme ve doğurganlık hızının düşmesi, tüm bu değişimlerin en somut görünen ve belki de en tartışılan yönüdür. Konu Türkiye özelinde de düşen evlenme ve doğurganlık hız oranlarıyla kendini hissettirmektedir. TUIK verilerine bakıldığında 2001 yılında binde 8.35 olan evlenme hızı artan nüfusa rağmen 2023 yılında binde 6.63’e gerilemiştir. 2001 yılında binde 2.38 olan doğurganlık hızı 2023 yılında binde 1.51’e düşmüştür.
Toplum işlevsel, ilişkisel ve karmaşık bir bütündür. Sosyal yaşantı içinde meydana gelen herhangi bir oluşumu alıp incelemeniz, toplum hakkında bir fikir üretmenize yeterli gelir. Bir toplum ve dönem için tüm toplumu ve zamanı araştırmanıza gerek yok. İçinden bir birimi, işleyişi, sorunu, çözüm yolunu, uygulamayı, alışkanlığı veya sorunu alıp değerlendirme yapmanız toplumun geneline ilişkin çok sayıda ip uçları elde etmenizi sağlar. Evlenmek, aile kurmak, ibadet etmek, eğlenmek, oy vermek, suç işlemek, boşanmak, yatırım yapmak, göç etmek, meslek değiştirmek veya alış veriş yapmak hepsi birer sosyal davranıştır. Sosyal davranışlar, anlık ve gelişi güzel gerçekleşmez. Sosyal davranışlar belli bir bağlamın, yapının ve toplumsal yaşantının ürünüdürler. Evlenmek kadar bekâr kalmak, 18 yaşında evlenmek kadar 45 yaşında evlenmek, 8 çocuğa sahip olmak kadar hiç çocuk dünyaya getirmemek ya da tek çocuğu ideal olarak belirlemek bir sosyal davranış ve olgudur.
Türkiye’deki nüfusun % 80’ nine yakını kentlerde yaşamaktadır. İstihdam dağılımında en büyük oran hizmetler sektöründedir. Okuma yazma hızla artmaktadır. 2008 yılında 9.8 olan üniversite mezunu oranı 2023 yılında 24.6’ya yükselmiştir. Gündelik hayatın her alanına teknoloji damgasını vurmaktadır. En son dijital teknolojik bir ürün artık çocukların elindedir. İnternet teknolojisini kullanma olanağı bulan Türk vatandaşı dünyadaki gelişmeleri anlık takip etmekte ve onlardan etkilenmektedir. Akıllı telefonlar ve tabletler hayatımızın ayrılmaz ve yadsınamaz bir gerçeğidir. Yaşanılan yerleşim alanları geçmişten hem daha çok kalabalık hem de daha karmaşık. İnsanlar işlerine gidebilmek veya günlük en basit ihtiyaçlarını giderebilmek için mutlaka bir özel taşıta veya toplu taşıma sistemine muhtaç. Asansörsüz konut, klimasız bir araç veya işyeri, beyaz eşyasız, bilgisayar ve internetsiz bir ev düşünülmeyeceği gibi işi, düzenli bir geliri ve eğitimi olmayan bir eşle evlenmek mümkün gözükmemektedir. Konforlu modern kent yaşamı geçmişten ekonomik ve sosyal açıdan hem daha çok maliyetli hem de daha zahmetlidir. Evlenmek, yuva kurmak ve çocuk yetiştirmek her geçen gün maliyetli ve emekli bir noktaya doğru evrilmektedir. Buna bağlı olarak gençler, anne babalarınınkinden farklı bir yaşam ve gelecek hayal etmektedir. Mevcut ekonomik ve sosyal koşullar, gençleri evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya ikna etmekten uzaktır. İyi bir yaşamı hayal eden bir yetişkin çift eğitimli ve çalışan eş talep etmektedir. Kendi ölçütlerine göre bir eş adayı bulmak eskisi kadar kolay değildir. Kimse bir diğerini kolay kolay tanımamaktadır. Çalışan bir kadının çocuğunu doğrudan hizmet alarak büyütmesi günümüz şartlarında oldukça güçtür. Ana okulundan liseye kadar devlet okullarının sınıf mevcut sayılarının yüksekliği ve olanaklarının sınırlılığı, ebeveynleri özel okullara mecbur bırakırken, özel okullardan hizmet almak ancak üst sınıfın ayrıcalığında şekillenmektedir. Anne babalarının nasihati ve çabasıyla okuyan genç üniversite mezunlarının işsizliği her geçen gün artmaktadır. “Ceketimi satar yine seni okuturum” diyen anne babalar pişman. Aldıkları yüksek puanlarla ülkenin en iyi üniversitelerine yerleşen gençler, geleceğe umutla bakamamaktadır. Evin dışı çocukların oynaması ve vakit geçirmesi için eskisi kadar güvenli değil. Şiddet, madde bağımlılığı, ihmal ve istismar okulların içine kadar girmiş bir vaziyettedir. Kamuoyunda çok yankı uyandıran bıçakla öldürülen 15 yaşındaki Ahmet Minguzzi’nin yargılanma süreci ve benzeri adli vakaların sonuçları tüm ebeveynler kadar anne baba adaylarını ciddi bir karamsarlığa itmektedir. Televizyonlarda izlenme rekoru kıran gündüz programları ve dizi filmlerdeki ahlaksızlık ve terbiyesizlik hemen her kesimdeki halk tarafı rahatsız etmektedir. Kamusal bir hizmet verme sorumluluğu olan medya bu anlamda ciddi bir açmazla karşı karşıyadır. Pandemiyi deneyimlemiş, deprem, sel, yangın, maden faciası gibi doğal afetlerde on binlerce insanını kaybetmiş ve birinci derece deprem bölgesinde yaşamasına rağmen depreme dirençli kent yapılanmasının siyasi bir mesele olmaktan kurtarılamaması yanında küresel ısınma ve iklim anlaşmaları gibi konular insanları, anne babaları ve gençleri kaygılandırmaktadır. Bu ve benzeri durumlar karşısında gençler evlenmeyi ve çocuk yapmayı rasyonel olarak görmemektedirler.