Ankara abisi adlı bir sosyal medya yardım fenomeniyle başlayan daha sonra Yıldız Tilbe ve Çelik gibi magazin dünyasının çok yakından tanıdığı ses sanatçılarının devam ettirdikleri unutulmuş bir gelenek olan borç kapatma, sessiz yardım etme davranışı Türk kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Sosyal medya fenomenleri ve sanatçılardan sonra bazı kamu kuruluşlarının temsilcilerinin de iştirak ettikleri bu davranış, halkın teveccühünü kazanmaktadır. “Askıda ekmek” gibi görünen ama ondan daha fazla popüler olmanın yanında kendinden çok bahsedilen bir davranış, bir yardım veya bir ibadet türü olan borç kapatmak aslında unutulmaya yüz tutmuş bir gelenektir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Zimem, yani veresiye defterlerinin zenginler tarafından özellikle Ramazan ayında ödendiği, kapatıldığı, satın alındığı bir gelenek, bugün sosyal medya aracılığıyla daha görünür bir formda yeniden uygulamaya konulmaktadır. Geleneksel bu davranışının sosyal medya aracılığıyla görünürlüğü, tabii yanında bir tartışmayı da beraberinde de getirmektedir. Yapılan yardım ya da ibadetin görüneni mi gizli yapılanı mı makbuldür?. Tartışmaya katılmak ve taraf olmaktan daha önemli bir şey var ki o da, konunun toplumsal olarak verdiği mesajdır.
Bir küçük mahalle bakkalının, bir eczanenin veya bir fırının veresiye defterini satın alarak tanımadığı bir kimsenin ödemekte zorlandığı hesabını üstlenmesi ve sonrasında bunu fotoğraf ve video kayıtlarıyla sosyal medya hesaplarına servis edilmesi giderek taraftar bulmaktadır. Her gün bunlara yenileri eklenmekte; kapsamı ve içeriği farklılaşmaktadır.
Bu görüntüler ilk bakışta içimizi ısıtıyor. Ekonomik sıkıntıların yoğunlaştığı bir dönemde birilerinin başkalarının borçlarını üstlenmesi, hiç şüphe yok insani bir dayanışma örneği olarak hafızalara kazınıyor. Geçmişten bu yana veresiye defterleri, Türkiye’de mahalle kültürünün eski bir parçasıdır. İnsanların zor zamanlarında nefes almasını sağlayan küçük ama önemli karşılıklı bir güven mekanizmasıdır.
Mesele yalnızca yardım etmekten ibaret değil. Asıl tartışma, yardımın nasıl görünür kılındığıyla ilgili. Çünkü bu tür paylaşımların önemli bir kısmı sosyal medyada geniş bir görünürlük kazanmak için servis ediliyor. Yardımın kendisi kadar, hatta bazen ondan daha fazla, yardımın görüntüsü dolaşıma giriyor. Doğal olarak büyük bir insan kitlesi, bu davranışı görüyor, konuşuyor ve ilgi duyuyor. En önemlisi insanın içini ısıtıyor, geleceğe umutla bakmasını sağlıyor.

İnsanın içini ısıtan, merhamet duygularını harekete geçiren ve umut veren bu sahneler, modern kent insanı açısından oldukça anlamlıdır. Çünkü modern kent hayatının giderek bireyselleştiği, insanların birbirlerine yabancılaştığı bir dönemde hala başkasının derdini düşünen/hisseden insanların var olduğunu düşünmek insana iyi geliyor. Ancak bu hikâyeler sadece birer iyilik örneği değil, bunun yanında toplumun ekonomik ve sosyal gerçekliğine dair sessiz ipuçları da taşıyor. Yoksulluk ve yardımlaşma toplumun iki farklı gerçeği.
Türkiye’de mahalle bakkalı yalnızca alış veriş yapılan küçük işletmeler değildir. Onlar aynı zamanda mahalle hayatının hafızasını taşıyan mekânlardır. Bakkal, çoğu zaman müşterisinin sadece ne aldığını değil, nasıl yaşadığı da bilir. İşini kaybeden veya hesapsız harcama yapan bir babayı, ay sonunu getirmeyen bir aileyi, düzensiz geliri olmayanların yaşam hikâyelerini, çocuğun okul masrafları karşısında gücü tükenen bir annenin çaresizliğini de tanır. İşte bu yüzden bakkalların veresiye defterleri sıradan bir muhasebe defteri değildir; aslında mahallenin görünmeyen hikâyelerini barındıran bir tür ekonomik ve sosyal arşivdir.
Veresiye defterleri, eşine az rastlanır bir kültürel uygulamadır. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak için açtırdığı hesabına alış verişini yazdırır, maaş aldığında ya da eline para geçtiğinde öder. Resmi yönü olmayan, karşılıklı güvene dayalı bu uygulama, Türk halkının uygulamaya koyduğu bir çözüm yolu örneğidir ve oldukça eskidir. Burada bakkal, müşterisine güvenir, müşteri de mahcup olmamak için borcunu ödemek için çaba sarf eder. Borç aksadığında veya geciktiğinde bakkala görünmemek, önünden geçmemek için yol değiştirmek kendiliğinden gelişen ama mahcubiyet içeren bir tepkidir. Türk sineması bu konuyu işleyen filmlerle doludur.
Son günlerde sosyal medya aracığıyla gündeme gelen olay, bir yönüyle tarihsel ve kültürel bir yaşam örneğini gündeme getirdiği gibi, ülkenin diğer yanı olan geçim sıkıntısına da dikkat çekmektedir. Borç defterlerinin kapatılmasını sağlayan popüler kişinin çoğalması kadar, bu defterlerin sayılarının da çoğalmış olması düşündürücüdür. Geçim sıkıntısı hemen yanı başımızdadır. Bir sokak ötede veya aşağıdaki mahallededir. Tanımadığı bir kimsenin veresiye defterini kapatmak ne kadar empati duygularını canlı tutmak adına sevindiriciyken, ödemeyi bekleyen mahcubiyet yüklü kara kaplı bakkal defterlerinin varlığı o kadar üzücüdür.
Varlık ve yokluk, geçici veya kalıcı olarak hem insani hem de toplumsal bir durumdur. Bunlar, yaşam örüntüsü içerisinde birbirleriyle var olurlar. Bunlardan birinin tamamen ortadan kalktığı yani toplumun tüm kesimin ya yoksul ya da zengin olduğunu gösteren bir tarih yoktur. Burada önemli olan ve sosyal medya vasıtasıyla ortaya çıkan dayanışma duygusunun hala var yerinde olmasıdır. Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel tüm bozulmalara rağmen Anadolu irfanının, sağduyusunun ve vicdanının bu topraklarda hala yaşamasıdır. Konu bu açıdan değerlendirilme ve okunmalıdır.
insanların birbirinin yükünü omuzlamasıdır.
Borçlar bitmiştir ama asıl hatırlanması gereken şudur:
Toplum, en zayıfının yükünü hafifletebildiği kadar güçlüdür.
Bugün birinin borcu ödendi; yarın bir başkasının umudu yeşersin diye. Güzel tespitleriniz için teşekkürler Ünal hocam.