2025 NEDEN “AİLE YILI” OLARAK İLAN EDİLDİ?

Prof. Dr. Ünal ŞENTÜRK

10-03-2025 11:56

Aile, insan yetersizliği, yetkinsizliği ve sınırlılığını aşmak için toplum tarafından oluşturulmuş temel kurumlardan biridir. İnsanı diğer canlılardan ayıran konuşma, yorum yapma, kültür yaratma ve bir şeyler ortaya çıkarma gibi özellikleri kendiliğinden gelişmemektedir. İnsani her türlü özelliğin arkasında, onunla yakın iletişim ve etkileşimde bulunan diğer insanlar vardır. İnsan, en ayırıcı niteliklerini çevresindeki insanlarla olan etkileşimine borçludur. Aile, insanın bu sınırlılığı ve yetersizliğinden doğmuş toplumsal birimdir. Dünyaya gelen çocuk, aile içerisinde başta ebeveynleri olmak üzere diğer aile üyeleriyle olan yakın ve samimi diyaloglarına bağlı olarak fiziksel, zihinsel ve bilişsel gelişimi tamamlamakta; ileriki yaşantısında kullanacağı topluma ait değer, norm, kaide, gelenek ve görenekleri öğrenmekte, topluma uyum sağlamakta, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamaktadır. En temel ihtiyaçları kesintisiz giderilen, sıcak ve samimi ortamda yaşama şansı olan çocuk, diğerlerinden daha sağlıklı bir yetişin olmakta, toplumun kendisinden beklediği tutum ve davranışları gerçekleştirmekte, akademik başarıyı elde edebilmek için gerekli motivasyonu sağlayabilmektedir.

Çocuğun dünyaya getirilmesi ve topluma kazandırılmasıyla toplumun geleceğini temin eden aile, çocuk kadar ebeveynler için de önemli işlevler yerine getirmektedir. Eşler, evlenerek statü değiştirmekte, en insani özellik olan bencillikten kurtularak sorumluluk almakta, istikrarlı bir yaşantıyı deneyimlemekte, kimliğini kazanmakta, bir bütünün parçası olma gibi psikososyal tatmin elde etmektedir. Dünyadaki değişen tüm intihar vakalarında ve ruh sağlığı sorunu yaşayanlar içinde bekarların ve çocuksuz evlilerin olması bile, aile ve evliliğin insan yaşantısındaki yerini açıklamakta yeterli bir bilgi vermektedir. Son zamanlarda sosyal medyada paylaşılan “eve gitmeyi, eve dönmeyi, evde durmayı ve evde olmayı seviyorum” sloganı bu anlamda oldukça önemlidir. Ev, evlilik, yuva ve aile olgusu, insan ve toplum açısından oldukça önemlidir. Dünya siyasetinde Türkler, “aile” ve “devlet” kurumlarına verdikleri önemle tarihte anılmaktadır. Devlet ve aile biri diğerine tercih edilmeyecek kadar anlamlı ve değerli iki mefhumdur. Tarihsel olarak bakıldığında Eski Türklerden günümüze kadar aile ve evlilik, hem kutsal hem de kültürel olarak çok değerlidir. Her anne baba için dünyadaki muradı, çocuklarını evlendirmektir, onların mürüvvetini görmektir. Türklerden başka bu konuya bu kadar ihtimam gösteren bir millet sayılıdır. Ancak, dünyadaki diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de son zamanlarda aile ve evlilik konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. 2024 yılına ait açıklanan aile ve evliliğe ilişkin veriler dikkatleri kendine çekmektedir. Her geçen yıl bir öncekinden daha az evlenme, daha fazla boşanmayla karşılaşılmakta; bekar sayısında ciddi bir artış yanı sıra kaba doğum oranında ise bir düşme gözlemlenmektedir.

2001 yılında 544322 olan evlenme sayısı ve binde 8.5 olan evlilik hızı, 2020 yılında 488335 evlenme sayısına ve binde 6 evlenme hızına gerilemiştir. Nüfusun artarak yaklaşık 86 milyon olduğu 2024 yılında ise evlenme sayısı, 568395 ve evlilik hızı ise binde 6.65 şeklindedir. 2001 yılında 91994 boşanma sayısı ve binde 1.41 boşanma hızı yaşanırken bu oranlar, 2020 yılında 136570 boşanma sayısına ve binde 1.9 boşanma hızına ulaşmıştır. 2024 yılında ise 187343 boşanma gerçekleşerek boşanma hızı binde 2.19’a yükselmiştir. Aile sosyolojisinde “Single family “diye geçen tek kişilik aileler veya diğer ifadeyle bekâr/yalnız yaşayanların sayısında da ciddi bir yükseliş görülmektedir. 2014 yılında 2.9 milyon olan yalnız yaşayan/evlenmeyen bekâr yaşayan sayısı 2023 yılında 5.2 milyona erişmiştir. Kamuoyunun bir süre ilgisini çeken doğurganlık hızındaki düşme de keza ilgililer tarafından kaygıyla takip edilmektedir. 2001 yılında 2.38 olan doğurganlık oranı 2023 yılında 1.53’e gerilemiştir.

Demografik projeksiyonlar bu gidişatın devam edeceği yönünde. Toplumun geleceğini tehdit eden bu gelişmeler karşısında devlet, endişelenmekte ve buna bağlı olarak önlem almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2025 yılını “Aile yılı” olarak ilan etmesi, aile ve evlilik konusunda endişe verici gelişmelerin bir sonucu olarak okunmaktadır.

2025 yılının “aile yılı” olarak ilan edilmesi aile ve evlilik olgusundaki olumsuz gelişmelerle açıklanmaktadır. Aile ve evlilik, toplumun oluşturucu öğelerinden veya toplumsal yapının bileşenlerinden biridir. Toplum işlevsel, ilişkisel ve kompleks bir bütündür. Fiziki çevre/yaşama alanı, nüfus, kurumlar (aile, ekonomi, eğitim, siyaset, hukuk, sağlık vb.), sosyal değerler ve kültür, toplumsal yapının oluşturucu unsurlarıdır. Birbiriyle süresiz ilişki halinde olan bu unsurların her birinin var olma sebebi yerine getirdikleri işlevdir. Bu unsurlardan birinde meydana gelen işlev kaybı veya değişme, onlarla ilişki halinde olan diğer unsurlarda etkisini gösterir. Bu bağlamda, gelişme, değişme, çözülme, ilerleme, gerileme, kriz gibi her toplumsal durum, ancak toplumun oluşturucu unsurlar dikkate alınarak çözümlenmektedir. En azından sosyolojik öğreti, bunu iddia etmektedir. Aile ve evlilik konusundaki değişimler de bu gerçeklikten bağımsız değildir. Evliliğin ve doğurganlığın düşmesi yanı sıra boşanmanın ve yalnız/bekar yaşamının artması toplumsal yapı değişikliğiyle açıklanmaktadır. Kırdan kente göç, geniş aileden çekirdek aileye geçiş, ailenin ekonomik bir birim olmaktan ve eğitim veren bir kurum olmaktan çıkması, kadının artan eğitim imkanlarından faydalanarak çalışma hayatına katılması, hukuktaki (aile mahkemelerinin boşanma süreçlerini hızlı karara bağlaması) gelişmeler, bekar yaşama ve boşanmaya ilişkin halkın düşünce ve tutumunun değişme toplam olarak bir toplumsal yapı değişikliğidir.

Modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçleri bahsi geçen toplumsal yapının hem değişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır hem de bu yapıyı değişen hızda ve oranda değişime zorlamaktadır. Türkiye Cumhuriyetin kuruluşundan başlamak üzere hızlı bir şekilde modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçlerine ev sahipliği yapmaktadır. Nüfusun yaklaşık % 80 ni kentlerde yaşamaktadır. Çalışanların büyük bir bölümü, tarım ve hayvancılıkta değil; sanayi ve hizmetler sektöründe istihdam etmektedir. Nüfusun % 97.6’sı okuma yazma bilmekte; okuma yazma bilmeyen anne babaların çocukları bugün üniversite mezunu olmaktadır. Çiftçi ebeveynlerin çocukları mühendis, hâkim, savcı, öğretmen, pilot, doktor, dişçi olmaktadır. Doğup büyüğü memleketinden uzaklardaki üniversitelerde okuyan kız çocuğu sayısı her geçen gün artmaktadır. Erkeğin hakim olduğu her iş dalı ve meslek de kadınlar da kendinden bahsettirmektedir. Geleneksel kadın ve erkeğe ilişkin cinsiyet rolleri yer ila yeksan olmaktadır. İnsanların gelecekten beklentileri değişmekte, küresel gelişmeler gençlerin gelecek tasarımında belirleyici olmaktadır. Önceden kadın, tüm kazanımlarını aile ve evliliğe borçluyken, bugün eğitim ve çalışma hayatı kadını erkek karşısında güçlendirmektedir. Artık kimse, yaşlandığında kendisine baksın diye çocuk dünyaya getirmemektedir. Çocuğun ekonomik değeri, psikolojik değeriyle yer değiştirmektedir. Daha önce kadının eğitimi ve çalışmasına yönelik olumsuz bir değer yargısı varken, bugün kadından kendini geliştirmesi, hakkını araması ve kendi ayakları üzerinde durması için okuması ve çalışması beklenmektedir. Bahse konu gelişmeler ve beraberinde ortaya çıkan hızlı değişmeler karşısında toplum kuralsızlık diye ifade edilen bir “anomi” yaşamaktadır. “Anomik” durumlara toplumun kısa sürede uyum sağlaması çok olası bir durum değildir. Tarihte her dönemde aile, gerçekleşen durumlara kendini uyarlayabilerek varlığını sürdürmüştür ve alınan önlemlerle de bu gerçek yine yenilenecektir.

DİĞER YAZILARI DEMOFRAFİK BİR RİSK OLARAK ÇOCUKSUZLUK EĞİLİMİ 01-01-1970 03:00 BİR BAKKAL DEFTERİNİN KAPATMA DAVRANIŞININ ANLATTIKLARI 01-01-1970 03:00 Şehir Hafızasında Bir Uğrak Yeri: Bakkallar 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Sohbeti: Asım Demirkök 01-01-1970 03:00 Modern kentlerin bir gerçeği: Alışveriş merkezleri (AVM’ler) 01-01-1970 03:00 Malatya’daki sessiz ölümler 01-01-1970 03:00 SOSYAL BİR DEĞERİMİZ OLAN KOMŞULUK 01-01-1970 03:00 Düşen Evlenme ve Doğurganlık Hızının Toplumsal İzahı 01-01-1970 03:00 TOPLUMSAL DEĞİŞİME NÜFUSUN ETKİSİ 01-01-1970 03:00 MODERN BEYAZ ADAMIN ACELESİ VAR 01-01-1970 03:00 Kentin-Mekanın Toplumsallığı 01-01-1970 03:00