Sokak aralarında dolaşan, esnafın önünde uyuyan ya da bir kap mama bekleyen mahalle kedileri aslında düşündüğümüzden çok daha büyük bir görevi üstleniyor. Uzmanlara göre bu tüylü dostlarımız, kemirgen nüfusunu kontrol ederek Hanta virüsü başta olmak üzere birçok tehlikeli hastalığın insanlara ulaşmasını engelleyen doğal koruyucular arasında yer alıyor. Peki nasıl? Veteriner Cerrahi Uzmanı Sadi Bilici, konuyla ilgili Malatya Sonmanşet gazetesine önemli açıklamalarda bulundu.
Kedileri genellikle kaldırım kenarlarında güneşlenirken, esnafın kapısında bir kap mama beklerken veya sokak aralarında oyun oynarken gördüklerini dile getiren Veteriner Cerrahi Uzmanı Sadi Bilici, Malatya’nın kent kültürünün ayrılmaz bir parçası olan ‘mahalle kedileri’, çoğu için sadece sevimli dostlar veya sokağın neşesi olarak bilindiğini söyledi.
“BÖBREK KANAMALARINA YOL AÇABİLİR”
“Ancak bu tüylü komşularımızın, halk sağlığını koruma konusunda üstlendikleri hayati ve çoğu zaman göz ardı edilen bir görevleri var: Özellikle deprem sonrası yaşadığımız konteyner kamplarda beslediğimiz kediler bizi kemirgen kaynaklı ölümcül hastalıklardan ve Hanta Virüs'ten korumak” diyen Bilici, Hanta virüsü hakkında şunları kaydetti:
“Hanta virüs; enfekte fare, sıçan ve diğer kemirgenlerin idrar, dışkı veya tükürükleri aracılığıyla doğaya yayılan tehlikeli bir virüs ailesidir. İnsanlara genellikle bu atıkların kuruyup toz haline gelmesi ve solunum yoluyla vücuda alınmasıyla bulaşır. Hastalık, gribal enfeksiyon belirtileriyle (yüksek ateş, kas ağrıları, baş ağrısı) başlar, ancak hızla ilerleyerek şiddetli solunum yetmezliğine (Hantavirüs Pulmoner Sendromu) ve böbrek kanamalarına yol açabilir. Virüsün doğrudan bir aşısı veya spesifik bir tedavisi bulunmuyor. Virüsle mücadelenin tek ve en etkili yolunun kaynağı yok etmek yani kemirgen popülasyonunu kontrol altında tutmak.”
“KOKU VE BIRAKTIKLARI İZLERLE DE KEMİRGENLERİ O BÖLGEDEN UZAK TUTAR”
Kediler olmazsa Hanta virüsü gibi hastalıkların kent merkezlerine inmesinin an meselesi olduğunu belirten Bilici,
“İşte tam bu noktada, modern şehir yaşamının görünmez biyolojik bariyerleri olan mahalle kedileri devreye giriyor. Hızla artan betonlaşma, altyapı çalışmaları ve atık yönetimindeki aksaklıklar, konteyner toplu yaşam yerleri şehirlerde fare ve sıçan nüfusunun patlaması için mükemmel zeminler hazırlar. Eğer onları doğal yollarla avlayacak bir mekanizma olmazsa, Hanta virüs gibi hastalıkların kent merkezlerine inmesi an meselesidir. Kediler, binlerce yıllık evrimleri gereği kusursuz avcılardır. Bir mahallede kedilerin varlığı, sadece aktif olarak fare avlamalarıyla değil, aynı zamanda yaydıkları koku ve bıraktıkları izlerle de kemirgenleri o bölgeden uzak tutar. Fareler, yırtıcı bir tehdidin (kedinin) olduğu bölgelere yuva yapmaktan ve üremekten kaçınırlar. Bu durum, kedileri kimyasal ilaçlamalardan (pestisitler) çok daha çevreci, sürdürülebilir ve sağlıklı bir haşere kontrol yöntemi yapar”
açıklamasına yer verdi.
“DOĞA, DENGEYİ KORUYANLARI HER ZAMAN ÖDÜLLENDİRİR”
Kediler için bırakılan bir kap su veya bir avuç mama, sadece bir hayvanı doyurmakla kalmadığını aslında bunun mahallenin görünmez kalkanını güçlendirdiğini söyleyen Bilici sözlerini şöyle tamamladı:
“Avrupa'nın pek çok büyük şehrinde (örneğin Paris ve Londra'nın bazı bölgelerinde) sokak hayvanlarının sistemli olarak toplatılması, zaman zaman devasa fare istilalarına ve beraberinde halk sağlığı krizlerine yol açmıştır. Bizim sokaklarımız ise, bu tüylü koruyucuların nöbeti sayesinde bu tür kitlesel istilalardan büyük ölçüde korunmaktadır. Bugün kapımızın önüne koyduğumuz bir kap su veya bir avuç mama, sadece bir hayvanı doyurmakla kalmıyor; aslında mahallemizin görünmez kalkanını güçlendiriyor. Kendi ekosistemimiz içinde, sokak kedileriyle kurduğumuz bu karşılıklı yardımlaşma, bizi laboratuvarlarda çaresi zor aranan virüslere karşı koruyor. Sokağınızdan geçen o tekir veya sarmana bir dahaki sefere sadece sevimli bir hayvan olarak değil, ailenizi ve mahallenizi kemirgen kaynaklı salgınlardan koruyan gönüllü bir halk sağlığı bekçisi olarak bakın. Çünkü doğa, dengeyi koruyanları her zaman ödüllendirir.”
HÜSEYİN KOCAMAN
