İnsanlık tarihi kendini lider gören çok fani tanıdı. Kimi korkuyla hükmetti, kimi zulümle ayakta kaldı, kimi nefret diliyle taraftar topladı. Sonra… Sonra bu hadsizler bir bir yok olup gittiler. Geriye ne bıraktılar: Lanetle anılmayı! Evet, kendisini insan sanan bu mahlûkatlar, dünya var olduğu müddetçe lanetle anılacaklardır.
İnsanlığa merhametiyle yön veren Hz. Muhammed’in(sav) hayatına baktığımızda; öfkenin yerine sabrı, intikamın yerine affı, nefretin yerine sevgi ve muhabbeti inşa etmeye çalıştığını görürüz. Gönülleri fethederek insan kazanmayı esas alan Hz. Muhammed(sav) Taif’te taşlandığında, Uhud’da dişi kırıldığında, kendisine maddi ve manevi işkence edildiğinde dahi kimseye beddua etmemiş, kimseye lanet okumamıştır.
Hz. Muhammed(sav) yaşadığı müddetce sadece üç şeye lanet okumuştur. Bu üç şeyin ilki “insanların işini zora sürenleredir”. Bilirsiniz İslam dini insanların hayatını kolaylaştıran, hayatı insana sevdiren bir dindir. İslam; eziyet dini değil, kolaylık dinidir. O nedenle İslam Peygamberi; insanları dinden soğutan, hayatı çekilmez hale getiren, makamını güç gösterisine dönüştüren anlayışa şiddetle karşı çıkmıştır ve bu yönde hareket edenleri de lanetlemiştir. O, “kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.”, demiştir. Bugün yetkisini hizmet için değil de tahakküm için kullananlar, şüphesiz ki peygamberin bu lanetinden nasiplerini alacaklardır. Çünkü insanların yükünü hafifletmek yerine artıran herkes; yalnızca kul hakkına değil, ilahi düzene de karşı gelmektedirler. Zulüm sadece sopa ile olmaz. Bürokrasiyle, kibirle, adaletsizlikle, vicdansızlıkla da olur.
Hz. Muhammed’in(sav) ikinci laneti “tabiatı ve çevreyi kirletenleredir.” İslam’ın çevre anlayışı modern dünyanın yıllar sonra ulaşmaya çalıştığı hakikatin ta kendisidir. Çünkü Kur’an, tabiatı sadece tüketilecek bir kaynak değil; Allah’ın ayetlerinden biri olarak görür. Ağaç kesmeyi sıradanlaştıran, ormanları yakan veya yakılmasına seyirci kalan, toprağı zehirleyen, havayı kirleten, suyu para uğruna yok eden anlayış; yalnızca çevreyi değil, insanlığın geleceğini de öldürmektedir. Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar kanserle, kirli havayla, hormonlu gıdalarla, kimyasal zehirlerle mücadele ediyorsa bunun sebebini toprağın yorulmasında, suyun küsmesinde, havanın zehirle ağırlaşmasında aramak gerekir. Çünkü insan tabiatın sahibi değil, emanetçisidir. Emanete ihanet eden ise sadece dünyaya değil, Yaradan’ın kurduğu dengeye de savaş açmış olur. Kur’an’ın Rum Suresi 41. Ayeti: “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” buyruğu bugün bütün çıplaklığıyla karşımızdadır. İnsan, teknolojiyi geliştirdi ama vicdanını geliştiremedi. Betonu büyüttü ama merhameti küçülttü. Bugün çevre felaketlerinin arkasında yalnızca sanayi değil; ahlaki çöküş vardır.
Hz. Muhammed’in(sav) üçüncü ve en büyük laneti, “parayı ilah edinenleredir.” Para, araç olmaktan çıkar amaç olursa ahlak çöker, ahlak çökünce de insanlık ölür. Bugün dünyada savaşların büyük kısmı petrol için değil mi? Darbeler onun için yapılmıyor mu? Uyuşturucu, fuhuş, silah ve sömürü servet çarklarının dönmesi için değil mi? Dünyada insanlık, Yaratan’a değil; varlığa ve güç sahiplerine secde eder hale gelmişse, para, vicdansız ellerde büyüyüp adaleti satın almışsa, hukuk susturulmuşsa, medyayı kirletilmişse insanın mutluluğundan, barış ve huzurundan bahsedilmesi mümkün mü? İşte biz, bugün bunu yaşıyoruz. Bugün, modern çağın putunun taştan değil de banknotlardan yapılmadığını kim iddia edebilir? Söyler misiniz bana Kur’an’ın en sert uyarılarından biri de serveti yığanlara değil mi? Şu bir büyük gerçek ki paylaşılmayan servet, toplumda kin üretir. Adaletsizlik büyüdükçe huzur küçülür. Bir tarafta çöpe ekmek atanlar, diğer tarafta çöpte ekmek arayanlar çoğalırsa o toplumun geleceği olur mu? Hangi sistem olursa olsun böylesi bir toplum çökmeye mahkûmdur.
Dikkat edilirse bu üç büyük lanetin ortak noktası aynıdır: Zulüm…
Zulüm: İnsanı ezmektir. Zulüm: Tabiatı yok etmektir. Zulüm: Parayı ilahlaştırmaktır. Kur’an’ın düşman tanımı da tam burada ortaya çıkar. Kur’an, insanları ırkına göre ayırmaz. Rengine göre sınıflandırmaz. Milletine göre düşman ilan etmez. Kur’an’ın hedef aldığı tek düşman zalimlerdir. Bakara Suresi 193. ayetinde: “Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” buyurulması boşuna değildir. Çünkü zalim; dengeyi bozan kişidir. Hakkı yerinden eden kişidir. Adaleti eğip büken kişidir.
Bugün insanlık teknolojide yükselirken ahlakta çöküş yaşıyorsa… Binalar büyürken vicdanlar taşlaşıyor ve küçülüyorsa… Kalabalıklar artarken merhamet azalıyorsa… Sebebi; Hz. Muhammed’in işaret ettiği bu üç büyük lanetin devleşmiş olmasıdır.
İnsanlık yeniden huzur istiyorsa; işi zorlaştıran kibirden, tabiatı öldüren açgözlülükten, parayı ilahlaştıran zihniyetten kurtulmak zorundadır. Çünkü rahmetin yolu merhametten, adaletin yolu vicdandan, imanın yolu ise insan kalabilmekten geçer.