Devlet, sınırlardan, saraylardan, taş binalardan, makamdan, koltuktan, makam aracından, protokolden, törenlerden ibaret değildir. Devlet; adaletin gölgesi, milletin vicdanı, mazlumun sığınağıdır. Bir devletin gerçek gücü; tankıyla, topuyla değil; hakkıyla, hukukuyla vicdanıyla ölçülür. Çünkü devlet dediğiniz şey, önce ahlaktır. Ahlakı çöken devletin duvarları ayakta kalsa bile kendisi çökmüştür.

Devlet ne zaman çöker biliyor musunuz?

Devlet, fitne kılcal damarlara kadar sirayet ettiğinde çöker.

Devlet, kendisine olan güveni kaybettiğinde, devleti oluşturan vatandaşların devlete ve birbirine güvenemez hâle geldiğinde çöker.

Devlet, kardeş kardeşe şüpheyle baktığında, sadakat yerini menfaate bıraktığında çöker.

Devlet, ilim susturulduğunda çöker.

Devlet, bilim insanları konuşamazken dalkavuklar ekranlarda boy gösteriyorsa, akıl hor görülüp cehalet alkışlanıyorsa, sorgulayan değil biat eden makbul sayılıyorsa çöker.

Devlet, liyakat öldüğünde çöker. Ehliyetin yerine sadakat geçtiğinde, bilgili insanlar kapının önüne konulup beceriksizler makam odalarına doldurulduğunda çöker. Bir milletin çocukları torpil bulamadığı için hayallerini bavullara koyup başka ülkelere gitmek zorunda kaldığında çöker.

Devlet, adalet terazisini kaybettiğinde çöker. Güçlü olanın hukuku, zayıf olanın kaderi hâline gelirse, mahkemeler vicdan dağıtmak yerine korku dağıtırsa, haklı olmak yetmeyip güçlü olmak gerekiyorsa çöker.

Devlet, anayasası sadece sıradan vatandaş için geçerli bir metne dönüştüğünde çöker.

Kanunlar garibana sert, güçlüye esnek uygulanıyorsa, yemin ederek göreve gelenler, ettikleri yemini makam kapısında unutuyorsa çöker.

Devlet, emanetin ehline verilmediğinde çöker. Çünkü emanet kutsaldır.

Devlet, milletin vergisiyle maaş alanlar millete efendilik taslamaya başladığında çöker. Kendisi, devlete hizmetkâr olması gerekenlerin kendilerini devletin sahibi olarak görmeleri, kendilerini devlet yerine koymaları sonucu çöker.

Devlet, gençlerini kaybettiğinde çöker. Gençlerin gözlerinden umut çekilmişse, üniversite diplomaları işsizliğin resmi belgesine dönüşmüşse, gençler gelecek planını kendi vatanında değil başka ülkelerde kuruyorsa çöker.

Devlet, eğitimini ideolojik kavgalara kurban ettiğinde çöker. Tarikatların gölgesinde okullar düşünce üreten kurumlar olmaktan çıkıp ezber fabrikasına dönüştüğünde, çocuklara ahlak, vicdan, bilim ve üretim yerine sadece itaat öğretildiğinde çöker.

Devlet, üretimi bıraktığında çöker. Tarlaları boş bırakıp ithalatla övündüğünde… Kendi çiftçisini ezen, kendi sanayicisini yalnız bırakan anlayış hâkim olduğunda çöker. Üreten değil tüketen toplum hâline gelmek, çöküşün sessiz ilanıdır.

Devlet, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini yerli veya yabancı şirketlere peşkeş çektiğinde  çöker.

Devlet, yolsuzluk sıradanlaştığında çöker. Haram yiyen utanmıyorsa… Kul hakkına el uzatmak başarı sayılıyorsa… Hırsızlık maharet, dürüstlük saflık gibi gösteriliyorsa çöker.

Devlet, medya hakikatin değil menfaatin sözcüsü hâline geldiğinde çöker. Gazeteciler gerçeği yazmak yerine talimat bekliyorsa… Kalemler satılık, manşetler sipariş olmuşsa çöker.

Devlet, din istismar edildiğinde çöker. Allah ile aldatanlar çoğaldığında… İnanç, vicdanı diri tutmak yerine çıkar devşirme aracına dönüştürüldüğünde çöker.

Devlet, kutuplaşmadan beslenmeye başladığında çöker. Millet aynı bayrağın altında birbirine düşman hâle getirildiğinde… Farklı düşünen herkes hain ilan edildiğinde çöker.

Devlet, korku ile yönetilmeye başladığında çöker. İnsanlar konuşmaktan, yazmaktan, düşünmekten çekinir hâle geldiğinde… Sessizlik huzurdan değil korkudan doğuyorsa çöker.

Ve devlet… Kendisine sahip çıkması gereken namuslu insanların sessizliği çoğaldığında çöker. Çünkü bir devleti hırsızlar değil, dürüst insanların suskunluğu yıkar.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Devlet dışarıdan gelen düşmanlardan önce içerideki hainlerin, ruhunu satanların çabaları sonucu çürümesi sonucu çökmüş ve yıkılmıştır. Roma’yı çökerten, ahlaki çöküştür. Osmanlı’yı zayıflatan liyakatsizliktir. Bugün ayakta görünen nice devlet de içten içe aynı tehlikeyi yaşamaktadır.

Devleti yaşatan şey korku değil adalettir. Milleti ayakta tutan şey baskı değil güvendir.

Bir ülkenin gerçek sigortası; hukuku, vicdanı, liyakati ve ahlakıdır. Elbette devletin çöküşü bir anda olmaz. Önce vicdan çöker… Sonra hukuk… Sonra ahlak… Sonra kurumlar… En sonunda da devlet… Unutulmamalıdır ki; devleti yıkan düşmanlar değil, çoğu zaman içeride büyütülen adaletsizliklerdir.