6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zaman, takvim yapraklarında ilerledi belki ama hafızalarda ve şehirlerin siluetinde hâlâ ilk günkü gibi duruyor. Yıkılan sadece binalar değildi; düzenler, hayaller, biriktirilmiş emekler ve güven duygusu da enkaz altında kaldı. Şimdi ise devletin açıkladığı yeni ödeme planıyla birlikte deprem konutları yeniden gündemde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın duyurduğu tablo net: Peşin alımda 484 bin TL. Taksitli alımda ise 2 yıl ödeme yok, ardından 18 yıl boyunca sabit ve faizsiz taksit. 3+1 konutlar için ortalama 1 milyon 890 bin liralık bedel ve aylık 8 bin 750 lira ödeme. Köy evlerinde ise yüzde 50 indirim, 448 bin lira peşin bedel ve 8 bin 100 lira sabit taksit.

Rakamlar bir yönüyle umut, bir yönüyle soru işareti.

Öncelikle şu gerçeği teslim etmek gerekiyor: 11 ilde 455 bin afet konutunun inşa edilmesi, dünyada benzeri az görülen bir yeniden inşa süreci. Bu ölçekte bir organizasyon, ciddi bir kamu kaynağı ve planlama gerektirir. Altyapı maliyetlerinin devlet tarafından karşılanması, faizsiz ve uzun vadeli ödeme planı sunulması sosyal devlet anlayışının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

İki yıl ödeme olmaması ise psikolojik açıdan da önemli. Depremzede için bu süre, yeniden iş bulma, düzen kurma, toparlanma zamanı demek. Travma sonrası ekonomik baskının ertelenmesi, en azından başlangıçta bir nefes alma alanı oluşturuyor.

Ancak ekonomik gerçeklikler duygulardan bağımsız ilerliyor.

Bugün 8 bin 750 liralık sabit taksit kulağa makul gelebilir. Özellikle yüksek enflasyon ortamında sabit ödeme uzun vadede avantajlı olabilir. Gelirler artarken taksitin sabit kalması, borç yükünü zamanla hafifletebilir. Fakat burada temel soru şu: Her depremzede düzenli ve kayıtlı bir gelire sahip mi?

Deprem bölgesinde küçük esnafın, çiftçinin, gündelik çalışanların ve kayıt dışı çalışanların yaşadığı kayıplar hâlâ tam olarak telafi edilmiş değil. İş yerini kaybeden, müşteri ağını yitiren, üretim zinciri kopan binlerce insan için sabit taksit ancak sabit gelirle anlamlı.

Gelelim en dikkat çekici başlığa: 484 bin liralık peşin alım.

Açıklanan ortalama maliyetle kıyaslandığında bu rakam ciddi bir kamu desteği anlamına geliyor. Devlet burada önemli bir sübvansiyon üstleniyor. Piyasa koşullarında bu büyüklükte ve yeni bir konutun bu bedelle alınması mümkün değil.

Fakat yine aynı soruya dönüyoruz: Kaç kişi 484 bin lirayı peşin ödeyebilecek durumda?

Deprem sonrası birikimlerini harcamak zorunda kalan, geçici barınma ve yaşam giderleriyle mücadele eden aileler için bu rakam hâlâ yüksek olabilir. Kamu bankalarının kredi desteği önemli bir kolaylık. Ancak kredi, uzun vadede yeni bir borçlanma süreci demek. Faizsiz ya da düşük faizli olsa bile her kredi, gelir güvencesi gerektirir.

Bu noktada ödeme planının adil dağılımı ve erişilebilirliği belirleyici olacak. En kırılgan kesimlere yönelik ek destekler, gelir düzeyine göre farklılaştırılmış modeller ya da sosyal konut benzeri hibrit çözümler gündeme gelebilir mi? Asıl tartışma burada başlıyor.