YÜZLERİNE BİRER TOKAT VUR!

Selahattin SARIOĞLU

03-06-2025 09:40

Çocuk ilkokula başlamış.

İlk gün bitmiş evine gelmiş.

Akşam olmuş, yatma vakti gelmiş. Annesi,

-Oğlum hadi yat artık. Sabah okula gideceksin. Çocuk,

-Neeee? Yine mi okula gideceğim anne! demiş.

Öğrenciliğin en güzel günleri okulun ansızın tatil edildiği günlerdir.

Bizim zamanımızda kolay kolay kar tatili olmazdı.

Ne bileyim, şöyle bir metre kar yağdığında herhalde olabilirdi!

Bizim zamanımızda, grip, kolera gibi salgın hastalıklardan tatil olurdu.

Birkaç gün, bazen bir hafta, on gün gibi.

En güzel anları da, grip salgını nedeniyle, “Yarın okul tatil!” açıklamasının duyurulduğu anlardır.

Ki, bu anlar, stadyumda, takımınızın gol attığı anlardaki coşku gibidir ve bu coşkuyu kimse durduramaz.

Bu, tatile sevinme yalnız öğrenci için değil öğretmen için de, hademeler içinde, hatta müdür için de geçerlidir. Öyle ki, öğrenciler,

-İçinde kimse olmadan okul yıkılsın da, tek tatil olsun derecesindedir.

Öğrencilerin en mutsuz günleri de şubat tatilinin bittiği, “Yarın okul var!” denildiği günlerdir.

Ortaokul, lise öğrencilerime,

-Eskiden okul-mokul yokmuş. Ne güzel değil mi? diye şaka yapığımda,

-Evet hocaaamm… diye cevap alırdım.

Babası çocuğuna,

-Oğlum sınıfta durumun nasıl? diye sormuş. Çocuk

-İyi baba. Sobanın yanında oturuyorum demiş.

Eskiden öğrenciler içine çok kapalıydı.

Çocuk, içini açıp kendini ifade edemezdi.

“Ya yanlış bir şey söylersem…” diye korkardı.

Disiplin şartları çok ağırdı.

Öğrenciler, ortaokulda, lisede “Disipline verilirdi!”

Çok öğrenci, “Disipline verilme nedir?” bilmezdi.

Bir de “İdareye verilme” de vardı, bu da bilinmezdi.

Ama, öcü gibi bir şey olduğu biliniyordu.

Dilek’te, İlkokul üçteyken, derste sınıfın kapısı birden açıldı, içeriye öğretmenlerin de bildiği, gördüğü, bakkal Silo-Süleyman dayı girdi, öğretmene, oğlunun sınıfının hangisi olduğunu sordu. Ben öğretmenden önce atıldım,

-Ahan bu sınıf diye elimle gösterdim. Silo dayı gitti. Öğretmenimiz beni tahtaya çıkardı,

-Niye benden önce atıldın? diyerek bir iki tokat vurdu. Ben de,

-Öğretmenim dişim ağrıyor diyerek ağladım.

Öğle paydosu olunca öğretmenimiz Barguzulu Abdulkadir Kesriklioğlu, beni yakındaki evine götürdü. Evin balkon gibi yan damına çıkardı, ağzımı güneşe doğru açtırıp, evinde bulunan o zamanın tanınan diş ilacı Dişinol’dan, bir kürdana taktığı pamuğa damlatıp ağrıyan dişimin üzerine koydu.

Nur içinde yatsın inşallah...

İkideyken, bir gün sınıfın kapısı vurularak açıldı.

İçeriye üçüncü sınıftan bir öğrenci girdi. Öğretmene,

-Öğretmenimiz Selahattin’i çağırdı dedi.

O zamanlarda, okula çok geç başlayan, çocuk değil, artık genç olmuş ilkokul öğrencileri vardı.

Sınıfa girdim, tahtada üç büyük öğrenci vardı.

Öğretmenin sorduğu Aritmetik sorusunu bunlar yapamamışlar ki, öğretmen bana,

-Sarıoğlu, tahtadaki şu toplama-çıkarma işlemlerini yap bakayım dedi.

Ben de yaptım.

-Bunlara birer tokat vur dedi. Benim boyumun iki katı kadar çocuklar. Ben durdum, duraksadım. Öğretmen üsteleyince, vururmuş gibi yaparak yüzlerine elimle, sever gibi adeta dokundum. Öğretmen bu sefer,

Şimdi de yüzlerine tükür! demez mi…

Bu defa da sadece, “pu, pu, pu” diyerek öğretmenin dediğini yapmış gibi oldum.

Öğretmen iyi niyetli olsa da, yaptığı çok ama çok ağır ve haksız bir yaptırımdı.

Yukarıda, öğrenciler-talebeler, öğretmene kafalarından geçen, bilmedikleri bir şey sormaya çekinirdi demiştim.

O zamanların, Emin Oktay’ın yazdığı, çok kalın Tarih kitabının bir sayfasında, mermerden yontma büst fotoğrafının altında, “Tarihin Babası Herodot” yazardı.

Ben bu mecaz anlamı, tarihin babası sıfatını bir türlü anlayamıyordum.

“Tarihin babası” ne demek? diyordum kendi kendime.

Çekindiğimizden öğretmenimize de soramıyorduk.

Neçe-nice sonra, Herodot’un, MÖ 5.YY’da Yunanistan’da yaşamış, tarihi olayları sistematik olarak yazan ilk kişi olması nedeniyle, Tarih Bilimini ilk defa ortaya koyan kişi anlamında kendisine bu sıfat verilmiş olduğunu anladım.

Bunu eşime anlattığımda, aynı sıkıntıyı onun da yaşadığını öğrendim.

Geçmiş zamanlarda bir baba oğluna,

-Oğlum bugün okulda ne öğrendin? diye sormuş.

-Beş kere beş yirmi beş. Bunu öğrendim baba demiş. Babası da,

-Haaa! Bizim zamanımızda da yirmi beş ederdi demiş.

Bizim eğitim–öğretimimiz ezberiydi.

Talebe, beş çarpı beşin nasıl yirmi beş ettiğini düşünerek öğrenmiyordu.

Karenin alanı neden a kare, dikdörtgenin alanının neden a.b olduğunu, bu formüllerin nasıl bulunduğunu öğrenemiyordu, ezberliyordu.

Bir gün bir coğrafya öğretmenine, ben de bir coğrafya öğretmeni olarak,

-Doğu Karadeniz neden çok yağışlıdır? diye sordum.

-Dağlar kıyıya yakın ve yüksek olduğu için dedi.

-Böyle olması neden çok yağışa sebep oluyor? dedim.

Açıklayamadı. O da ezberlemişti.

Bir öğrencisi ona bunu sorsaydı, doğru açıklayamazdı.

Bizim öğretmenimiz de, profesörümüz de geçmişin ezberci eğitim-öğretim tezgahından geçmiştir.

Çünkü emperyalizm, eğitim-öğretimimizi, Türkiye’de üretimi artırmak yönünde değil, tüketim yönünde bilgilenilecek şekilde planlamaktadır.

Üretim artsın da, Türkiye pazarları olmaktan çıksın mı?

Üniversiteler de öyle.

Mesela bir inşaat mühendisimiz, altyapı konularında yetersizdi; baraj-yol-köprüyü yabancı mühendisler yapardı ancak.

Bizim ilk, ortaokul dönemimiz, ABD’nin Marshall Yardımı adıyla, okullarda ne olduğu belirsiz süt tozu içirildiği, Atatürk Ortaokulu’nda derslerimize çat-pat Türkçe öğretilmiş ABD’li öğretmenlerin girdiği zamanlardı.

Milli Türkiye projesi Köy Enstitüleri bazı halkın değerlerinden kopuklukları dışında mükemmel bir projeydi.

Stalin’in 1945’te, Boğazlardan askeri üs ile Artvin, Kars ve Ardahan’ı istemesi üzerine, Türkiye’nin ABD’ye yaklaşıp yardım talebi, ABD’nin de başka şeyler yanında Köy Enstitülerinin kapatılmasını şart koşması üzerine önce içi boşaltılmış, 1954’te de tamamen kapatılmış, Köy Öğretmen Okullarına dönüştürülmüştür.

Bir Eski Kültür Bakanımızla konuşurken, bana şunları söylemişti;

-Milli Eğitim Bakanlığında, Amerikalıların özel odaları vardı. Sabah mesainin başlamasıyla gelirler, akşam giderlerdi…

Evet, bunlara bu yetki, kim tarafından, hangi anlaşmaya binaen verilmişti?

Bunlar orada ne yaparlardı?

Eğitim-öğretimimizi, derslerin içeriklerini belirliyorlardı.

Bir kitap okumuştum adı, “Düzene uygun kafalar nasıl yetiştirilir?” idi.

O kitapta, “Nasıl fabrikada bir mal üretirken ona uygun hammadde kullanılırsa, düzene uygun kafalar yetiştirmek için de, hammadde olarak bilgi kullanılır” deniyordu.

Onun için ben de diyorum ki, “O ‘Derbeder Türkiye’ günleri gide de (gitti gidiyor) bir daha gelmeye inşallah!”

 

 

DİĞER YAZILARI Hemen yeniden başlamak 01-01-1970 03:00 BAKKAL DEFTERİ GİBİ… 01-01-1970 03:00 Haklıyız ama...! 01-01-1970 03:00 İKİNDİYE DOĞRU GELİR DEDİLER! 01-01-1970 03:00 FİZİKEN SÜPER MALATYA 01-01-1970 03:00 NE HOŞ OLMUŞ BURALAR 01-01-1970 03:00 BAŞIMIZA NELER GETİRDİLER 01-01-1970 03:00 HADİ SEVGİYLE KAL SERKAN! 01-01-1970 03:00 Kendisi Zalim Yaptığı Zulüm 01-01-1970 03:00 Gazze Bezi Gazlı Bez Olmuş 01-01-1970 03:00 Malatya’da Altın Dinarlar! 01-01-1970 03:00 Özledik Tozunu Da Çamurunu Da 01-01-1970 03:00 Melekbaba 01-01-1970 03:00 TBB Konuşmalarımdan 01-01-1970 03:00 Yedi Bin Ton Tuz Kullandık 01-01-1970 03:00 19 yaşındaki Şehit Süleyman 01-01-1970 03:00 Çocukken Kaç Şeker… 01-01-1970 03:00 Rahmetli Erbakan Ne Demiş? 01-01-1970 03:00 Başınızı Yesin Darbeniz! 01-01-1970 03:00 O Darağacını Gördüm Görmez Olaydım 01-01-1970 03:00 O Darağacını Gördüm! 01-01-1970 03:00 Malatya’ya Para Getirelim 01-01-1970 03:00 Her İlden Bir Otobüs… 01-01-1970 03:00 Bir tek kül yok! 01-01-1970 03:00 Zalim fırat! 01-01-1970 03:00 İkisi de aynı yolun öncüsü 01-01-1970 03:00 Onuncu yıl nutku 01-01-1970 03:00 Anasının babasının mezarı var 01-01-1970 03:00 PKK AKILLANDI MI NE! 01-01-1970 03:00 MUSTAFA KEMALLERLE YENİDEN DOĞRULDUM 01-01-1970 03:00 On bir yıl önce Türkiye’m Tv’de 01-01-1970 03:00 ADIMIZ TÜRK MİLLETİ 01-01-1970 03:00 Malatya yürüyor 01-01-1970 03:00 İKİ KÖYLÜ 01-01-1970 03:00 DUYARSAM BAYRAM EDERİM 01-01-1970 03:00 ŞİMDİ O DA KURTARAMAZ! 01-01-1970 03:00 ŞU “KEŞKE YUNAN KAZANSAYDI!” MESELESİ 01-01-1970 03:00 ÖZGÜR EŞEKLER! 01-01-1970 03:00 DEDİM Kİ ‘SİZ ALEVİ’SİNİZ DEĞİL Mİ?' 01-01-1970 03:00 O GÜN BU GÜN DEĞİLDİ 01-01-1970 03:00 GEÇMİŞİN IŞIKLARI 01-01-1970 03:00 DURUR DİNLER DENİZ 01-01-1970 03:00 BUNA ‘BAKAN’ DEĞİL ‘YAPAN’ DENİR 01-01-1970 03:00 AĞALIK PAŞALIK DEVRİ BİTTİ 01-01-1970 03:00 ÖLÜMÜNE GEÇTİĞİMZ KÖPRÜ 01-01-1970 03:00 OH BE! BURASI MALATYA 01-01-1970 03:00 BAKKAL DEFTERİ GİBİ… 01-01-1970 03:00 SİZE BORÇLUYUZ TA DERİNDEN 01-01-1970 03:00 AMAN DOKTOR BAK BEBEĞE! 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE TÜRKİYE KALMALIDIR! 01-01-1970 03:00 ORASI KONYA DA BURASI KENYA MI? 01-01-1970 03:00 ERMİŞLİ YOLLARI DAR 01-01-1970 03:00 HANYA KONYA ANLAŞILMIŞTI 01-01-1970 03:00 ÜNLÜ MALATYA BADEMİ İÇİN İLERİ 01-01-1970 03:00 SEN YOKSUN BİZ VAR MIYIZ… 01-01-1970 03:00 NE GÜZELSİN ARGUVAN NE GÜZELSİN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 VURURLARSA AĞRIMASIN 01-01-1970 03:00 UYANSA ATATÜRK AĞLAR… 01-01-1970 03:00 “SİZE DARGIN DEĞİLİM” 01-01-1970 03:00 AĞACIN BAŞINDAYKEN YER OYNAMIŞTI 01-01-1970 03:00 Sedef İşlemeli Tambur 01-01-1970 03:00 Kütüphaneden Kitaplar Çalınmış 01-01-1970 03:00 SEN ETEKTEN SARISIN 01-01-1970 03:00 KİRPİĞİMDEN BİR TEL KOPARIP VERDİM 01-01-1970 03:00 KESTANE TATLISI GÖTÜRMÜŞTÜM 01-01-1970 03:00 İKİ TABAK YEMEK GELDİ 01-01-1970 03:00 SİMİTLER ALIYORUM KAHVALTIYA 01-01-1970 03:00 SAMİ ER’DEN GELEN MESAJ 01-01-1970 03:00 KAYBEDEN ONLAR OLDU 01-01-1970 03:00 BİZİM ELE EL EYLE! 01-01-1970 03:00 HUKUK MEKTEBİ 01-01-1970 03:00 BEN ESMERİ KAYISI İLE 01-01-1970 03:00 Deprem Sırasında Eve Kaçmak 01-01-1970 03:00 Derepazarı Jandarma Karakolu 01-01-1970 03:00 Aydınlığının Lüzumu Yok Senin! 01-01-1970 03:00 İslam Kardeşliği-Kan Kardeşliği 01-01-1970 03:00 Köyde Örnekköy’de Şişe Suyu! 01-01-1970 03:00 BEN OLSAM SÖĞÜTLÜ’YÜ DURDURURUM 01-01-1970 03:00 Köylü Kadınların Kaçamak Gözleri 01-01-1970 03:00 Suriyeliler Kampını Gezmiştik 01-01-1970 03:00 Muhalefet Olmak 01-01-1970 03:00 Ampulün Parlaklığı 01-01-1970 03:00 Herşey Daha İyi Olacak 01-01-1970 03:00 Annemin Yanında Olurdum 01-01-1970 03:00 Bu Meclis Türkiye’nin Meclisi Değil mi? 01-01-1970 03:00 Deprem Bir Malatyaspor İki 01-01-1970 03:00 O Parkta Sakız Topi Top Satmış 01-01-1970 03:00 Kışla’yı 2002’de Önermişiz 01-01-1970 03:00 Hesabımızı Kitabımızı İyi Yapacağız 01-01-1970 03:00 Hızlı Tren Gelsin Hoş Gelir 01-01-1970 03:00 Takip Edelim Sabredelim… 01-01-1970 03:00