Kendisi Zalim Yaptığı Zulüm

Selahattin SARIOĞLU

25-03-2026 09:32

Geçmişte laiklik üzerinden, laikliğin yanlış anlamlandırılması, kötü uygulanması üzerinden, daha açığı laikliği adeta dinsizlikmiş gibi düşünerek, Devlet tercih ve takdiriyle, namaz kılan, oruç tutan okumuşlarımıza yanlışlıklar, haksızlıklar yapılmıştır.

Genel olarak da, Milletimiz dininden uzaklaştırılmaya, soğutulmaya çalışılmıştır.

Devlet laikliği, inanmayanların hakları üzerinden yürütmüş; inananların hak ve gereksinimleri dikkate alınmamış, dahası kısıtlanmıştır.

Bir ilimizde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan bir arkadaşımın, hükümet değişikliği ile başkanlıktan alınması üzerine, onun Malatya’da bulunan abisine,

-Kardeşin niye başkanlıktan alındı diye sorduğumda,

-Namaz kıldığı için demişti.

Devlet nezdinde, namaz kılan da, kılmayan da tamı tamına birdir.

Anayasa’sında hukuk devleti olduğu yazan Devletimiz, vatandaşlarımızın hiçbir kesimine, hiç bir kişisine, Alevi’sine, Sünni’sine haksızlık yapamaz; yaparsa yaptığı zulümdür, kendisi de zalim.

Tabii ki, görev yapan memur, bürokrat da, görevini hukuka, kanunlara uygun, ayrım gayrım yapmadan yerine getirecektir.

Devletimizin bir görevinin de, çocuklarının, gençlerinin bilimle, akılla, tarihiyle, kültürüyle, imanı, inancı, özü, kimliği, benliği ile dolu kişiler olarak yetişmesi için çalışmak olduğu unutulmamalıdır.

PİRUS ZAFERİNE BENZER

Kıymetli hemşerilerim, geçmiş bayramınız mübarek olsun.

Sağlık içinde, güzellik içinde nice bayramlarımız olsun inşallah.

Dünya karışık.

Bölgemiz karmakarışık…

Türkiye’miz iyi yolda ama.

Maşallah; nazar değmez inşallah!

Kıymetli Cumhurbaşkanımız Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonia Guterres’e, “Atatürk Uluslararası Barış Ödülü” takdim töreninde, şuna vurgu yaptı: ”Cumhuriyet’imizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesini proaktif, atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak dış politikamızın odağında tutmayı sürdürüyoruz.” dedi.

BM Genel Sekreteri de, “Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözünün, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Şartının ruhunu da çok iyi yansıttığını” söyledi.

Kıymetli ildaşım, güzel Malatyalım…

Biliyor musunuz, yahu dile bile zor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin kökü, MÖ 220’de, yani 2246 yıl önce kurulan ilk Türk Devleti Büyük Hun İmparatorluğu’na gidiyor.

Bu ne büyük, bu ne derin, bu ne uzun kök, köcek…

Cumhurbaşkanlığı’mız forsundaki 16 yıldız, geçmişte kurulmuş 16 Türk Devletini, ortadaki güneş de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve de onun sonsuzluğunu simgeliyor.

Eskiler oğullarına gelin adayı bakarlarken, derlerdi ki, “Otu çek köküne bak!”

İkinci Dünya Savaşı öncesi ortaya çıkan karışıklıklar Cumhurbaşkanı Atatürk, Milletini savaşın içine çekilmekten korumak için çalışmaya başlamış, 1934’te Türkiye, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Balkan Antantı’, 1936 Montrö Antlaşması, 1937’de de Türkiye, Afganistan, İran, Irak arasında Sadabad Paktı imzalanmıştı. Daha başka andlaşmalar da var.

Türkiye şimdi, çevresini saran ateş çemberi içindeki Vatanına, Milletine, ABD-İsrail’in açtığı belanın bulaşmaması için, ”Yurtta sulh, cihanda sulh” düsturuyla doğru bir duruş sergileyerek, komşular ve diğer devletlerle mekik diplomasisi içinde olarak proaktif (önleyici), etkin bir süreç içinde oldu.

Dış Bakanımız Hakan Fidan’ın diplomasi turları, Cumhurbaşkanımızın telefon görüşmeleri ve hele de Birleşmiş Milletler Başkanına Uluslararası Atatürk Barış Ödülü takdimi başlı başına güzel işlerdir.

Devletimizin banisi (kurucusu-yapıcısı), “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.” demiştir.

Deli Tramp ve Cani Neten’in, fiziki güçlerine güvenerek, vahşi, yabanıl varlıkların yaptığı ölüm ve yıkımları yapmaları, insanlık değil, vahşi hayatlar tarihine leke olarak kazınacaktır.

İran’ın belini doğrultması kaç on yılı, belki kaç yüz yılı bulur?

Yazık, günah değil mi İran’a?

Durup dururken yamyam saldırısı nedir ki?

İran savaşı kazansa ne olur ki artık?

Pirus Zaferi denen, kazanılan ama sevinilemeyen, yenilgiye eş bedeller ödenen bir sonuç olur.

Buna Makedon kral, Pirus Zaferi adını takar.

Ben en başta demiştim ki, “Bu savaşın sonucu belirsiz olsun.Kazananı, kaybedeni belli olmasın!”

Çünkü, kim kazansa bizim zararımıza olacaktır.

Geçenlerde yaptığım bir sosyal medya paylaşımında da, “Mevcut savaş içinde her sonuç, ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ diyen Türkiye’nin hayrına olur inşallah!” demiştim.

Bu tür ortamlarda, bu kanlı, yıkımlı savaş ortamında, devletimizin tutum ve davranışlarına yüzde yüz güvenmemiz, destek vermemiz lazım.

Ulusça, devletimizin arkasında durmamız, kararlarını tartışmamamız gerekir.

Çünkü görev, ödev, yetki onların.

Veri, bilgi, görgü onlarda.

Bilip, bilmeden konuşmak boş boğazlık olur.

Konuşulacak, tartışılacak konular var, konuşulmayacak, karışılmayacak konular var.

KEDİ KUMRU LEYLEK

Ankara, güzel kalpli insanlarca dokunulmazlıklarının sağlanmış, yine o hayırsever, kibar insanlarca, daha çok da kadın ve çocuklarca beslenmelerinin infak edilir olmasıyla ve sayılarının çok fazla oluşuyla, kumruların, kedilerin kenti.

Hindistan’daki kutsal inekler gibi, rahat, huzurlu, özgür.

Kumrular ayaklarınızın kenarında dolaşır.

Rüzgarları vurarak, kanatları dokunarak başınızın üzerinde uçuşurlar.

Güven içindedirler.

Bizim Dilek’teki evimiz ve bahçemiz çevresi kuşları da bize kısmen olsa da alıştıklarından, bülbüller gelir üç beş metre yakınımızdaki dallara konar, müthiş güzel sesleri ve ritimden ritme geçmeleriyle dakikalarca öterek bir dinleti sunar; mutlu dakikalar yaşatırlar bize.

Kahverengiye çalan rengiyle farklı bir çeşit kumrular da, birkaç metre yakınımızda, yerde yemler arar beslenirler.

Serçeler, ‘tıpış tıpış’ yürüyerek, sekerek dolaşırlar yerlerde.

Hele baharın, yakınımızdaki elektrik direğinde yapmış oldukları yuvalarına eşler olarak ikili gelen leylekler, ikiyken dört olurlar sonra. Yavrularını büyütür, “yuvadan uçurur”, güzün de kışlık ülkelerine dönerler ya!

Yaz boyunca onlar da bize alışmış olmalarından olacak ki, temaşayla, güzel güzel seyredebileceğimiz yakınımıza gelirler, dolaşırlar. Yavrularının beyaz ve kara renkleri, eskimemiş olduğundan, ana-babaların beyazı ve karasından daha parlak, pırıl pırıldır.

Kıyamazsın bakasın!

Mesele, hayvanların insanlardan gelecek tehlikeler karşısında kendilerini yeterli güvende hissedebilmeleriyle halloluyor.

Hayvanlar buna, yaşanmışlıkların sonuçlarıyla ulaşıyor, alışıyorlar…

Kediler de Ankara’da rahat.

Adım başı kenarda, köşede görürsünüz. Evde, pencerede, bahçede, yol kenarında.

Hepsi de tombul ve kocaman. Suları, yemleri orada burada kendilerini bekler.

Daha çok kadınlar, kızlar oturur, kucaklarına alır, öper, koklar, okşar onları.

Bizim Malatya’da besilisi, tombulu çok az görülür.

Lokanta yakınlarında tek tük besiliye rastlanır.

O besililer, güçlü, kuvvetli olduklarından zayıfları korkutmuş olduklarından rahatlıkla onları kovar, önlerindeki yemi yerler.

Evdekiler hariç, kedilerle insanlar arasında karşılıklı güven de Malatya’da henüz oluşmamış.

Kedi insandan, insan kediden korkar.

Üç dört gün önce bizim bir yakınımız bir çocuk, sokaktakedilere yem verirken, bir yemi, iki parmağıyla tutup kedinin ağzına uzatınca, kedi parmak arasındaki yemi pençesiyle vurup düşürmüş. Çocuğun bir parmağını tırnağıyla kan akacak derecede yaralamış. Bunun zerine hastaneye gidip birkaç kuduz iğnesi yaptırmak zorunda kalmış.

Tırnaktan da kuduz mikrobu geçer mi? demeyin!

Kedi, vücut temizliği yaparken, ayağını ağzına değdirmiş ve oradan kuduz mikrobu alarak bulaştırabilirmiş.

Sağlık bu, ince düşünmek gerekir.

Bir şey olmaz diyerek geçilemez.

DİĞER YAZILARI Hemen yeniden başlamak 01-01-1970 03:00 BAKKAL DEFTERİ GİBİ… 01-01-1970 03:00 Haklıyız ama...! 01-01-1970 03:00 İKİNDİYE DOĞRU GELİR DEDİLER! 01-01-1970 03:00 FİZİKEN SÜPER MALATYA 01-01-1970 03:00 NE HOŞ OLMUŞ BURALAR 01-01-1970 03:00 BAŞIMIZA NELER GETİRDİLER 01-01-1970 03:00 HADİ SEVGİYLE KAL SERKAN! 01-01-1970 03:00 Gazze Bezi Gazlı Bez Olmuş 01-01-1970 03:00 Malatya’da Altın Dinarlar! 01-01-1970 03:00 Özledik Tozunu Da Çamurunu Da 01-01-1970 03:00 Melekbaba 01-01-1970 03:00 TBB Konuşmalarımdan 01-01-1970 03:00 Yedi Bin Ton Tuz Kullandık 01-01-1970 03:00 19 yaşındaki Şehit Süleyman 01-01-1970 03:00 Çocukken Kaç Şeker… 01-01-1970 03:00 Rahmetli Erbakan Ne Demiş? 01-01-1970 03:00 Başınızı Yesin Darbeniz! 01-01-1970 03:00 O Darağacını Gördüm Görmez Olaydım 01-01-1970 03:00 O Darağacını Gördüm! 01-01-1970 03:00 Malatya’ya Para Getirelim 01-01-1970 03:00 Her İlden Bir Otobüs… 01-01-1970 03:00 Bir tek kül yok! 01-01-1970 03:00 Zalim fırat! 01-01-1970 03:00 İkisi de aynı yolun öncüsü 01-01-1970 03:00 Onuncu yıl nutku 01-01-1970 03:00 Anasının babasının mezarı var 01-01-1970 03:00 PKK AKILLANDI MI NE! 01-01-1970 03:00 MUSTAFA KEMALLERLE YENİDEN DOĞRULDUM 01-01-1970 03:00 On bir yıl önce Türkiye’m Tv’de 01-01-1970 03:00 ADIMIZ TÜRK MİLLETİ 01-01-1970 03:00 Malatya yürüyor 01-01-1970 03:00 İKİ KÖYLÜ 01-01-1970 03:00 DUYARSAM BAYRAM EDERİM 01-01-1970 03:00 ŞİMDİ O DA KURTARAMAZ! 01-01-1970 03:00 ŞU “KEŞKE YUNAN KAZANSAYDI!” MESELESİ 01-01-1970 03:00 ÖZGÜR EŞEKLER! 01-01-1970 03:00 DEDİM Kİ ‘SİZ ALEVİ’SİNİZ DEĞİL Mİ?' 01-01-1970 03:00 O GÜN BU GÜN DEĞİLDİ 01-01-1970 03:00 GEÇMİŞİN IŞIKLARI 01-01-1970 03:00 DURUR DİNLER DENİZ 01-01-1970 03:00 BUNA ‘BAKAN’ DEĞİL ‘YAPAN’ DENİR 01-01-1970 03:00 AĞALIK PAŞALIK DEVRİ BİTTİ 01-01-1970 03:00 ÖLÜMÜNE GEÇTİĞİMZ KÖPRÜ 01-01-1970 03:00 OH BE! BURASI MALATYA 01-01-1970 03:00 BAKKAL DEFTERİ GİBİ… 01-01-1970 03:00 SİZE BORÇLUYUZ TA DERİNDEN 01-01-1970 03:00 AMAN DOKTOR BAK BEBEĞE! 01-01-1970 03:00 YÜZLERİNE BİRER TOKAT VUR! 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE TÜRKİYE KALMALIDIR! 01-01-1970 03:00 ORASI KONYA DA BURASI KENYA MI? 01-01-1970 03:00 ERMİŞLİ YOLLARI DAR 01-01-1970 03:00 HANYA KONYA ANLAŞILMIŞTI 01-01-1970 03:00 ÜNLÜ MALATYA BADEMİ İÇİN İLERİ 01-01-1970 03:00 SEN YOKSUN BİZ VAR MIYIZ… 01-01-1970 03:00 NE GÜZELSİN ARGUVAN NE GÜZELSİN TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 VURURLARSA AĞRIMASIN 01-01-1970 03:00 UYANSA ATATÜRK AĞLAR… 01-01-1970 03:00 “SİZE DARGIN DEĞİLİM” 01-01-1970 03:00 AĞACIN BAŞINDAYKEN YER OYNAMIŞTI 01-01-1970 03:00 Sedef İşlemeli Tambur 01-01-1970 03:00 Kütüphaneden Kitaplar Çalınmış 01-01-1970 03:00 SEN ETEKTEN SARISIN 01-01-1970 03:00 KİRPİĞİMDEN BİR TEL KOPARIP VERDİM 01-01-1970 03:00 KESTANE TATLISI GÖTÜRMÜŞTÜM 01-01-1970 03:00 İKİ TABAK YEMEK GELDİ 01-01-1970 03:00 SİMİTLER ALIYORUM KAHVALTIYA 01-01-1970 03:00 SAMİ ER’DEN GELEN MESAJ 01-01-1970 03:00 KAYBEDEN ONLAR OLDU 01-01-1970 03:00 BİZİM ELE EL EYLE! 01-01-1970 03:00 HUKUK MEKTEBİ 01-01-1970 03:00 BEN ESMERİ KAYISI İLE 01-01-1970 03:00 Deprem Sırasında Eve Kaçmak 01-01-1970 03:00 Derepazarı Jandarma Karakolu 01-01-1970 03:00 Aydınlığının Lüzumu Yok Senin! 01-01-1970 03:00 İslam Kardeşliği-Kan Kardeşliği 01-01-1970 03:00 Köyde Örnekköy’de Şişe Suyu! 01-01-1970 03:00 BEN OLSAM SÖĞÜTLÜ’YÜ DURDURURUM 01-01-1970 03:00 Köylü Kadınların Kaçamak Gözleri 01-01-1970 03:00 Suriyeliler Kampını Gezmiştik 01-01-1970 03:00 Muhalefet Olmak 01-01-1970 03:00 Ampulün Parlaklığı 01-01-1970 03:00 Herşey Daha İyi Olacak 01-01-1970 03:00 Annemin Yanında Olurdum 01-01-1970 03:00 Bu Meclis Türkiye’nin Meclisi Değil mi? 01-01-1970 03:00 Deprem Bir Malatyaspor İki 01-01-1970 03:00 O Parkta Sakız Topi Top Satmış 01-01-1970 03:00 Kışla’yı 2002’de Önermişiz 01-01-1970 03:00 Hesabımızı Kitabımızı İyi Yapacağız 01-01-1970 03:00 Hızlı Tren Gelsin Hoş Gelir 01-01-1970 03:00 Takip Edelim Sabredelim… 01-01-1970 03:00