İyiliğin Gölgesine Düşen Kötülük

HÜSEYİN KOCAMAN

08-08-2026 16:24

İyilik, insanlığın en eski ve en güçlü değerlerinden biridir. Yardım eli uzatmak, zor durumda olanın yanında durmak, karşılık beklemeden destek olmak; toplumları ayakta tutan, insanlar arasındaki güveni ve dayanışmayı güçlendiren en temel davranışlardandır. Bir iyilik bazen bir insanın hayatını değiştirir, bazen de umudunu yeniden yeşertir. Ancak son yıllarda giderek daha sık karşılaştığımız bir durum, bu asil değerin gölgesine ne yazık ki kötülüğü düşürmektedir. İyi niyetle yapılan davranışların, bazı kişiler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda suistimal edilmesi, yalnızca iyiliğin anlamını zedelemekle kalmıyor; aynı zamanda toplumun vicdanını da yaralıyor. Yardım etmek isteyen insanların güvenini kötüye kullanan, yapılan iyiliği başkalarına zarar vermek için araç haline getiren anlayış, insanlık değerleriyle asla bağdaşmamaktadır. Bir insanın uzattığı yardım eli, başkasına zarar vermenin ya da haksız kazanç elde etmenin aracı olmamalıdır. İyilik; dürüstlüğün, samimiyetin ve vicdanın eseridir. Onu istismar etmek ise yalnızca iyilik yapan kişiye değil, toplumun tamamına zarar verir. Çünkü suistimal edilen her iyilik, insanların kalplerinde yeni bir tereddüt oluşturur. Bir sonraki yardım çağrısında “Acaba yine kandırılır mıyım?” sorusu zihinlere yerleşmeye başlar. İşte asıl tehlike de burada ortaya çıkmaktadır. İyiliğin suistimal edilmesi, bireyler arasındaki güven bağını zayıflatmaktadır. Güvenin olmadığı yerde ise sağlıklı sosyal ilişkiler kurmak giderek zorlaşır. İnsanlar birbirlerine şüpheyle yaklaşmaya, yardım etmekten çekinmeye, hatta ihtiyaç sahibi olduğunu düşündüğü kişilere karşı bile mesafeli davranmaya başlar. Oysa güçlü toplumlar, güven üzerine inşa edilir. Güvenin yerini kuşku aldığında yalnızca bireysel ilişkiler değil, toplumsal dayanışma da zarar görmektedir. Bugün birçok kişi, geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler nedeniyle yardım etmeye cesaret edemediğini ifade ediyor. Çünkü yapılan iyiliğin kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabileceği endişesi giderek büyüyor. Oysa birkaç kişinin yaptığı yanlışın, iyilik duygusunu tüm toplumdan alıp götürmesine izin vermemeliyiz. Asıl mücadele edilmesi gereken, iyiliğin kendisi değil; onu çıkar aracı haline getiren anlayıştır. İyiliğin iyilik olarak kalabilmesi, hem yardım edenin hem de yardım alanın dürüstlüğüyle mümkündür. Yapılan her iyilik, taşıdığı anlamı korumalı; başkalarına zarar vermek, insanları kandırmak veya kişisel çıkar sağlamak amacıyla kullanılmamalıdır. Çünkü iyiliğin suistimali yalnızca maddi zarar doğurmaz; insanların vicdanında derin kırılmalar oluşturur. Bu durumun psikolojik boyutu da göz ardı edilmemelidir. Sürekli olarak iyi niyetinin istismar edildiğini gören insanlar zamanla hayal kırıklığı yaşamaya, insanlara olan güvenini kaybetmeye ve sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya başlayabilir. Güvensizlik, kaygı, öfke, yalnızlaşma ve toplumsal yabancılaşma gibi psikolojik sorunlar bu sürecin doğal sonuçları arasında yer alabilir. İnsanlar “İyilik yaparsam yine kullanılır mıyım?” düşüncesiyle hareket etmeye başladığında, yardım etme isteği giderek azalacaktır. Bunun sonucunda ise gerçekten yardıma muhtaç olan insanlar da bu olumsuz tablodan etkilenecektir. Toplum olarak unutmamamız gereken önemli bir gerçek vardır: İyilik bulaşıcı olduğu kadar, kötülüğün iyiliği istismar etmesi de bulaşıcı bir güvensizlik oluşturabilir. Bu nedenle iyilik yapan insanların cesaretini kıracak davranışlardan uzak durulmalı, dürüstlük ve vicdan duygusu her koşulda korunmalıdır. İyiliği suistimal edenler yalnızca bir kişiyi değil, gelecekte yardım bekleyen sayısız insanı da dolaylı olarak mağdur etmektedir. İnsanlığın ortak değerleri; dürüstlük, güven, merhamet ve vicdandır. Bu değerler zarar gördüğünde toplumun temel taşları da sarsılır. Bu yüzden yapılan her iyilik, iyilik nezdinde kalmalıdır. Hiç kimse başkasının iyi niyetini kendi çıkarları için kullanmamalı, yapılan yardımı başkalarına zarar vermenin aracı haline getirmemelidir. İyiliği korumak, aslında geleceğimizi korumaktır. Çünkü bir toplumun en büyük zenginliği, birbirine güvenen ve gerektiğinde hiçbir karşılık beklemeden el uzatabilen insanlarıdır. Bu güven kaybolursa, yalnızca iyilik değil; insan olmanın en değerli yönlerinden biri de kaybolmaya başlar. Bu nedenle hepimize düşen görev, iyiliği çoğaltırken onu suistimal eden anlayışa karşı da ortak bir vicdan geliştirmektir. Ancak o zaman iyilik, hak ettiği değeri koruyabilir ve gelecek nesillere güçlü bir insanlık mirası olarak aktarılabilir.

DİĞER YAZILARI Yaşlılık Üzerine 01-01-1970 03:00 Güne Enerjik ve Dipdiri Uyanmak 01-01-1970 03:00 Şiddete Karşı Dur Demek 01-01-1970 03:00 Sağlığımızın Kıymetini Bilmek 01-01-1970 03:00 Malatya: Tarihin ve Doğanın Buluştuğu Şehir 01-01-1970 03:00 Zaman akıp giderken… 01-01-1970 03:00 İş Kazası Kader Değil, Sessizliğin Sonucu 01-01-1970 03:00 Malatya’nın Kültürle Yeniden Yükselişi 01-01-1970 03:00 Eşleştirmeyin, eleştirmeyin! 01-01-1970 03:00 Değişen Sadece Teknoloji mi? 01-01-1970 03:00