Bu seçimin kazananı kim, kaybedeni kim?

Seçim sonuçlandı ve Oğuzhan Ata Sadıkoğlu yeniden başkan seçildi. Kendisini tebrik etmek gerekir; çünkü demokratik yarışın sonucuna saygı duymak, en az yarışmak kadar önemlidir. Ancak seçim sonrasında yaptığı açıklamada, Malatya’nın kazandığını, kaybedenlerin kim olduğunu ise herkesin bildiğini söyleyerek isim vermeye gerek duymadığını ifade etmesi, bana önceki seçimdeki sözlerini hatırlattı. Burada bir kez daha aynı soruyu sormak istiyorum: Bir seçimin kazananı olmak, rakiplerini veya onların destekçilerini incitebilecek ifadeler kullanmayı haklı kılar mı? Başkanlık koltuğu, yalnızca oyların değil, aynı zamanda temsil sorumluluğunun da emanet edildiği bir makamdır.

Üstelik seçim sürecinde AK Parti çevrelerinin sözde desteği üzerinden rakibini eleştiren bir adayın, seçim sonunda aynı çevrelerden gelen desteği de arkasına almış olmasına rağmen seçimin ilk saatlerinde onlara vefasızlık etmesi de ister istemez bir çelişki tartışmasını beraberinde getiriyor. Bu tabloyu herkes farklı yorumlayabilir. Benim gördüğüm ise şudur: Bir insanı siyasi kimliği nedeniyle eleştirirken o kimliğe mensup insanların desteğini kabul etmek ve ardından onları da kaybedenler arasında ima etmek, siyasetin dili ve vefa anlayışı bakımından sorgulanmayı hak eder. Mahmut Boyraz’ın seçimi kaybetmiş olması, geçmişteki emeğini ortadan kaldırmaz; Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun kazanmış olması da kendisine yöneltilen eleştirileri hükümsüz kılmaz. Sandık bir tercihi belirler, fakat kimin haklı, kimin vefalı olduğunu tek başına ilan etmez.

VEFA SADECE İSTANBUL’DA BİR SEMTİN ADI DEĞİLDİR!

Vefa, İstanbul’da bir semtin adı olmaktan çok daha fazlasıdır. Vefa; bir insanın elini tuttuğunda, o elin bir gün boşlukta kalabileceğini unutmamaktır. Vefa; birlikte yürüdüğün insanın önüne geçmek istediğinde geçmişte sana verdiği emeği hatırlamaktır. Vefa; bir makama geldiğinde seni oraya taşıyanları unutmamak, bir makamı kaybettiğinde ise insanlığını kaybetmemektir. Vefa, her şartta aynı kişiyi desteklemek zorunda olmak değildir; yanlış gördüğüne yanlış diyebilmek, gerektiğinde ayrı düşebilmek ama geçmişin hatırını da çiğnememektir. Çünkü vefa kör sadakat değil, ahlaklı bir hafızadır. Vefa, siyaseten hiçbir iddiası olmayan birkaç eski üyeyi ziyaret etmek değil, sana rakip olma potansiyeline sahip olan insanı sırtından vurmamaktır.

Vefanın olmadığı yerde dostluklar menfaate, siyasi birliktelikler hesaplara, dayanışma ise ihtiyaç anında hatırlanan bir ilişkiye dönüşür. Dün kapısını çaldığımız, bugün işimize yarayan, yarın rakibimiz olduğunda veya ileride kendimize rakip gördüğümüz ve yüz çevirdiğimiz insanlara hangi vicdanla dönüp bakacağız? İnsanlar makamlarıyla, unvanlarıyla, kazandıkları seçimlerle değil; kimseye ihtiyaçları kalmadığında nasıl davrandıklarıyla tanınırlar. Bir insanın gerçek büyüklüğü, kendisine destek verenlerin sayısıyla değil, kendisine destek veremeyenlere gösterdiği saygıyla da ölçülür. Vefa, güçlünün yanında durmak değil; haklıya hakkını teslim edebilmektir.

Benim vefa manifestom budur: Dün omuz omuza yürüdüğüm insan bugün bir makama aday olsa veya karşıma çıksa da emeğini inkâr etmem. Bana faydası dokunanın iyiliğini, aramız açıldığında veya kendi koltuğum için tehlikeli gördüğümde bunu kötülüğe çevirmem. Bir insanın siyasi görüşü, makamı veya seçimdeki başarısı veya başarı ihtimali üzerinden onun geçmişteki emeğini silmem. Elbette herkes kendi kararını verir, herkes istediği adayı destekler. Fakat hiç kimse, kendi tercihini haklı çıkarmak uğruna dünün emeğini ve bugünün insanlığını yok saymamalıdır. Çünkü vefa, yalnızca başkalarından beklediğimiz bir erdem değil, kendimize karşı da yerine getirmek zorunda olduğumuz bir vicdan borcudur.

SANDIK KAPANIR AMA VİCDAN HESABI KAPANMAZ!

Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri geride kaldı. Oğuzhan Ata Sadıkoğlu kazandı, Mahmut Boyraz kaybetti. Yarın başka bir seçim yapılacak, başka adaylar yarışacak ve başka isimler konuşulacak. Fakat bugün yaşananlardan çıkarılacak ders, yalnızca kimin başkan olduğu değildir. Asıl ders; insanların birbirine hangi şartlarda destek verdiği, hangi şartlarda uzaklaştığı ve geçmişteki emeğe ne kadar değer verdiğidir. Ben bu yazıyı bir adayın kaybına üzülmek veya diğerinin kazanmasına karşı çıkmak için değil, bir şehrin insan ilişkilerinde giderek daha fazla ihtiyaç duyduğumuz vefayı hatırlatmak için yazıyorum.

AK Parti içerisinde yıllarca emek vermiş bir insanın, kendi siyasi çevresinden beklediği desteği göremediğini düşünmesi elbette üzerinde durulması gereken bir meseledir. Ancak bu yazıdan çıkarılmasını istediğim sonuç, herkesin mutlaka Mahmut Boyraz’ı desteklemesi gerektiği değildir. Kimse kimsenin iradesine ipotek koyamaz. Benim söylediğim, bir insanı dün emeği için arayıp bugün siyasi hesabımız uğruna yalnız bırakıyorsak, önce kendi tutarlılığımızı sorgulamamız gerektiğidir. Bir partinin, bir kurumun veya bir şehrin gerçek gücü, yalnızca kazandığı seçimlerle değil, kendi insanına gösterdiği vefa ve hakkaniyetle ölçülür. Vefanın olmadığı yerde başarı olabilir; ama o başarının insanî kıymeti daima tartışmalı kalır.

Bu nedenle herkese, özellikle de siyasette, sivil toplumda ve yönetim makamlarında bulunanlara bir çağrım var: İnsanları yalnızca size ne kazandırdıklarıyla değerlendirmeyin. Bugün ihtiyacınız olan kişi yarın da rakibiniz olabilir; bugün yanınızda yürüyen kişi yarın başka bir yolu seçebilir. Fakat bu değişimler, geçmişteki iyiliği inkâr etmenin, emeği küçümsemenin veya insanları değersizleştirmenin bahanesi olamaz. Kazanmak elbette güzeldir; ancak kazanırken kim olduğumuzu unutmamak çok daha değerlidir. Çünkü bir şehrin gerçek itibarı, seçim afişlerinde değil, insanlarının birbirine gösterdiği vefada saklıdır. MTSO seçimi sadece bir seçim değil, insanlık ve vefa sınavıydı ve bu sınavı Mahmut Boyraz kazandı ama maalesef AK PARTİ kaybetti…

UNUTMAYALIM,

Sandıkta kazanmak veya birilerine kaybettirmek de bir başarıdır; ama insan kalabilmek ve vefa gösterebilmek ise ömür boyu taşınacak bir şeref ve karakter meselesidir.

SAYGILARIMLA!