Hayatı yazmaya yeniden başlarken vefa üzerine bir manifesto…
Hayatı yazmaya yeniden başladığım bu dönemdeki ilk yazımı geçen günlerde gerçekleşen Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerini kimin kazandığına, kimin kaç oy aldığına ayırmak istemiyorum. Çünkü iki adayın yarıştığı bir seçimde birinin kazanması, diğerinin kaybetmesi işin tabiatıdır. Asıl mesele, o sandığa giden yolda kimlerin nasıl davrandığı, kimin kime vefa gösterdiği, kimin dün birlikte yürüdüğü insanı bugün yalnız bıraktığıdır. Benim derdim sonuç tabelası değil, o tabelanın arkasında kalan ve sınıfta kalan bir insanlık hikâyesidir. Sürçülisan edersem affola; ancak bazen susmak, söylenecek sözden daha ağır bir vefasızlıktır.
Vefa, insanın yalnızca dostunun iyi gününde yanında durması değildir. Asıl vefa, şartlar değiştiğinde, menfaatler çatıştığında, dün omuz omuza yürüdüğün insan bugün rakibin olduğunda veya bir makama aday olduğunda ortaya çıkar. Herkes kazananın yanında fotoğraf verebilir, herkes güçlüye yakın durabilir. Fakat herkes, bir zamanlar aynı yolda yürüdüğü insanın hakkını teslim edemez. İşte bu yüzden bazı seçimler sandıkta biter ama insanın hafızasında yıllarca devam eder. Malatya Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri de benim açımdan oyların değil, vefanın ve duruşun konuşulması gereken bir meseleye dönüştü.
DÜNÜN SÖZLERİ BUGÜNÜN SINAVIDIR!
Önceki seçimde, bugün yeniden başkan seçilen Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nu şahsen çok yakından tanımadığım hâlde desteklemiştim. Bunun özel bir sebebini bugün dahi kesin olarak söyleyemem. Seçim sonrasında yaptığı “Bugün burada Malatya kazandı, Bülent Tüfenkci ve Selahattin Gürkan kaybetti.” şeklindeki açıklaması ise hafızamda yer etti. Bu sözleri eleştirenler de oldu, gereksiz bulanlar da… O gün bunların ne kadar doğru veya yanlış olduğunu tartışmak yerine bugün geldiğimiz noktaya bakmayı daha anlamlı buluyorum. Çünkü insanın gerçek duruşu, yalnızca kazandığı gün kurduğu cümlelerle değil, kaybetme ihtimali karşısında sergilediği tavırla da ölçülür.
Bu seçimde Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun karşısına çıkan Mahmut Boyraz, geçmişte AK Parti içerisinde siyaset yapmış, emek vermiş ve benim yakından tanıdığım kadarıyla beyefendi kişiliğiyle öne çıkan bir isimdir. Onun parti çalışmalarında gösterdiği gayrete, özellikle Akçadağ’daki yerel seçim sürecinde bu kadar kötü bir adaya kazandırmak için ortaya koyduğu çabaya, harcadığı zamana bizzat şahit olduğumu ifade etmek isterim. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, bir insanın verdiği emeği yok saymak hakkaniyetle bağdaşmaz. Mahmut Boyraz’ın benim akrabam olmadığını, aramızda bir çıkar ilişkisi bulunmadığını özellikle belirtmek isterim. Mesele bir ismi savunmak değil, hak ettiğine inandığım bir hakkı teslim etmektir. Çünkü adalet, yalnızca kendimizden gördüklerimiz için savunduğumuzda adalet olmaktan çıkar; insanın kendi mahallesine karşı da doğruyu söyleyebilmesidir.
SİYASİ AİDİYET ÜZERİNDEN ELEŞTİRİ VE VEFA ÜZERİNDEN İMTİHAN!
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun, rakibi Mahmut Boyraz’ın AK Partili kimliği ve AK Partililerin desteği üzerinden eleştirilmesini doğru bulmadığımı daha önce de ifade etmiştim. Bir insanın bir siyasi partiye yakın olması, geçmişte o partide görev yapması veya o partinin mensuplarıyla dostluk kurması tek başına eleştiri konusu yapılamaz. Malatya’da hepimizin siyasi çevresi, dostları, tanıdıkları ve içinde bulunduğu sivil toplum kuruluşları var. Bunlar hayatın olağan gerçekleridir. Elbette adayların icraatları, projeleri ve yönetim anlayışları eleştirilebilir. Ancak siyasi aidiyeti bir kusurmuş gibi sunmak, hele ki aynı şehirde yıllarca birlikte çalışmış insanları bu aidiyet üzerinden karşı karşıya getirmek, bana göre doğru bir yöntem değildir.
Fakat beni asıl düşündüren, Mahmut Boyraz’ın AK Partililik üzerinden eleştirilmesine karşılık, AK Parti mensuplarının ve yerel yöneticilerin nasıl bir tutum sergilediğidir. Madem ki bir insanın AK Partili olması bu kadar önemli bir eleştiri konusu hâline getiriliyor, o zaman insan sormadan edemiyor: Dün aynı siyasi mücadelede emek vermiş bu insanın yanında AK Partililer durdu mu? Seçim sürecinde bazı kişilerin tercihlerini belirleyen kaygıların neler olduğunu elbette herkes kendi vicdanında değerlendirecektir. Ancak benim duyduğum, seçimden önce AK Parti’nin Malatya’daki en üst yöneticisinin bile bu kadar kirli propagandasına rağmen Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nu tercih ettiğini ifade ettiği yönündeki sözler, bu yarışın sonucuna ilişkin beklentilerimi değiştirmişti. Burada bir duyumu kesinleşmiş bir gerçek gibi sunmak istemem; fakat yaşananlar, siyasi çevrelerde ve özellikle AK Parti’de vefa ve ilkesel duruşun ne kadar kırılgan olabildiğini bana yeniden düşündürdü.
Dahası, seçimden birkaç gün önce Yeşilyurtspor için Mahmut Boyraz’dan destek isteyen veya destek alan kişilerin, seçimde kendisini yalnız bırakması yönündeki iddialar da üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkiye işaret ediyor. Eğer bir insanın kapısını ihtiyaç duyduğumuzda çalıyor, imkânlarından yararlanıyor, emeğine başvuruyorsak işler değiştiğinde onu görmezden gelme hakkını kendimizde nasıl bulabiliriz? Kimse bir adaya destek vermeye zorlanamaz. Ancak destek vermemek başka şeydir, dün emeğinden yararlandığın insanı bugün yok saymak başka şey. Benim itirazım tercih hakkına değil, tercihin arkasındaki olası çifte standarda ve ilkesizlik görüntüsünedir. (Devam edecek)