BİLGİ TSUNAMİSİ VE ZİHİNSEL OBEZİTE

Ziya KESRİKLİOĞLU

12-03-2025 11:05

1993 yılında Türkiye’de kullanılmaya başlayan internet, birden fazla haberleşme ağının (network) birlikte kullanılma imkânını beraberinde getirdi. Ardından sosyal medya okuryazarlığı diye yeni bir kavramla tanıştı insanımız.

Eğitimden ticarete, sağlıktan bankacılığa hemen bütün alanlarda kullanılan internet, geçen 32 yılda tüm iş ve işlemlerin dijital alana taşınmasını sağladı.

Bilgisayar, laptop, tablet ve cep telefonları vasıtası ile hayatı kuşatan internet, sağlamış olduğu birçok kolaylık yanında özellikle çocuk ve gençler üzerinde bazı olumsuz etkiler de oluşturdu. Kas ve iskelet sisteminden tutun birçok fiziksel ve psikolojik zararları tespit edilen internet bağımlılığının başta obezite olmak üzere pek çok hastalığa davetiye çıkardığı bilimsel/akademik makalelerde konu edilmekte, incelenmektedir.

Biz bu makalemizde, internet ve zihinsel obezite ilişkisi üzerinde durmaya çalışacağız.

 

VERİ TSUNAMİSİ VE DİJİTAL OBEZİTE

İnternetle birlikte bugün, dijital obezite, zihin şişmanlığı ya da veri tsunamisi olarak da ifade edilen zihinsel obezite, çağın önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilindiği gibi obezite, bedenin aşırı kilolu olması halidir. Yani vücuda ihtiyacı olduğundan fazla gıda alınması sonucunda şeker, yağ, karbonhidrat vb gıdaların birikmesi ile birçok hastalığa kapı aralanması demektir.

Çok yemek nasıl ki mideyi karıştırırsa çok fazla bilgi de bazen insan zihnini karıştırır. Midemizde gaz oluştuğu gibi zihnimizde de gaz oluşturabilir. Aşırı gıda nasıl ki bir süre sonra obeziteye neden olur; çok fazla çer-çöp sayılacak bilgi de zihin koridorlarında birikip bir zihinsel obeziteye neden olabilir.

Bilimsel anlamda zihinsel obezite tanımı ise şöyle yapılmaktadır: “Teknolojiden gün içerisinde yoğun bir şekilde yararlanıp kopamaz hale gelmek, sunulan dijital içeriklere sürekli maruz kalmak..”1

“Özellikle internet hayatımıza girdiğinden bu yana, bilginin hızlı yayılması sebebiyle doğru bilgiye daha hızlı ulaşılabileceği umulurdu. Ancak ne yazık ki öyle olmadı. Aynı, sağlıklı besinlerin daha güç ulaşılır ve abur cuburun her yere yayılmış ve kolay erişilebilir olması gibi, bilginin de doğru, dolayısı ile sağlıklı olanından ziyade abur cubur niteliğinde olanın tüm ortamları işgal etmeye başladığını söylemek abartılı olmaz her halde…”2

Böyle olunca bir yığın iddia paketler halinde oradan buradan gündelik hayatımızın içine sızıp zihnimizde birikmeye başlıyor. Bunların içinde sadece nitel gözlemlerden ibaret olanlar bulunduğu gibi, bilimsel olmak iddiasında bulunan pek çok önerme de mevcut.

İnternette hele sosyal medyada öylesine gereksiz, boş, dolu zannettiklerimizin de birçoğunun birbirlerini nakzedip yalanladıkları bilgi kümeleri var ki, zihinleri işgal etmeleri bir yana, bilgi kirliliğinden neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz hale getiriyor okurlarını.

Hele bu bilgi kırıntıları (scrap) mürşit rolündeki sözünün ağırlığı olduğu varsayılan (hoca, öğretmen, öğretim üyesi vs) gibi kimselerden olunca okuyucu/izleyici tamamen zihinsel bir alabora ile karşı karşıya kalmakta, gerçek bilgiye ulaşmak, yakın olmak şöyle dursun, gerçekten uzaklaşmaktadır.

Tam da burada mürşit, rol model, kılavuz pozisyonundaki kimselerin rolü daha bir önem kazanmaktadır. Ve en büyük sorumluluk onlara düşmektedir.

 

KILAVUZ, MÜRŞİT, ROL MODEL

TDK’ye göre mürşit kelimesi; doğru yolu gösteren kimse, kılavuz, önder anlamlarına geliyor.3 Her ne kadar tasavvufta, müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi olarak ifade edilse de başta anne-babalar olmak üzere eğitim süreci boyunca karşımıza çıkan kalfa, usta, öğretmen, koç, hoca, öğretim üyesi, alim, bilge… vb. bütün bilgi, kültür, sanat, beceri aktarıcısı rolündeki kişiler de bir nevi mürşit sayılırlar.

Müminun suresinde müminlerin özellikleri sayılırken: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler…” 4 buyurulur.

Mümin, sayılı ömür saatlerinin her dakikasından hesap vereceğine inanan, hayatını ona göre planlayan kimse demektir. Allah Rasulü bir uyarısında: “Allaha ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin veya sussun.”5 buyurur. Yine Efendimizin: “Kişinin her duyduğunu söylemesi ona günah olarak yeter.”6 anlamındaki ikazı son derece manidardır.

Her mümin için pusula niteliği taşıyan bu sözler, mürşit rolündeki kimseler için daha fazla önem taşımaktadır. Bu nedenle mürşitler daha rafine, duru ve doğruluğundan emin oldukları sözleri söylemeli, paylaşmalı, değilse muhatabın anlayamayacağı, hazmedemeyeceği ya da yanlış anlayabileceği sözlerden uzak durmalıdırlar.

 

HAZMOLUNMAYAN İLİM

Hazmedilmeyen ilim/bilgi telkin edilmemeli. Bediüzzaman’a ait şu cümleler eğitim pedagojisi adına oldukça anlamlıdır: “İlim sahibi mürşid, koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna musaffa süt, kuş yavrusuna kay (kusmuk) verir…”7

Hakiki mürşit, âlim; koyunun kuzusuna verdiği saf süt gibi güvenli, hazmedilmiş, tecrübe edilmiş bilgileri samimi bir hava içinde, empati yaparak vermeli. Kuşun yavrusuna verdiği kusmuk gibi hazmolunmamış, belki kendisinin bile şüphe duyduğu bilgileri vermemeli, paylaşmamalıdır.

Anaç bir koyun, gün içerisinde merada yayılırken ot yer, diken yer, bazen zehirli bir bitki yer. Fakat yavrusuna hazmedilmiş, zararsız, safi sütünü verir. Bir mürşit de felsefe, din, edebiyat, psikoloji konularını veya ateist, materyalist yazarlara ait her şeyi okuyabilir; lakin hazmedip rafine etmeden okuduğu her şeyi anlatmaz, paylaşmaz, nakletmez, nakletmemeli.

Peki günümüzde çokça yapıldığı gibi nakletse ne olur? Bu sadece zihinsel obezitenin artmasına sebep olmaz, zihinleri çer-çöp ile şişirir, bulandırır; akılları avare, fikirleri iğdiş eder, nesilleri mahveder. Hali âlem buna şahittir.

Hz. Ali’nin (ra) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “İnsanlara anlayabilecekleri şeyler söyleyiniz. Siz, Allah ve Rasülü’nün yalanlanmasını ister misiniz!?”8 Hz. Ali’nin bu sözünün bir benzerini İbn Mes’ûd (ra) da söylemiştir ki, bunu İmam Müslim, sahih bir senetle Sahih’inin mukaddimesinde şöyle tahric etmiştir: “Bir gruba, akıllarının almayacağı şeyler söylersen, şüphesiz bu onların bir kısmı için bir fitne olur.”9

Yazarımızın çok, okuyanımızın oldukça az, akademisyenimizin çok, irfan sahibi alimimizin az olmasında, mürşid rolünde model ittihaz edilen bazı kimselerin, yaşamadıklarını, içselleştirmediklerini, hazmetmediklerini anlatmalarının rolü büyüktür. Ayrıca Z kuşağı diye isimlendirilen genç kuşağın, istenilen kıvamda yetişememelerinde bu etkenin rolünün oldukça fazla olduğunu düşünüyorum.

15-16 yaşında bir gencin veya normal bir vatandaşın duyduğu/okuduğu her bilgiyi paylaşması belki bir derece makul karşılanabilir. Fakat bir mürşidin bu hataları yaparak zihinsel obezlerin sayılarının milyonlara ulaşmasına katkı vermesi kabul edilebilir bir durum değildir.

 

PAYLAŞMADAN ÖNCE DİKKAT

İnternet sayesinde yararlı yararsız çok şeyi biliyor, adeta bilgi denizinde boğuluyoruz. Ama açız. Hem de hiçbir çağda olmadığı kadar açız ve mutlu değiliz. Peki, bu seratan (kanser) hastalığının yok mudur bir çaresi veya tedavisi? Elbette var. Bu konu çok kapsamlı bir konu ama özetle ifade edelim:

Bir mümin sorumluluğu ile dijital vatandaşlık kurallarına (interneti bilinçli ve güvenli bir şekilde kullanabilme, çevrimiçi ortamlarda başkalarının haklarına saygı gösterme ve şahit olduğu hukuksuz bir olayı ilgili kurumlara şikayet yoluyla bildirme) uygun bir şekilde teknolojiyi sadece ihtiyaçlarımız doğrultusunda kullanıp, telefon, tablet ve bilgisayar önünde daha az kalarak, gün içerisinde daha hareketli, sevdiğimiz insanlarla yüz yüze daha fazla vakit geçirerek, kitaba dokunarak, spor yaparak kurtulmak mümkün…

Ayrıca sosyal medyada yazdığımız, paylaştığımız her cümleyi paylaşmadan önce düşünerek:

1- Gereği var mı?

2- Şefkat barındırıyor mu?

3- Yanlış anlaşılabilir mi?

4- Yazdığın alanla ilgili eğitim veya bilgiye sahip misin?

5- Yazdıkların teyit edilmiş mi?.. gibi sorular sorulmalı, cevap ‘evet’ ise paylaşılmalı, değilse paylaşılmamalıdır.

Birinci tekil şahıs cümlesi ile özetlersek:

Ya hayır söyle, hayır paylaş, ya da sus!

Çünkü, inanıyorsan; paylaştığın her şeyden sorumlusun ve hesabını vereceksin!

 

Kaynaklar:

1. Prof. Dr. Berna Tander, www.livhosbital.com

2. Ebru Ceylan, Gazete Ekspres, 21.01.2021.

3. TDK Güncel Türkçe Sözlük, Mürşit Maddesi, Türkçenin Sözlüğü, Mürşit Maddesi, Prof. Dr. Mehmet Yelten, Prof. Dr. Mustafa Özkan, Babıali Kültür Yayıncılığı, 2. baskı 2006, İstanbul.

4. Müminun Suresi; 3.

5. Buhari, Edeb; 31, 85.

6. Müslim, Mukaddime; 5.

7. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Lemeat, 750.

8. Buhari, İlim; 4.

9. Müslim, Mukad­dime, 3; Acluni, 1/196.

DİĞER YAZILARI Alican Başkan’ın Projeleri, Yaptıkları, Yapacakları 01-01-1970 03:00 Alican Başkan'la Darende 01-01-1970 03:00 Alican Başkan’ın Projeleri, Yaptıkları, Yapacakları 01-01-1970 03:00 Alican Başkan’la Darende 01-01-1970 03:00 Görünme/ gösterme hastalığı               01-01-1970 03:00 Kur’anın Allah Kelamı olduğunu nereden biliyoruz 01-01-1970 03:00 YENİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANI 01-01-1970 03:00 Yavuz Bülent’in gözüyle Malatya… 01-01-1970 03:00 BİR TURGUT ÖZAL VARDI 01-01-1970 03:00 MÜLK O'NUN VARLIK O'NUN 01-01-1970 03:00 Malatya’da Taziye Evi İhtiyacının Keşfi 01-01-1970 03:00 HANGİNİZ MUHAMMED? 01-01-1970 03:00 MAHSUNİ ŞERİF : “EDİP, CAN VERDİ TÜRKÜLERİME” 01-01-1970 03:00 YARDIM KOLİSİ İNSANİ DEĞİL! 01-01-1970 03:00 KAR HAVANIN ZEHRİNİ ALIR! 01-01-1970 03:00