Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un moderatörlüğünü üstlendiği ve gazeteci Berkman Dulcan’ın hazırlayıp sunduğu Haftanın Nabzı programına konuk olan Jeoloji Mühendisleri Odası Malatya İl Temsilcisi Yunus Gülmez, kentin zemin ve altyapı sorunlarına dair kritik açıklamalarda bulundu. Malatya'da hem Elazığ hem de 6 Şubat depremlerinin ardından kentin afetlere karşı dirençli hale getirilmesi beklenirken, zemin ve altyapı alanında ihmal edilen hayati detaylar kentin geleceğini tehdit etmeye devam ediyor. Jeoloji Mühendisleri Odası bünyesinde yürütülen saha çalışmalarının sonuçları; Malatya genelinde 30 ila 35 bin arasında değişen ve mühendislik hizmeti almadan doğrudan fay hatları, heyelan bölgeleri ya da dere yatakları üzerine inşa edilmiş kaçak yapı stokunun varlığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Yerel yönetimlerin riskli binalara yönelik somut adımlar atmaktan ve saha taraması yapmaktan uzak tutumu, Kernek’ten Çevre Yolu altına kadar uzanan hat boyunca kesintiye uğratılan yeraltı suyu akışının yarattığı drenaj sıkıntılarıyla birleştiğinde zemindeki oturma ve çökme risklerini katbekat artırıyor.
Öte yandan kentin hızlı inşaat sürecinde beton kalitesini doğrudan etkileyen kum-çakıl temizliği ve hammadde denetimlerindeki yetersizlikler yetmezmiş gibi, son dönemde gündeme gelen meclis kararları sorunun boyutunu başka bir seviyeye taşıyor. Teknik altyapısı ve yetkinliği olmayan kişilere zemin etüt firması açma imkanı tanıyan ve alanında uzman Jeoloji Mühendislerinin rolünü zayıflatan yeni torba yasa maddeleri, Malatya gibi birinci derece deprem kuşağında yer alan bir kentin yapı güvenliğini krizin eşiğine getiriyor. Kamusal denetimlerin yetersiz kaldığı, teknik kadroların göz ardı edildiği bu süreçte, hem zemin iyileştirmelerinin bilimsel esaslara oturtulması hem de mesleki mevzuattaki bu dayatmanın olumsuz etkilerinin önüne geçilmesi kentin geleceği açısından kritik bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.
“YETKİLİLER BİZE HAK VERİYOR AMA SOMUT ADIM YOK”
Malatya genelinde hiçbir mühendislik hizmeti almamış yaklaşık 30 ila 35 bin civarında kaçak yapı bulunduğunu ve bu durumun yalnızca 6 Şubat depremlerinin değil, Elazığ depreminin de öncesine dayanan büyük bir risk olduğunu vurgulayan Jeoloji Mühendisleri Odası Malatya Temsilcisi Yunus Gülmez,
“Resmiyette sayı numarası alarak verilen dilekçelere zaten geri dönüş yapılması lazım, bu mecburi çünkü sisteme giriyor. Ama çalışma anlamında bir geri dönüş değil. İşte bir belediyemiz bunun bizle alakalı olmadığını, bir belediyemiz bununla alakalı çalışmaların kendi bünyelerindeki yetersizlikten dolayı olmadığını söyledi. Yani çok net cevaplar gelmediği için devamı da olmadı. Biz toplantılarda hem Büyükşehir Belediye Başkanına hem Vali Bey'e de söyledik. Bu kaçak yapılaşma büyük bir sıkıntı, büyük bir risk. Bu sadece 6 Şubat depreminden sonra olan bir durum değil, Elazığ depreminden sonra da vardı. Çünkü biz kırsalda arazide çalıştığımız için görüyoruz”
dedi.
"AMACIMIZ EV YIKMAK DEĞİL, CAN KAYBINI ÖNLEMEK"
Saha taramasının acilen yapılması gerektiğini vurgulayan Gülmez,
“Hani bu şekilde bir açıklama yapınca vatandaştan şöyle de bir tepki geliyor: 'Bizim evimizi mi yıktırmaya çalışıyorsun?' Hayır değil! Olası bir afet anında evin yıkılmasın diye tedbir almanız için ben bir şey sunuyorum ortaya, bir fikir sunuyorum. Yani fikir de değil yapılması gereken bu. Bununla alakalı hem yerel iradenin hem kolluk kuvvetlerinin bir saha tarama yapmaları lazım. Belirlendikten sonra bu yapıların mühendislik hizmeti alması lazım. Hani bu olay sadece mühendislik hizmeti almamış ruhsatsız yapılarla da alakalı değil; fayın üstünden geçen fay haritasına girin, orada uydu görüntüsünde fayın üstüne yapılan birçok kaçak yapı görürsünüz”
ifadeleriyle kamuoyunda oluşan yanlış algıya ve tespit ettikleri tehlikelere ilişkin açıklamalarını sürdürdü.
"FARKLI AFET RİSKLERİNE KARŞI GÜÇLENDİRME PROJELERİ YAPILMALI"
Aradan geçen 3,5 yılda herhangi bir adım atılmadığını doğrulayan Gülmez,
“Fayın haricinde sadece afet denilince deprem akla gelmesin; aklınıza heyelan gelsin. Heyelan bölgelerinde evler var, mesela dere yataklarında, sel ağızlarında evler yapılmış. Biz arazide görüyoruz bunu; tek katlı iki katlı falan değil, üç dört katlı binalar var kaçak. Hani ben vatandaşın evinin yıkılması için böyle bir öneri sunmadım, mühendislik hizmeti alınsın, önlem alınsın. Bu nasıl bir şey, basitçe anlatayım: Mesela eviniz orta hasarlı, bunu güçlendireceksiniz. Bir performans analizi isteniyor; nedir, gidilir bir zemin etütü yapılır, zemine bakılır, ona göre statik proje irdelenir, eksik neyse sonradan güçlendirilir. İşte buna benzer bir olay yapılırsa vatandaşın sıkıntısı çözülür”
sözlerini kullandı.
“KERNEK HATTINDAKİ EN BÜYÜK SIKINTI DRENAJDIR; ÇÖZÜLMEZSE ZEMİN FARKLI DAVRANIR”
Kentin altyapı ve zemin problemlerinin Kernek bölgesinden başlayarak Kanal Boyu, Kışla Caddesi, Akpınar, Cengiz Topel, Emeksiz, Niyazi Mısri ve Çevre Yolu’nun altına, Çarmuzu’ya kadar uzanan geniş bir hatta hayati bir risk oluşturduğunu aktaran Gülmez,
“Bu tam anlamıyla sıvılaşma durumu değil ama suyun doğal halini, doğal akış yönünü engellemeye çalışırsanız olası bir depremde zemin farklı bir tepki verir size. Çünkü Kernek’in oradan sadece Kernek değil; Kanal Boyu, Kışla Caddesi, Akpınar, Çevre Yolu tarafı, Cengiz Topel, Emeksiz, Niyazi Mısri ve Çevre Yolu’nun alt tarafı... Buranın genel sorunu yeraltı suyu. Burada ne kadar rezerve alan, yeni bina, yerinde dönüşüm yaparsanız yapın, burada ilk alınacak tedbir zeminsel anlamda drenajdır. Drenaj işini çözmezseniz oradaki zeminin en büyük sıkıntısı drenajdır”
diyerek değerlendirmede bulundu.
"GEÇİCİ ÇÖZÜMLER ORTA VADEDE ÇÖKMELERE YOL AÇAR"
Bölgede kalıcı ve teknik bir drenaj çalışmasının yapılmadığını vurgulayan Yunus Gülmez,
“Ben yapılmadı diye biliyorum. Yapılsa görürdük; drenaj öyle oldu bittiyle iki günde yapılabilecek bir şey değil, devasa bir alanı anlattım size. Burada drenaj yapılmadı, zemin iyileştirme adı altında plastik kazıklarla dolduruldu. Şimdi eğimden dolayı yukarıdan gelen bir su var. Ben bunu çokça kez tekrarlıyorum ama yapılmadığını görünce tekrarlamak zorundayım, bu bizim görevimiz. Orada suyun akış yönünü siz engellemeye çalışırsanız yeraltı seviyesinin yüksekliğini arttırırsınız. Kademede bu mevsimsel değişir. Oraya bastığınız betonda sıkıntı olur, oraya yaptığınız yapının bodrumunda, temel betonunda yine sıkıntı olur. Oranın en büyük sıkıntısı drenaj. Bu yapılmadığı sürece o bölgede zemin farklı davranışlarda bulunur. Kanal Boyu ve Cengiz Topel tarafını düşünün, oranın aşağısı Çevre Yolu'nun altı da dahil Çarmuzu’ya kadar devam eden bir suyun akış yönü var. Buralar hala tehlikeli. Yani burada kısa vadede olmasa dahi orta vadede oturma gibi bir sorun olabilir. Şimdi siz binayı yaptınız, temelde su bodrum katında belki açığa çıktı, onu gördünüz ve pompayla drene ettiniz. Ama görünmeyen yol kısmında boşluklar, oturmalar, çökmeler ihtimal dahilindedir”
şeklinde konuştu.
“BETON HAMMADDESİ DENETLENMİYOR, YENİ YASAL DÜZENLEMEDE İYİ NİYET ARAYAMIYORUZ”
Deprem sonrası yaşanan yoğun inşaat sürecinde beton kalitesini doğrudan belirleyen kum-çakıl hammaddesinin yeterince temizlenmeden kullanıldığını ve kurum olarak doğrudan bir denetim yetkilerinin bulunmadığını aktaran Gülmez,
“Beton kalitesi ile alakalı gündeme bir dönem farklı farklı konular gelmişti. Ben de dedim ki onun ötesinde ham maddede sıkıntı var. Niye? Çünkü çok fazla yapılaşma var burada, malzeme temininde sıkıntı olacak. Bu agrega dediğimiz malzeme betona girmeden önce bunun bir temizleme safhası var. Temizlenmediği zaman sıkıntı oluyor, betondaki kalite düşüyor. Aderans dediğimiz bir muhabbet var, bunu statikçiler daha iyi bilir. İşin maden kısmı olduğu için biz bu konuya böyle farklı bir bakış açısı getirmeye çalıştık ki bence önemli bir konuydu. Onunla alakalı denetim var mı yok mu bilmiyoruz ama bizim böyle bir yetkimiz de yok. Biz araziye gidip 'Bu ay agrega temizlenmemiş, bu malzemeniz iyi, bu malzemeniz kötü, bunun içeriği farklı, bu kullanılmaz' diyemeyiz”
sözleriyle konunun teknik boyutunu anlattı.
“TORBA YASA TEKNİK GERÇEKLERLE BAĞDAŞMIYOR”
Meclis gündemine gelen ve Jeoloji Mühendislerinin zemin etüt süreçlerindeki yetkilerini zayıflatan yeni torba yasa düzenlemesine sert tepki gösteren Yunus Gülmez,
“Bakanlık bir nevi oldu bittiye getirerek böyle bir kanun çıkardı. Torba yasa içindeki birkaç tane madde bizi ve mesleği zor durumda bırakacak maddeler. Jeoloji Mühendisleri Odası olarak biz buna tepki verdik, direniş gösterdik, açıklamalarda bulunduk, siyasilerle ve bürokratlarla görüşmeler yaptık. Birebir görüşmemizde bizim taleplerimizi haklı bulduklarını söylüyorlar ama mecliste konuyla alakalı hiçbir bilgi birikimi, tecrübesi, teknik altyapısı olmayan insanlar bu kanunu geçirdi. Bu yanlış bir kanun. Kendi açıklamaları; 'Jeolojik etüt ve zemin etüdü işlerinde daha kontrollü, daha düzgün çalışılmasını güttüğümüz için böyle bir çalışma yaptık' şeklinde. Şimdi bunun uygulama yönetmeliği gelecek, onu bekliyoruz. Ama biz de dedik ki: Resmi kurumlarınızda, yerel yönetimlerde bizim mesleğimizle alakalı bir dünya açıklık ve sıkıntı var, bunları çözün madem bu kadar samiminiz”
şeklinde değerlendirdi.
“UZMANLIĞI OLMAYANLARA YETKİ TANINMASI RİSKLERİ KÖRÜKLER”
Kamu kurumlarındaki personel yetersizliklerine dikkat çeken Gülmez,
“İstanbul deprem beklenen bir yer değil mi? İstanbul'un bir ilçesi Malatya'dan büyük. Birçok ilçesinde jeoloji mühendisi yok. Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinde jeoloji mühendisleri konusunda Malatya şanslı, sayıca iyi meslektaşlarımız var. Ama İstanbul gibi bir yerde yok, bakanlıklarda yer yer bizim mesleğimizle alakalı yetersiz kadrolar var. Bunlar çözülmemişken böyle bir dayatma yasağının sağlıklı hiçbir açıklaması yok, oldu bittiye getirildi. Etkileri genelde olumsuz olur. Mesela siz jeoloji mühendisliğini bitirdiniz, 'Tescilli büro açacağım' dediniz. Uygulama yönetmeliği gelmediği için şöyle bir handikap doğuyor: Yanınıza bir jeoloji mühendisi alarak böyle bir firma kurabilirsiniz. Hayır, sizin mesleki anlamda bir eğitiminiz, altyapınız yok! Ama yanınıza bir jeoloji, jeofizik veya inşaat mühendisi alarak bu hakkı elde edebiliyorsunuz. Ondan sonra, arazide çalıştığımız makineler revize olacak deniyor; belli şartlar, materyaller, teçhizatlar isteniyor. Bu teçhizatla alakalı bakanlığın hangi firmayla anlaşmış olduğunu bile biz önceden biliyoruz. Şimdi burada nasıl iyi niyet arayacağız? Arayamıyoruz”
ifadeleriyle sözlerini tamamladı.
ROJBİN ASTEKİN
