Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2026-2028 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı açıkladı. Yılmaz, üç yıla dair bir perspektifle, her yıl Eylül ayının başında güncellenen temel politika belgesi olan OVP, bütçe sürecini başlatmakta, makroekonomik büyüklükler, bütçe dengesi, kamu ödenek tavanları ve öncelikli reform alanlarına ilişkin politika ve tedbirleri ortaya koyduğunu belirtti. Yılmaz, Orta Vadeli Program, her yıl olduğu gibi bu yıl da Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı müşterek çalışmasıyla, Bakanlıkların ve kamu kurum ve kuruluşların katkıları ile hazırlandığını aktardı. Yılmaz, hazırlık sürecinde ortak akıl ve katılımcı bir anlayışın esas alındığı programın, ilgili tüm taraflarla istişare edildiğine dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı güçlü siyasi iradesiyle ortaya koydukları ve koordineli bir şekilde hayata geçirdikleri ekonomi programını başarıyla uygulandığını vurgulayan Yılmaz,
"Bunun somut sonuçlarını da hep birlikte görüyoruz. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında uygulamaya koyduğumuz OVP’den bu yana küresel ve bölgesel düzeyde pek çok olumsuz gelişme yaşanmış, ticaret politikalarındaki belirsizlikler tarihi zirvelerini görmüş, artan jeopolitik risklerle dünya genelinde büyüme görünümü baskılanmıştır. Bu dönemde yaşanan pek çok menfi hadiseye rağmen temel makroekonomik politika yaklaşımımız kararlılıkla sürdürülmüş; fiyat istikrarı, mali disiplin ve sürdürülebilir büyüme hedeflerimizden sapma olmamıştır. Bu dönemde ekonomimiz benzer ülkelere kıyasla olumlu ayrışmaya devam ederek, dış şoklara dayanıklılığını bir kez daha ortaya koymuştur"
diye konuştu.
Programın ana odağında yer alan enflasyonla mücadele kapsamında, geçiş sürecinin ardından, Haziran 2024’ten itibaren kesintisiz bir dezenflasyon sürecine girildiğini hatırlatan Yılmaz,
"Bu dönemde olumsuz dış şartlar ve konjonktürel gelişmelere rağmen dezenflasyon süreci kararlılıkla sürdürülmüş, enflasyon oranı toplamda 42,5 puanlık önemli bir gerileme kaydetmiştir. Enflasyondaki bu önemli gerileme, uyguladığımız sıkı para ve maliye politikalarının etkisini açıkça göstermektedir. Enflasyon beklentileri ve ana eğilim göstergelerindeki iyileşmeyle, Eylül ayı ve yılın geri kalanında da dezenflasyon sürecinin kesintisiz bir şekilde devam etmesini bekliyoruz"
ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE EKONOMİSİ DAYANIKLI VE DENGELİ GÖRÜNÜMÜNÜ KORUMAKTADIR
Dünya genelinde enflasyonla mücadele politikalarının devamı ve parasal gevşeme döngüsünün ötelenmesiyle görece sıkı seyreden finansal şartlar, zayıf seyreden dış talep ve artan jeopolitik gerilimler gibi pek çok olumsuz gelişmeye rağmen Türkiye ekonomisi dayanıklı ve dengeli görünümünü koruduğunu ifade eden Yılmaz,
"Ekonomimiz, 2024 yılı genelinde dezenflasyon sürecine uyumlu şekilde ılımlı seviyelerde ve dengeli şekilde yüzde 3,3 oranında büyüme kaydetmiş ve 15 yıl boyunca kesintisiz büyümesini sürdürmüştür. 2025 yılının ilk yarısı itibarıyla milli gelir büyümemizin, dezenflasyon politikalarının bir yansıması olarak yüzde 3,6 oranında ılımlı seyrettiği görülmüştür. Özellikle yılın ikinci çeyreğinde, zayıf dış talep şartlarıyla beraber baz etkisiyle iç talepte görülen artış dengeli bir şekilde yönetilmiş, sürdürülebilir büyüme kompozisyonu korunmuştur. Özetle, fiyat istikrarı yolunda önemli mesafe kat edilirken, aynı zamanda büyüme performansımız enflasyonist baskı oluşturmayan bir yapıda sürdürülmüş, ekonomide çıktı açığı negatif yönde kalarak ekonominin ısınmasına müsaade edilmemiştir. Bu tablo, uygulanan Programın hem dezenflasyon hem de dengeli büyümeyi sağladığını açıkça teyit etmektedir"
dedi.
2023 yılı Mayıs ayında cari işlemler açığı 59,7 milyar dolara, milli gelire oranla yüzde 6,9’a kadar yükseldikten sonra, uyguladıkları ekonomi programı ve güçlü politika eşgüdümü sayesinde bu alanda kayda değer bir iyileşme sağlandığına dikkat çeken Yılmaz,
"2024 yılı Haziran ayında cari işlemler açığı 20,2 milyar dolara gerileyerek milli gelirin yüzde 1,7’sine düşmüştür. Bu olumlu seyir 2025 yılına da taşınmış, Haziran itibarıyla 18,9 milyar dolara gerileyen cari işlemler açığının milli gelire oranı yüzde 1,3’e kadar düşmüştür. Böylece, hem tarihi ortalamaların hem de geçmiş yıl seviyelerinin oldukça altına inen bir cari işlemler açığı kaydedilmiştir. Ülkemizin dış denge görünümünde önemli bir güçlenmeye işaret eden düşük cari işlemler açığı, ekonomimizin dış finansman ihtiyacının belirgin ölçüde azaldığını ortaya koymaktadır. Bu olumlu görünüm, yeni OVP dönemi için de atılacak yapısal adımlarla daha da pekiştirilecek ve kalıcı hale getirilecektir"
ifadelerine yer verdi.
Uyguladıkları program ve öngörülebilir politikalar çerçevesinde TL’ye güven artmış, bu sayede Kur Korumalı Mevduat hesapları yabancı para mevduatlara dönüşmeden ve herhangi bir kur baskısı oluşturmadan sağlıklı bir şekilde neticelendirildiğini belirten Yılmaz,
"Son iki yıl içerisinde, TL’ye artan güvenle TL mevduatlarımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden yüzde 60,7 seviyesine çıkması bu açıdan oldukça önemlidir. Bu dönemde KKM hesaplarının toplam mevduat içindeki payı yüzde 26,2’den yüzde 1,7’ye kadar gerilemiştir. KKM hesaplarının açma ve vadesinin uzatılması uygulamasının 23 Ağustos itibarıyla sonlandırılmasıyla 2026 içinde bu hesapların tamamen kapanacağını da görmüş olacağız. KKM hesapları sona ererken, döviz hesaplarına dönüşme endişelerinin de zemin bulmadığını görmüş olduk. Nitekim bu dönemde yabancı para mevduatların payı artmamış, aksine yüzde 43’lerden yüzde 37,7 seviyesine gerileyerek TL’ye güveni pekiştirmiştir"
açıklamalarında bulundu.
Son iki yılda sürdürdükleri politikalar neticesinde, uluslararası rezervlerin önemli tutarda artarak tarihi yüksek seviyelere çıkmış ve ekonomiye güveni daha da artıran bir düzeye ulaştığını söyleyen Yılmaz,
"Bu dönemde brüt rezervlerimiz yaklaşık 80 milyar dolar artmıştır. Böylece rezervlerimiz Ağustos ayı sonu itibarıyla 178,4 milyar dolar seviyesine ulaşarak, ekonomimize güveni pekiştiren, dış şoklara karşı ekonominin dayanıklılığını artıran önemli göstergelerden biri haline gelmiştir. Ekonomide sağlanan kazanımlarımız sayesinde risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden 5 Eylül itibarıyla 270 seviyesinin de altına gerilemiştir"
ifadelerini kullandı.
Yılmaz, geçilen OVP’de 2024 yılı için bütçe açığının milli gelire oranı, yüzde 1,7 seviyesindeki deprem harcamalarına rağmen 2024 yılsonunda Bütçe Kanunu’nda öngörülen yüzde 6,4’ün oldukça altında yüzde 4,7 oranında gerçekleştiğini belirterek bu gelişmede, deprem harcamaları devam ederken diğer harcamalar üzerinde alınan ilave tedbirler etkili olduğunu söyledi.
Uygulanan politikalara ilişkin konuşan Yılmaz,
"Enflasyonda kesintisiz düşüş, büyümede dengelenme, cari açıkta iyileşme, TL’ye artan güven, tarihi yüksek rezervler, gerileyen risk primi ve depremin etkisine rağmen azalan bütçe görünümüyle, ekonomi politikalarımızın somut ve kalıcı sonuçlar üretmeye başladığı net bir şekilde görülmektedir. Kararlılıkla uyguladığımız politikalar sayesinde, Türkiye Yüzyılına yaraşır bir şekilde tarihe geçen bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu çerçevede, 2025 yılını tamamlarken Programımızın en temel performans göstergeleri olarak; İlk defa 1,5 trilyon doları aşan bir milli gelir büyüklüğüne, ilk defa kişi başına 17 bin doların üzerine çıkan bir milli gelire ve yine ilk defa, Dünya Bankasınca yapılan sınıflandırmaya göre yüksek gelirli ülkeler grubuna adını yazdıran bir Türkiye’ye ulaşmış olacağız. Böylece ülkemiz 2025 yılı sonu itibarıyla dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi konumunda olacaktır"
dedi. (İHA)
