Malatya’da hayat pahalılığı ve art arda gelen fiyat artışları, vatandaşların en temel yaşam ihtiyaçlarını dahi karşılamasını zorlaştırmaya devam ediyor. Açlık ve yoksulluk sınırının ulaştığı vahim boyutların ardından, yüksek enflasyon nedeniyle Malatyalı vatandaşların dile getirdiği ortak nokta ise alım gücünün tamamen kaybolduğu ve mevcut maaşlarla geçinmenin imkânsız hale geldiği oldu.
Vatandaşlar, açlık sınırının asgari ücretin ve emekli maaşlarının çok üzerinde kalmasına isyan ederken; bir zamanlar sıradan kabul edilen harcamaların bile artık imkânsız hale geldiğini savunuyor. Piyasada yaşanan bu ağır tablonun özellikle deprem sonrasında ayakta kalmaya çalışan kentte sosyo-ekonomik çöküşü derinleştirdiğini belirten Malatyalılar, yetkililerin acilen somut adımlar atmasını bekliyor.
“37 BİN LİRA AÇLIK SINIRINDA BU MAAŞLARLA NASIL GEÇİNİLECEK?”
Yaşanan ekonomik krizin ve borç yükünün altını çizen Murat Çöklü,
“Vatandaşın durumu her vakit perişan. Ondan sonra 37 bin lira açlık sınırı, asgari ücret 28 bin lira... Başka edilecek bir şey var mı? Söylenecek bir şey kalmıyor. Ne yapacaksın? Şimdi siyasi yorum yapmak sağlıklı değil. Ondan sonra o tarafa, bu tarafa atmak da boş bir durum. Herkes bir şey söylüyor, ağzı olan konuşuyor. Söylemeyle olmuyor. Sonuca bakacağız, cebine giren paraya bakacaksın. Yani olan da yok diyor, olmayan da yok diyor. Vatandaşın şu durumda en büyük sıkıntısı ne biliyor musun? Faize sürtmüş. En büyük sıkıntı o. Faize bulaşmış. Yüzde 80, yüzde 90'ı vatandaşın hep faize bulaşmış. Sıkıntı orada. O TÜİK'ti, oydu, bundan ziyade, o faiz sorununu çözmediği sürece vatandaş düzelmez”
ifadelerini kullandı.

“EMEKLİ MAAŞI NEDEN GELİR DAĞILIMININ ALTINDA KALDI?”
Özellikle emekli maaşlarının yetersizliğine ve gelir dağılımındaki dengesizliğe dikkat çeken Bekir Akbaş,
“Biz bunun hakkında doğru bir şey düşünmüyoruz. Bir emekli maaşı 23 bin 552 lira. Bu numuneye geldi, hadi ne yaparsın? Bunun yanından genç çocuğu olup üniversiteye giden, servise ihtiyacı olan... Peki bunlar ne yapacak? Nasıl geçinecekler? Ya hırsızlık olacak, ya yolsuzluk olacak, ya bir şey olacak. Biz bunun hakkında doğru dağılımın, doğru dürüst Türkiye'nin bak milli gelir hasılatı hakikaten dünya çapında bir ülke. Doğru dağılsa kimsenin buna ihtiyacı olmaz. Şimdi 40 milyon, 40 milyar lirayı Suriye'ye göndereceğine Cumhurbaşkanı... Ben Cumhurbaşkanına hitap ediyorum. Türkiye'de vatandaşa dağılım yapsa iyi mi olur, kötü mü olur? Soruyorum. Kendi ülkende çoluk çocuğunu refah içine kavuşturmadan dışarının kaygısını çekiyorsan bir şey diyemiyorum artık. Bunun ötesine bir şey diyemem. Durum böyle. Ülkenin yönetiminden şikayetçiyiz, her konumda. Binlerce ev yapmış, evlerin yüzde 90'ı boş. Az yapsa da güzel ev yapsaydı; balkonu olsun, efendim mutfağı olsun... Hazineye yayılmış, 2 metre fazla yapsaydı da güzel olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Olurdu. Ama mecburen oturuyor insanlar. Konteynerde oturan adam orada da oturuyor haliyle. Bu bir refah değil, bu bir sağlık değil yani. Bundan şikayetçiyiz yani biz. Ülkemiz doğru yönetilmiyor, her ne olursa... Ya bu ülkenin gelir dağılımı düzelmez mi ya? Emekli bu kadar mı mağdur olmalı? Emeklinin maaşı en az şimdi yani 35 ile 40 arası olması gerekiyordu. Asgari ücret emeklinin ne kadar altındaydı, şimdi asgari ücret emeklinin ne kadar üstünde kaç senedir. Niye emekliye bir şey yok? Ölsün emekli, fişimizi çeksinler. Başka bir şey yok”
diyerek yönetimi ve ekonomik tercihleri eleştirdi.

“BİR ÇAY İÇMENİN BİLE SIKINTI OLDUĞU BİR EKONOMİDE SOSYAL HAYAT MÜMKÜN MÜ?”
Alım gücünün düşmesiyle sosyal hayatın tamamen bittiğini vurgulayan Kazım Dayan,
“Bizim gibi 3 milyon emekli pür perişan. Asgari ücretle de çalışan... Ama vasıflı olan asgari ücretten fazla alıyor. Memur da fazla alıyor. İşte bir kısım sıkıntıda. Ama herkes değil tabii. Adam 150 bin lira maaş alıyor, onun için hayat pahalı değil; diğerleri için hayat çok pahalı, sıkıntılı. Yapacağımız bir şey de yok. İşte gelmiş burada oturuyoruz. Bir çay ocağına gidip çay içmek bile sıkıntı oluyor. 5-6 tane çay içersen o da sıkıntı. Ekonomi tabii bazısına göre büyüdü, bazısına göre de küçüldü. Parası olan... Günde 10 bin, 20 bin lira kazanan için büyüdü tabii. Ama bizim gibi emekli olan için hayır, ne büyüyecek? Enflasyon yüksek mi? Bayağı yüksek. Vatandaş ne yapar bilemem”
dedi.

“MAAŞLARIN ÇEYREK ALTIN KARŞISINDAKİ ERİYİŞİ GERÇEK BÜYÜMEYİ GÖSTERİYOR MU?”
TÜİK’in büyüme açıklamaları ile sokağın gerçeğinin birbirini tutmadığını belirtip faiz oranlarını eleştiren Mehmet Uludağ,
“Yalan söylüyorlar. Ekonomi düzgün olsa banka faizleri yüzde 50, yüzde 40, yüzde 37 olur mu? Dünyada hangi ülkede yüzde 20, yüzde 10, yüzde 15 faiz var? O bankalar o paraları ne yapıyorlar? Vatandaştan alıyorlar, yüzde 60'la, yüzde 70'le devlete veriyorlar. Devletin ekonomisi güzelse neden öyle oluyor? Yani sizce ekonomi güzel olsa öyle olur mu? Yüzde 3, yüzde 3,5 Avrupa'da politika faizleri. Türkiye'de yüzde 50'den şu anda yüzde 37'ye düşürdüler. Faiz yüzde 37 olan bir ülkede ekonomi hiç güzel olur mu? Dün 10 lira olan şey bugün 100 lira. Ben emekli olduğumda, emekli maaşımla 12 tane çeyrek alıyordum. Şimdi 2 tane alabiliyorum. Bu nasıl güzel, nasıl büyüme?”
şeklinde konuştu.

"VATANDAŞIN CEBİNDE ÇAY PARASI YOKKEN AÇIKLANAN VERİLER İNANDIRICI MI?"
Piyasadaki hayat pahalılığı nedeniyle halkın zor durumda olduğunu vurgulayan Vahap Adanır,
“Türkiye'de herkes iltica edecek, yani yurt dışına gidecek, gidemiyorlar yani. Çay parası yok millette ya! Ekonomi bitmiş ya. Evet, Tayyip Baba'yı seviyoruz ama Tayyip Baba'nın arkasındaki ekip bozuk. TÜİK de yalan söylüyor. Bak verilere inanma, cebindeki paraya inanırım ben. Yani veri... Öyle bir şey sence doğru mu? Alım gücü var mı? Hakkımızı savunacağız. Malatya değil, Türkiye geneli bir konuşalım. Yok yani. Adam bugün burayı, mülkiyetini kiraya verse aylık geliri diyelim 100 bin lira, kimse tutamaz. Aylık 10 bin lira kazanmıyor. Öyle kazançlar yok. Eskiden adam köpte hamallık yapıyordu, sırtıyla çalışıyordu, para kazanıyordu. Şu an bir şey yok”
sözlerini kullandı.

"DEPREM BÖLGESİNDE YAŞAYAN VATANDAŞ BU ÇİFTE YÜKÜ NASIL KALDIRACAK?"
Özellikle deprem felaketini yaşamış kentlerde ekonomik krizin boyutlarının daha ağır hissedildiğini vurgulayan Abuzer Cici,
“Şimdi açlık sınırından mı bahsedelim, yoksa lüks lüks yaşantıdan mı bahsedelim? İkisinden de bahsedelim. Şimdi açlık sınırında insanların yani neyle karşılaştığını ancak o insanlara sorup anlayabilirsiniz. Yani şimdi atıyorum 25 bin lira aylık alan insanlar da var, 100 bin lira aylık alan insanlar da var, 80 bin lira aylık alan insanlar da var. Ha açlık sınırının siyasi boyutu nedir, onu da yöneticilerimize sormak lazım. Çünkü üstten gelen bir sıkıntı bu. Yani zaten ekonomik sıkıntısı var, dünya üzerinde var. Ama işte tabii ülkemizde de, özellikle ilimizde bu deprem olan illerde de bu çok gözlemlenen şey yani. Herkes artık yaşıyor bunu yani, yaşayarak görüyorsunuz”
ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

ROJBİN ASTEKİN
