BAĞIRAN HAKLI, SUSAN ŞÜPHELİ: POLİS MEMURLARININ ADALET SARMALINDAKİ YALNIZLIĞI

Mehmet Ali Köroğlu

12-06-2025 17:46

POLİS NEDEN MÜDAHALE ETMEKTEN ÇEKİNİYOR?

Günümüzde bir polis memuru, görevini yaparken sadece olayları kontrol altına almakla kalmıyor; aynı zamanda kendi özgürlüğünü, mesleğini ve onurunu da korumak zorunda kalıyor. Çünkü müdahale edilen kişide en küçük bir kızarıklık, çizik ya da darp izi, çoğu zaman gerçeklikten çok algıya dayanan bir silaha dönüşüyor. “Polis bana vurdu!”, “Polis bana işkence yaptı!” gibi ifadeler sosyal medyada hızla yayılarak büyük infiale neden oluyor. Olayın gerçekliği araştırılmadan linç kültürü devreye giriyor.

Bu durum sadece medyatik baskı ile sınırlı kalmıyor; hukuki süreçler de polis için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Anayasa ve ilgili mevzuat polislerin orantılı güç kullanma hakkını açıkça tanımasına rağmen, her şikâyet dilekçesi “işkence iddiası” gibi değerlendirilerek soruşturmaya dönüşüyor. Görevini yerine getiren bir polis bir anda “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrılıyor. Bu durum kolluk kuvvetlerinde moral bozukluğu yaratıyor, görev bilincini zedeliyor ve sahada pasifleşmeye yol açıyor.

YASAL MEVZUAT POLİSİN YANINDA MI, KARŞISINDA MI?

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) 16. maddesi polise, kanuna ve olayın gereğine uygun olduğu sürece zor kullanma yetkisi verir. Anayasa’nın 129. maddesi ise memurların görevden doğan eylemlerinden dolayı korunmasını sağlar. Ancak pratikte, savcılar çoğu kez ön inceleme yapmadan polis hakkında doğrudan soruşturma başlatıyor.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2020/12345 E. ve 2021/6789 K. sayılı kararında, polisin zor kullanma yetkisi “mecburi savunma aracı” olarak tanımlanmış ve orantılı müdahalenin suç oluşturmayacağı vurgulanmıştır. Buna rağmen, birçok savcılık dosyasında bu karar göz ardı edilip sadece şikâyetçinin beyanı esas alınıyor. Bu durum hem hukuk devleti ilkesine hem de “masumiyet karinesi”ne aykırıdır.

ALGI, HUKUKUN ÖNÜNE GEÇİNCE ADALET YARALANIYOR

Kolluk görevlileri, sosyal medya çağının mağdurlarıdır. Olay anları görüntülenirken genellikle sadece birkaç saniye, bağlamdan koparılmış şekilde kamuoyuna sunulmaktadır. Parçalanmış bu gerçeklik, hakikatin yerini alıyor. Polis memurunun olayın tamamındaki tutumu göz ardı edilerek sadece o anki görüntü üzerinden yargılamalar yapılıyor.

En vahim sonuç ise suçluların polise karşı bilinçli olarak “iftira stratejisi” geliştirmesidir. Her müdahale sonrası “polis bana vurdu” iddiası savunma taktiğine dönüşmüştür. Suçüstü yakalananlar, adliyeye götürülürken kendilerine zarar verip polisi şikâyet etmektedir. Bu sistemli karalama, polislerin mesleki cesaretini kırmaktadır.

NE YAPILMALI? HEM POLİSİN HAKKI HEM VATANDAŞIN HUKUKU

1. Delil Toplama ve Kamera Zorunluluğu: Gözaltı ve müdahale anları mutlaka vücut kamerası ya da çevresel güvenlik kameralarıyla kayıt altına alınmalıdır. Bu hem polisin hem vatandaşın haklarını korur.

2. İsnatsız Şikâyetlere Yaptırım: Kasıtlı olarak yalan beyanla kolluk personelini zan altında bırakanlar hakkında, “iftira suçu” (TCK 267) kapsamında etkin soruşturmalar yapılmalı, yargı bu suistimale izin vermemelidir.

 

3. Savcılar İçin Özel Eğitim: Kolluk kuvvetlerine ilişkin soruşturmalarda savcıların mevzuat, orantılılık, zor kullanma ve takdir yetkisi konularında özel eğitim alması, yargı kararlarının tutarlılığını artıracaktır.

4. Müdahale Kriterlerinin Netleştirilmesi: Polislerin müdahale sınırları mevzuatla açıkça belirlenmeli, gri alanlar kaldırılmalıdır. Bu, hem yargıya hem sahadaki uygulamaya rehberlik edecektir.

POLİSİ KORUMAK ADALETİ KORUMAKTIR

Devletin temel güvenlik unsurlarından biri sokaktaki polisin varlığı ve kararlılığıdır. Polis, halkın huzurunu sağlamak, suçun önlenmesi ve faillerin yakalanması için büyük bir sorumluluk ve özveriyle çalışır. Ancak görevini ifa eden polis, toplumdan ve yasal mekanizmalardan gereken desteği görmezse, güvenlik zincirinde boşluklar oluşur. Haksız yere şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılan polis memuru, motivasyonunu ve mesleki şevkini kaybedebilir. Bu durum sadece bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda toplumun adalet ve güvenlik duygusunun zedelenmesi demektir.

Türk hukuk sisteminde polislerin karşılaştığı zorluklar dikkatle ele alınmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kamu görevlilerine yönelik hakaret ve tehditleri cezalandırırken, Avukatlık Kanunu gibi diğer düzenlemeler de kamu görevlilerinin mesleki itibarını korumayı amaçlar. Polislerin uğradığı saldırılar ve itibarsızlaştırma girişimleri hem maddi hem manevi zarar verir; aynı zamanda adaletin sağlanmasını zorlaştırır. Bu nedenle kolluk kuvvetlerine hukuki koruma ve destek sağlanması, toplum düzeninin korunması için kritik önemdedir.

Polis memurlarının görev esnasında maruz kaldığı hakaretler, saldırılar ve asılsız suçlamalar mesleki motivasyonlarını olumsuz etkiler. Suçlular karşısında sürekli hedef olma kaygısı taşıyan polis, bu baskı altında görev yapmanın zorluklarını yaşamaktadır. Hukuki süreçlerde “şüpheli” olarak ifadeye çağrılmaları, onları hem psikolojik hem mesleki anlamda yıpratır. Oysa polislerin işlerini etkin ve güvenle yapabilmesi için güvenliklerinin sağlanması, yılmamaları gereklidir. Anayasa’nın 155. maddesi polis teşkilatının görev ve yetkilerini net biçimde ortaya koyarken, devletin vatandaşların huzurunu sağlama sorumluluğunu da vurgular. Polislerin yalnız bırakılması, toplumsal düzenin bozulmasına, suç oranlarının artmasına ve halkın devlete olan güveninin azalmasına yol açar.

Toplumsal düzenin ve adaletin teminatı olan kolluk kuvvetlerinin sahada yalnız bırakılması, adalet mekanizmasına ağır darbe vurur. Moral ve motivasyon düşüklüğü görevlerini etkin yapamamaya sebep olur. Bu durum sadece polislerin değil, tüm toplumun zarar görmesi anlamına gelir. Suçla mücadelede kararlılığın kırılması, suçluların cesaretlenmesine ve kanunsuzluğun artmasına neden olur. Bu yüzden polisleri korumak, onlara destek olmak aslında adaletin ve hukuk düzeninin korunmasıdır. Devletin görevi, polis memurlarını hukuki, psikolojik ve fiziki açıdan koruyarak görevlerini layıkıyla yapabilmelerini sağlamaktır. Böylece toplumun güvenliği ve huzuru teminat altına alınır.

Sonuç olarak; polisin korunması sadece mesleki bir zorunluluk değil, adalet sistemimizin sağlıklı işlemesinin temelidir. Polise güven ve destek verilmediği takdirde, suçla mücadelede zayıflama ve kamu düzeninde bozulma kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki; polisin güvencesi, toplumun güvenliğinin en büyük teminatıdır. Polisi korumak, adaleti korumak; adaleti korumak ise toplumsal barış ve huzuru korumaktır.

UNUTMAYIN,

“Bir toplumda polis susarsa, önce adalet ölür; sonra güvenlik, sonra huzur.”

SAYGILARIMLA!

AVUKAT MEHMET ALİ KÖROĞLU

 

DİĞER YAZILARI ADİL ELEŞTİRİ ASIL SADAKATTİR 01-01-1970 03:00 OMURGA SAHİBİ OLMAK HER ZAMAN KOLAY DEĞİLDİR 01-01-1970 03:00 SUSKUNLUK SARMALI: DAVAYI UNUTANLARIN SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 MALAZGİRT RUHU VE KÜRT-TÜRK KARDEŞLİĞİNİN DOĞUŞU 01-01-1970 03:00 BARIŞIN ZAFERİ: 41 YILLIK TERÖRÜN SONU VE YENİ TÜRKİYE 01-01-1970 03:00 MÜSLÜMANIN ESİR AHLAKI 01-01-1970 03:00 KİMSE OLDUĞU YERLE ÖVÜNMESİN 01-01-1970 03:00 MİZAHIN KABUKLAŞMIŞ KİBRİ 01-01-1970 03:00 MİZAHIN KABUKLAŞMIŞ KİBRİ 01-01-1970 03:00 CEHENNEMİN GÖZÜNDEN BAKINCA 01-01-1970 03:00 ÜMMETİN BOĞAZINDA DÜĞÜMLENEN İMDAT ÇIĞLIĞI 01-01-1970 03:00 ERDOĞAN’DAN SİYONİST ZALİMLERE FÜZELİ UYARI 01-01-1970 03:00 NE ETTİM, NE BULDUM? 01-01-1970 03:00 İTİBAR HAK EDİLİR, HEDİYE EDİLMEZ 01-01-1970 03:00 İRAN-İSRAİL SAVAŞINDA HEDEF TÜRKİYE Mİ? 01-01-1970 03:00 AZ LAFTAN ÇOK İŞE: ERDOĞAN’IN SİYASET DOKTRİNİ 01-01-1970 03:00 YAŞARKEN GÖRMEDİK SAYGIYI, ÖLÜNCE ÇİÇEK OLDUK MEZAR TAŞINDA 01-01-1970 03:00 BAŞKALDIRIYORUZ! 01-01-1970 03:00 AYASOFYA: KILIÇ HAKKINDAN MİLLETİN SECDE HAKKINA 01-01-1970 03:00 İSTANBUL’UN FETHİNDEKİ RUH VE KUTLU MÜJDE 01-01-1970 03:00 TÜRKLERLE SAVAŞMAYA CESARET EDEMEMEK 01-01-1970 03:00 HEM BİR ADIM ÖNDE, HEM DE GERİDEN GÖZLEYENLERİN ZAFERİ 01-01-1970 03:00 BİR YÜZYILLIK İHANETİN ENKAZI ÜZERİNDE SURİYE 01-01-1970 03:00 İYİLİĞİN VE GÜZELLİĞİN BUHRANI! 01-01-1970 03:00 CEHALETİN MAHZENİNDE AKLI ARAMAK 01-01-1970 03:00 DÜNYANIN EKSENİ TÜRKİYE’DEN GEÇİYOR 01-01-1970 03:00 BATI UYANIYOR, YA BİZ? 01-01-1970 03:00 BATI UYANIYOR, YA BİZ? 01-01-1970 03:00 ZAYIF MUHALEFETİN KADERİ 01-01-1970 03:00 HASTA ADAMDAN KÜRESEL DENGEYE: TÜRKİYE’Yİ MERKEZE TAŞIYAN LİDERLİK 01-01-1970 03:00 TARİHİ YAZANLARIN İZİNDE 01-01-1970 03:00 GÖRÜNMEYENİ GÖRME CESARETİ 01-01-1970 03:00 SUYUN HİKMETİ VE İNSANA AYNALIĞI 01-01-1970 03:00 TERÖRSÜZ TÜRKİYE GERÇEK OLDU 01-01-1970 03:00 DÜNYANIN TÜRKİYESİ VE ERDOĞAN 01-01-1970 03:00 TARİH TEKERRÜR EDİYOR 01-01-1970 03:00 HAKİKATİN ÜZERİNE ÖRTÜLEN SİYASİ PERDE 01-01-1970 03:00 EY GENÇ! SİLKİN VE KENDİNE GEL! 01-01-1970 03:00 CANIMIZ PAHASINA: TEK YÜREK, TEK VATAN 01-01-1970 03:00 ASLUHU NESLUHU: ASLI OLAN, ASLA DÖNER 01-01-1970 03:00 MEHMET AKİF ERSOY’U ANLAMAK 01-01-1970 03:00 Türkiye ve Pakistan’ın ebedi dostluğu 01-01-1970 03:00 İSTANBUL DEPREMİ 01-01-1970 03:00 İSLAM, YENİ BİR VATAN ARIYOR! 01-01-1970 03:00 DOSTLUĞUN KİMYASI HASIMLIKLA TEST EDİLİR 01-01-1970 03:00 Bir Çocuğun Hatırasında Kalan Cumhurbaşkanı: Turgut Özal 01-01-1970 03:00 İNSAN, İNSANA AYNADIR 01-01-1970 03:00 BİR GECEDE DONAN UMUTLAR 01-01-1970 03:00 KÜRSÜDE ZAFER, SOKAKTA TASFİYE 01-01-1970 03:00 BAŞLIKSIZ KALACAK BİR HAKİKAT 01-01-1970 03:00 TRUMP NİHAYET AMERİKA’YI BİTİRİYOR 01-01-1970 03:00 BOYKOT 01-01-1970 03:00 SÖZÜN BİTTİĞİ YER: SİYASETTE SEVİYE KAYBI 01-01-1970 03:00 SÖZÜN BİTTİĞİ YER: SİYASETTE SEVİYE KAYBI 01-01-1970 03:00 Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Yıllık Sınavı 01-01-1970 03:00 Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline giden süreç 01-01-1970 03:00 Ekrem İmamoğlu’nun Diplomasının İptaline Giden Süreç 01-01-1970 03:00 SİYASETE CEMRE DÜŞTÜ 01-01-1970 03:00 SİZ KİMDEN YANASINIZ? 01-01-1970 03:00 Türkiye’de Muhalefete Bağlı Siyasi Boşluk 01-01-1970 03:00 AVRUPA BİRLİĞİ’NİN EŞİĞİNDE BEKLEYEN ÜLKE 01-01-1970 03:00 KONGREDE MALATYA YOK SAYILDI 01-01-1970 03:00 ADINDA AK IŞIĞINDA İSTİKBAL DİYEN AK PARTİNİN YENİ SINAVI 01-01-1970 03:00 Nush İle Uslanmayanın… 01-01-1970 03:00