Okullarda güvenlik açığına yönelik personel takviyesiyle önemli bir adım atılırken, temizlik ve hijyen sorunu çözüm bekliyor. Kadrolu temizlik personelinin yetersizliği nedeniyle geçici istihdam yöntemlerine başvurulması, yüzlerce öğrencinin aynı ortamı paylaştığı eğitim kurumlarında hastalık ve hijyen riskini yeniden gündeme getirirken Malatya Sonmanşet gazetesine konuşan Eğitim-İş Malatya Şube Başkanı Hüseyin Kara, önemli iddialarda bulunarak temizlik konusunda merkez ve kenar mahallelerdeki okullar arasındaki farkı da gözler önüne serdi.
Geçen yıllara göre nispeten sorun çözüme kavuştuğunu dile getiren Eğitim-İş Malatya Şube Başkanı Hüseyin Kara, temizlik konusunda kalıcı personel alınmadığı için sorunun devam ettiğini söyledi.
“BU SORUN NİSPETEN ÇÖZÜLMEYE ÇALIŞILDI”
“Güvenlikle ilgili olarak biz konuyu uzun süre gündemde tuttuk” diyen Kara, “Özellikle sizin gazetenizde de bu konuyu sık sık gündeme getirdik. Bunun sonucunda Türkiye genelinde okullara güvenlik görevlisi alındı ve bu sorun nispeten çözülmeye çalışıldı. Gerçi gerek Siverek’te gerekse Kahramanmaraş’ta yaşanan olayların ardından okullarda güvenlik görevlisi bulundurulması bir zorunluluk haline gelmişti. Ancak biz de bu konuyu sürekli gündemde tutarak gerekli hassasiyetin gösterilmesine katkı sunduk. Bu sorun çözüldü” ifadelerini kullandı.
Güvenlik konusunda önemli bir mesafe alındığını kaydeden Kara, Bakanlık tarafından okullara yönelik personel alımının yapıldığını belirtti.
“KADROLU TEMİZLİK PERSONELİ HALA YETERSİZ”
Temizlik konusunda aynı noktaya gelinemediğini savunan Kara şunları kaydetti:
“Temizlik konusunda aynı noktaya henüz gelemedik. Kurumlarımızda ve okullarımızda kadrolu temizlik personeli yok denecek kadar az. İŞKUR marifetiyle geçici olarak personel istihdam ediliyor. Fakat geçici olarak istihdam edilen personel ile okulda kalıcı ve kadrolu olarak görev yapan personelin niteliği aynı değil. Bu kişiler çoğunlukla herhangi bir mesleki vasıf aranmadan istihdam ediliyor. Dolayısıyla okullarda kadrolu temizlik personeli hâlâ yetersiz. Temizlik ve hijyen, eğitim açısından son derece önemli konulardan biri. Bu konunun da okullardaki güvenlik probleminin çözülmesi gibi kalıcı bir şekilde çözüme kavuşturulmasını talep ediyoruz ve bekliyoruz. Çünkü sağlıklı bir ortamda eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdüremiyorsanız aldığınız eğitimin de bir anlamı kalmıyor. Hatta sağlığınızı kaybedebilirsiniz. Bu nedenle lavaboların ve tuvaletlerin her gün düzenli olarak temizlenmesi gerekiyor. Yüzlerce öğrencinin girip çıktığı bir ortamda hijyenin sağlanması şart. Herhangi bir öğrencide ortaya çıkan rahatsızlığın diğer öğrencilere sirayet etmemesi için gerekli temizlik koşullarının oluşturulması gerekiyor. Bunun için temizlik personeli önemli. Temizlik personeli kadar temizlik malzemeleri de önemli. Okullara gerekli temizlik personelinin sağlanması, bunun için gerekli kaynağın okullara gönderilmesi ya da toplu olarak alınıp okullara dağıtılması elzem bir konu.”
Temizlik konusu çözüme kavuşturulmazsa hastalıkların ortaya çıkma ihtimali her zaman bulunduğunu dile getiren Kara, okulların çok sayıda öğrencinin bir arada bulunduğu yerler olduğunu ve bulaşın en fazla olabileceği alanların başında kantinler, tuvaletler ile sınıfların geldiğini ileri sürdü.
“OKULLARIN HİJYENİK KOŞULLARA UYGUN ŞEKİLDE DONATILMASI GEREKİYOR”
Kara, eğer buralarda gerekli temizlik yapılmaz ve hijyen sağlanmazsa, hastalığı bulunan bir çocuktan diğer çocuklara rahatsızlığın çok kolay bir şekilde bulaşmasının mümkün olacağını öne sürerek, “Bu da salgın hastalıklara neden olabilir. Bunun için çok fazla şey bilmeye gerek yok. Okullar, hastalıkların çok çabuk yayılabileceği ortamlardır. Dolayısıyla temizlik malzemeleri, sabun, peçete, tuvalet kâğıdı ve havlu kâğıt gibi temel ihtiyaçların okullarda mutlaka bulunması gerekiyor. Medeni toplumlarda olması gereken de budur. Hatta bir sonraki aşamada okulların daha hijyenik koşullara uygun şekilde donatılması gerekiyor. Örneğin muslukların elle açılıp kapanan sistemler yerine sensörlü veya dokunmatik sistemlerle donatılması düşünülebilir. Bir öğrencinin dokunduğu musluğa başka bir öğrencinin dokunmaması hijyen açısından önemli. Aynı şekilde sabunların da sensörlü cihazlarla kullanılabilmesi sağlanabilir. Ancak henüz bu aşamaya gelebildiğimizi düşünmüyorum” ifadelerine yer verdi.
Taşralardaki okulların daha farklı olduğunu savunan Kara, “Öğrenci velisi duyarlıysa okul idaresi de veliye göre gardını alıyor. Tuvaletini, koridorunu ve okulun diğer bölümlerini ona göre temizliyor. Çünkü veli tepki gösteriyor. Okul idaresi de veli baskısından veya tepkisinden çekindiği için daha temkinli davranıyor. Ancak biraz daha kenar mahallelere gittiğimizde durum değişiyor. İnsanlar kendi geçim ve yaşam kaygılarıyla uğraştıkları için okulun temizliğiyle ilgilenmeye zaman bulamayabiliyor. Dolayısıyla oralarda okulun temizliği tamamen okul idaresinin insafına kalıyor” şeklinde konuştu.
“BU AYRIM ORTADAN KALKMAZ”
Kara, “Malatya'da merkez ve taşra ayrımı hâlâ var. Bu ayrım kapanmaz” iddiasında bulunarak, “Merkezi yerlerde, ekonomik durumu daha iyi olan ve merkeze yakın bölgelerde yaşayan veliler doğal olarak çocuklarıyla ve okullarıyla daha fazla ilgilenebiliyor. Ancak kenar mahallelerde ve taşrada ekonomik durumu iyi olmayan veliler yer alıyor. Dolayısıyla merkezdeki veliler daha duyarlı ama kenar mahallelerdeki öğrenci velileri yani asgari ücretin altında geliri olan, günlük işlerde çalışan, ekonomik durumu iyi olmayan velilerden oluştuğu için onlar kendi hayat koşturmacası içerisinde bulunuyor ve okulla ya da öğrenciyle doğal olarak çok fazla ilgilenme şansları olmuyor. Dolayısıyla merkezde ekonomik koşulları daha iyi olan veliler öğrencisini daha fazla takip ediyor, kenar mahallelerdeki öğrencilerin velileri için ise aynı şeyi söyleme şansımız yok” ifadelerini kullandı.
“BİRİLERİNİN TEK BAŞINA YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY DEĞİL”
Bu ayrımın nasıl ortadan kaldırılabileceğini de söyleyen Kara, “Bu ayrımın ortadan kaldırılması tamamen sosyoekonomik yapıyla ilgili. Sendika olarak veya bireysel olarak birilerinin tek başına yapabileceği bir şey değil. Ne zamanki ülkedeki gelir dağılımı daha adil ve eşit hale gelir, herkes hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürebileceği ekonomik gelire sahip olur, işte o zaman insanlar ekonomik kaygılardan sıyrılıp öğrencisiyle, ailesiyle ve sosyal çevresiyle daha fazla ilgilenmeye başlayabilir” dedi.
MUTLU SARIGÜL
