Malatya'da deprem sonrası yükselen yeni konutlar güvenli yaşamın simgesi olurken, kentin en büyük tehlikesi hâlâ ayakta duran 2000 yılı öncesi binalar olarak gösteriliyor. Eski yönetmeliklere göre inşa edilen ve ekonomik ömrünü tamamlamaya yaklaşan yapıların yalnızca hasar durumuna göre değerlendirilmesinin yeterli olmadığı belirtilirken, bu binaların vakit kaybedilmeden kentsel dönüşüm kapsamına alınması gerektiği vurgulanıyor. Peki olası bir depremde 2000 yılından önce yapımı gerçekleştirilen, depremlerden sonra tadilat edilen veya güçlendirilen binalar ne kadar güvenli? Mimarlar Odası Malatya Şube Başkanı Yunus Emre Fidanel Malatya Sonmanşet gazetesine konuşarak önemli açıklamalarda bulundu.

6 Şubat depremlerinde Malatya’nın yaklaşık yüzde 40'ının kaybedildiğini hatırlatan Mimarlar Odası Malatya Şube Başkanı Yunus Emre Fidanel, yıkılan ve ağır hasar alan binaların çok büyük bir bölümünün 2000 yılı öncesinde inşa edilen yapılar olduğunu dile getirdi.

“BETONUN ORTALAMA KULLANIM ÖMRÜ YAKLAŞIK 50 YILDIR”

Depremlerden sonra gerçekleştirilen hasar tespitlerinde bazı eksikliklerin ve hataların yapılmış olabileceğini düşündüklerini söyleyen Fidanel,

“Depremin ardından hasar tespit çalışmaları detaylı bir şekilde gerçekleştirildi. Ancak bu çalışmaların tamamının eksiksiz ve hatasız olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. Çünkü o dönemde zamanla yarışılıyordu. Olayın sıcaklığı devam ediyordu ve artçı depremler sürüyordu. Bu nedenle hasar tespitlerinde bazı eksikliklerin ve hataların yapılmış olabileceğini düşünüyoruz. 2000 yılı öncesi yapılan binaların, 1975 ve 1998 deprem yönetmeliklerine göre inşa edildiğini biliyoruz. Her ne kadar bu binaların bir kısmı az hasarlı olarak değerlendirilmiş olsa da bu yapıların da bir ekonomik ömrü vardır. Betonun ortalama kullanım ömrü yaklaşık 50 yıldır. Bu nedenle bugün ayakta duran bir binanın, olası bir sonraki depremde ciddi hasar almayacağı anlamına gelmez”

şeklinde konuştu.

“BİRÇOK BİNADA TADİLAT VE ONARIM GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

Bugün yeniden hasar tespit çalışmasının kolay olmayacağını ifade eden Fidanel,

“Bizim talebimiz şuydu: 2000 yılı öncesinde yapılan bütün binaların hasar durumuna bakılmaksızın yıkılması ve rezerv alan kapsamında Bakanlığımız tarafından yeniden inşa edilmesiydi. Maalesef bu gerçekleşmedi. Bu yapılar hasar tespitine tabi tutuldu ve buna göre işlem yapıldı. Oysa 2000 yılı öncesi binalarda beton kalitesi, donatı yetersizliği ve işçilik açısından ciddi eksiklikler bulunuyor. Tüm bu olumsuzluklar bir araya geldiğinde binaları depreme karşı dayanıksız hale getiriyor. Depremin üzerinden 3,5 yıl geçti. Ancak bu binalarla ilgili yeni bir çalışma ya da yeniden hasar tespiti yapılmadı. Zaten bugün yeniden hasar tespiti yapmak da kolay değil. Çünkü birçok binada tadilat ve onarım gerçekleştirildi. İlk hasar tespitinde görülen çatlaklar ve kolon hasarları artık görünmüyor. Dolayısıyla yeniden sağlıklı bir tespit yapılması da mümkün değil. Bu nedenle Bakanlığımızın, kentsel dönüşüm kapsamında 2000 yılı öncesi bütün binaları yıkarak yeniden inşa etmesini talep ediyoruz. Bu sadece Malatya'nın değil, deprem bölgesindeki bütün şehirlerin öncelikli konusu olmalıdır. Allah korusun, yarın daha büyük bir depremle karşı karşıya kalırsak bu binaların nasıl bir performans göstereceğini kestiremiyoruz. En büyük endişemiz de budur”

ifadelerini kullandı.

“YENİ BİNALARDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN ENDİŞE ETMESİNE GEREK YOK”

Depremlerden sonra yapılan binaların sağlam olduğuna dikkat çeken Fidanel,

“Bunun yanında yeni yapılan binaların ise hem TOKİ eliyle hem Yerinde Dönüşüm kapsamında hem de rezerv alanlarda oldukça sağlam inşa edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü artık deprem yönetmeliklerimiz güncellendi. Çok daha güvenli ve dayanıklı yapılar inşa ediliyor. Bu nedenle yeni binalarda yaşayan vatandaşlarımızın endişe etmesine kesinlikle gerek yoktur. Hatta bu açıdan bakıldığında Malatya'nın bugün Türkiye'nin en güvenli şehirlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Bu iddialı bir ifade olabilir ancak mevcut yapı stoğu dikkate alındığında yeni yapılan binalar açısından bu gerçeği ifade ediyoruz. Elbette insanlar deprem anında korkabilir, panik yaşayabilir. Ancak deprem sonrasında yeni yönetmeliklere uygun olarak yapılan binalarda oturan vatandaşlarımızın ‘Binamız yıkılır mı?’ endişesi taşımasına gerek olmadığını düşünüyoruz”

diye konuştu.

“ÇEKİNCEMİZ BİLİMSEL YÖNTEM DEĞİL, UYGULAMADAKİ HATA VE EKSİKLİKLERDİR”

“Bugün Malatya'nın en önemli sorunu, halen ayakta bulunan 2000 yılı öncesi yapılardır. Bu konunun yeniden Bakanlığımız tarafından gündeme alınmasını ve kapsamlı bir çalışma yapılmasını talep ediyoruz” diyen Fidanel sözlerine şöyle devam etti:

“Bilimsel olarak güçlendirme diye bir alan vardır ve bu alan oldukça gelişmiştir. Ancak Türkiye'de 6 Şubat depremlerinden önce güçlendirme uygulamaları yaygın değildi. Bilimsel bilgi vardı ancak uygulama konusunda yeterli deneyimimiz bulunmuyordu. Depremden sonra birçok firma ortaya çıktı. Daha önce adını dahi duymadığımız firmalar, orta hasarlı binaların güçlendirilmesi işlerini üstlendi. Biz güçlendirme yönteminin bilimsel olarak doğru olduğuna inanıyoruz. Ancak uygulamaların ne kadar doğru yapıldığı konusunda ciddi tereddütlerimiz var. Bu nedenle güçlendirme uygulamalarına mesafeli yaklaşıyoruz. Bize göre orta hasarlı binaların da ağır hasarlı kabul edilerek yıkılması çok daha doğru olurdu. Buradaki çekincemiz bilimsel yöntem değil, uygulamadaki hata ve eksikliklerdir. Özellikle yumuşak zeminlerde bulunan çok katlı binalarda doğru bir güçlendirme yapılırsa bina kurtarılabilir. Ancak uygulamada yapılacak en küçük hata bile binanın gerçekten güvenli hale geldiği anlamına gelmez. Bu nedenle orta hasarlı binalarla ilgili kafamızda her zaman bir soru işareti olacaktır. Bugün artık orta hasarlı binaların büyük bölümü güçlendirme işlemlerini tamamladı. Vatandaşlarımız devlet desteği ve banka kredileriyle bu süreci yürüttü. Ancak o dönem sona erdi. Artık yeni bir güçlendirme desteği ya da süreci söz konusu değil. Bundan sonra bireysel olarak isteyen vatandaşlar kendi imkanlarıyla güçlendirme yaptırabilir.”

SİNEM HATUN DAVUT