Odun ateşinden arta kalan kül, çöpe atılan bir artık değil; aksine evin en kıymetli yardımcılarından biriydi. Sobadan ya da tandırdan çıkan kül özenle elenir, içindeki kömür parçaları ayıklanırdı. Daha sonra bu kül, genellikle bakır tencereler, saclar, kazanlar ve yağlı kaplar için kullanılırdı. Külün yağ çözücü özelliği sayesinde kaplar kolayca temizlenir, bakır yüzeyler adeta parlatılırdı.

Yaşlı Malatyalılar, külle yıkamanın sadece bir temizlik yöntemi olmadığını, aynı zamanda bir tasarruf kültürü olduğunu vurguluyor. O dönemlerde hazır temizlik ürünleri ya yoktu ya da herkesin ulaşabileceği kadar ucuz değildi. Bu nedenle ev kadınları, doğadan gelen malzemelerle kendi çözümlerini üretirdi. Kül, sabunla birlikte ya da tek başına kullanılır; özellikle ağır yağlı kazanlarda sabundan bile daha etkili sonuç verirdi.

Malatya’nın eski evlerinde mutfak düzeni de bu geleneğe göre şekillenmişti. Kapların yıkandığı alanlarda genellikle küçük bir kül kabı bulunur, ihtiyaç duyuldukça buradan alınırdı. Kül ile yıkama sırasında ellerin zarar görmemesi için bez ya da eski bir çuval parçası kullanılırdı. Bu da o dönemin imkânlarıyla geliştirilen pratik çözümlerden biriydi.

Uzmanlar, külün içeriğinde bulunan potasyum karbonat sayesinde doğal bir temizleyici olduğunu belirtiyor. Kimyasal madde içermemesi, hem insan sağlığına hem de çevreye zarar vermemesi açısından külle yıkama yöntemini bugün yeniden tartışılır hâle getiriyor. Modern dünyada “doğal temizlik” ve “sıfır atık” kavramlarının öne çıkmasıyla birlikte, Malatya’da bir zamanlar sıradan olan bu uygulama aslında oldukça ileri bir çevre bilincini de yansıtıyor.

Günümüzde ise bu gelenek büyük ölçüde unutulmuş durumda. Apartman hayatı, doğalgaz kullanımı ve hazır temizlik ürünlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte kül, mutfaklardan tamamen çekildi. Ancak bazı köy evlerinde ve yaşlıların hâlâ yaşadığı hanelerde bu yöntem zaman zaman kullanılmaya devam ediyor. Özellikle bakır kaplarını geleneksel yöntemlerle temizlemek isteyenler, külle yıkamanın yerini hiçbir modern ürünün tutmadığını söylüyor.

Malatya’nın kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan külle kap kacak yıkama geleneği, geçmişin yoklukla değil akıl ve doğayla kurulan dengeyle şekillendiğini gösteriyor. Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu sade alışkanlık yalnızca bir temizlik yöntemi değil; aynı zamanda paylaşmanın, israf etmemenin ve doğayla uyum içinde yaşamanın sessiz bir simgesi olarak karşımıza çıkıyor.

Muhabir: HANİFE SARI