6 Şubat 2023’te Malatya’nın yaşadığı asrın felaketi yalnızca binalarımızı yıkmadı. Binalarımızın içinde ve Malatya coğrafyasında yaşanan kültürel yapımız da zarar gördü. Şehrimizi yeniden yapısal açıdan ayağa kaldırırken kültürümüzü de yerli yerine oturtmalıyız. Bizi biz yapan kültürümüzden ve inancımızdan vazgeçmemiz söz konusu olamaz. Bu nedenlerle Malatya Sonmanşet gazetesi olarak şehrin önde gelen isimlerini, hazırladığımız röportaj sayfamıza konuk edeceğiz. Haftada bir gün yayımlayacağımız bu röportajlarla kültürel yapımızı ve Malatya’nın tarihini genç kuşaklara aktaracağımızı düşünüyoruz. Bu haftaki konuğumuz Yusuf Bayyiğit.

Türkiye’nin tek Şam Çeliği (Damascus) üreticisi olan ve Demirci Yusuf unvanıyla bilinen Yusuf Bayyiğit ile gerçekleştirdiğimiz röportajı beğenilerinize sunuyoruz.
-Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1964 yılında Adıyaman’ın Gerger ilçesi Güzelsu köyünde doğdum. 6-7 yaşlarında iken ekonomik nedenlerden dolayı Malatya’ya taşındık. 50 yıldır Malatya’da yaşıyorum. Sıcak demirciliğe 7-8 yaşlarında, ilkokul yıllarında başladım.
-Bu işe nasıl başladınız?
Biz 4 kuşaktır bu iş ile uğraşıyoruz. Babam, dedem ve dedemin babası yaşamı boyunca sıcak demircilik yaptılar. Ben de 62 yaşındayım ve 55 yıldır sıcak demirciliğin içindeyim. Diğer adı Şam Çeliği olan Damascus’u, dedemden çok duyardım. Son 20-25 yıldır Damascus’a yöneldim. Metalin sanat boyutuna yöneldim. Bunca yıllık birikimi değerlendirmek istedim. Zaman içinde gördüm ki yaptığım şeyler aslında sadece bir demircilik değil, demircilikten ziyade bir ressamlık, heykeltıraşlığın bütünleşmiş halinin olduğunu anladım. Zaten yaptığım ürünler bunları gösteriyor. Bütün bunları yaparken de sevgi ve aşk ile yapıyorum. Demir döverek kılıç yapmaktan aldığımı hazzı başka hiçbir şeyden alamıyorum. Zaten bu durum olmasa bugün demircilikte gelmiş olduğum noktaya ulaşma şansım olmazdı. Şu anda demircilikte dünyanın en iyisiyim. İstanbul’dan benim yaptığım çalışmaları görmeye gelen akademisyenler var. Sıradan bir demircilik mesleği olarak görülen bu mesleğe aslında sanat tarafından baktığımızda son derece önemli olduğunu söyleyebiliriz.

-Damascusta ortaya çıkan desenler nasıl oluşur?
“İki farklı çelik var. Biri karbonu son derece yüksek, kırılgan ve sert çelik. Bir diğeri de kırılmayan, yumuşak ama o da çelik. Eşit levhalar halinde bunları kesip A-B olarak bunları üst üste koyup, ocakta metalin erime derecesi olan bin 450 dereceye getirdiğimiz zaman dövünce bunlar birbirine yapışıp, tek parça oluyor. Tek parça olduktan sonra bunları tekrar kesip bir kez daha katlamalar yapıyoruz. Bunu benim en ideal katlama sayım olan 390 kata getirdikten sonra yüzeyde farklı desenlerin oluşması için yüzeye kesikler yaparız. Türk burgusu dediğimiz olayda o katlamalar yapıldıktan sonra malzeme kare haline getirilen bir çubuk olur, sonra bunu ocakta ısıtıp, mengeneye bağlar, büker ve tekrar dövüp yassılttığımızda o tür meyilli çapraz çizgiler her tarafa yayılır. Ayrıca piramit desenleri, merdiven desenleri var, bunlarda yüzeye yapılan çalışmalar ile ortaya çıkan desenlerdir. Hepsinin mutlaka bir yöntemi var, hepsinin ayrı ayrı bir çalışma şekli var. Ancak ne yapılırsa yapılsın aynısından bir tane daha birbirine çok benzeyen deseni yapmak mümkün değil.

“YAŞAM GÜCÜNE VURGU YAPTIM”
-Şu an yaptığınız çalışmadan bahseder misiniz?
Şu an mesleki olarak tasarlamış olduğum bir çalışma var. Bir benzeri yok. Herhangi bir şeyden esinlenerek de yapmadım. Bunun kabzasının normalde ağaç olması lazım ama ben demirden yaptım. Son derece ağır, zaten kullanım amaçlı yapmadım. Kılıcın kabzasına baktığımız zaman bunun bir tarafı kadındır, diğer tarafı erkek. Sırt sırta verip tek beden olunmuş halini çalıştım. Amacım hayatın her türlü sıkıntı ve zorluklarını her türlü problemlerini bir kadın ile bir erkek sırt sırta verip tek beden olarak yaşam mücadelesi verirse ortaya çıkan durumun yüzyıllardan beri bir gücün simgesi olan kılıca dönüştüğünün mesajını vermeye çalıştım. Birçok eserim olmasına rağmen en sevdiğim eserim bu. Aslında bu benim hayat felsefem. Burada fiziksel bir güçten bahsetmiyorum. Burada kadın ile erkeğin birlikte yaşam gücüne vurgu yaptım. Kılıç, yüzyıllardır bir gücün simgesi. Savaşları kazanan, sınırları belirleyen bir objedir.

“EN ZOR OLAN BÖLÜM HAZIRLANIŞ SÜRECİ”
-Şam Çeliği ile yapılan kılıçların en zor aşaması hangisidir?
390 kat haline getirdiğimiz Şam Çeliğinden Fatih Sultan Mehmet’in birebir Topkapı Müzesi’nde sergilenmekte olan kılıcın bir replikasını yapacağım. Ancak bunun özelliği Damascus oluşu. Müzede sergilenen kılıç Damascus değil. Bu kılıcın müzede sergilenen kılıçtan maddi anlamda daha değerli olduğunu söyleyebiliriz. Bu kılıcın yapımında aslında en zor olan bölüm bu çeliğin hazırlanış süreci. Çünkü tam 390 kat haline gelmiş vaziyette olması gerekiyor. Ondan sonra kılıcın sadece formunu vereceğiz. Ardından ince işçilikler, zımpara, perdahlarla kılıcı yapıp, asite batırdığımızda bunun yüzeyinde hare ve Damascus desenleri oluşacak.
“MALATYA’YI ÇOK SEVİYORUM”
-Malatya’nın sizde nasıl bir anlamı var?
İstanbul, İzmir, Bursa gibi büyükşehirler ve çeşitli kurumlardan teklifler aldım. Belediyeler ‘Biz sizin için gerekli ortamı hazırlayalım gelin bizim şehrimizde çalışmanıza devam edin’ dediler. Bu teklifleri reddetmemin tek bir sebebi var, Malatya’yı çok seviyorum. Deprem zamanında bile bir gün Malatya’dan ayrılmadım. Bu mesleği benden sonra bir aile ferdimizin yapması için çırpınıp duruyorum ama maalesef yok. Benim iki kızım var, onlar okudular, iş sahibi oldular. Ama bugün ki aklım olsa kızlarımı okutmak yerine demirci yapardım. Onların bu mesleği sürdürmelerini sağlardım. Teknoloji ilerleyip geliştikçe el işçiliği ile yapılan, alın teri ile yapılan işlerin değeri kat kat artıyor. Bugün Japonya’da geleneksel yöntemlerle, hiç elektrik, herhangi bir teknolojik alet kullanmadan yapmış oldukları bir kılıcın fiyatı 800 bin dolar.
“HER GEÇEN GÜN ARTMAKTA”
-Dedenizin yaptığı çalışmalar ile sizin bugün yaptığınız çalışmalar arasında ne gibi farklılıklar var?
Dedem ve babamın zamanındaki şartlar çok farklıydı. Bugün birçok konuda ben de onlarla aynı seviyedeyim. Onlar belki bir demiri inceltmek için 2-3 kişi peş peşe balyozla vurarak demiri inceltirlerdi ben de bir makine ile inceltiyorum. Bu bir aşk. Zaten o aşk ve sevgi hissi olmazsa bu iş yapılmaz. Ülkemizde olduğu gibi dünyada da Damascus sevdalıları her geçen gün artmakta hatta koleksiyonerleri oluştu. Bu tür çalışmalar koleksiyonerler için çok değerlidir. Birçok kişi Damascus’u neredeyse altın ile kıyaslıyor. Damascus’tan bugün yüzük, kolye gibi her tür takı yapılabiliyor.
-Şam Çeliği ile normal çelik arasında ne gibi farklar var?
Doğada çelik diye bir maden yoktur. Doğada demir madeni vardır. Demir eritilirken ayrıştırmalar yapıldıktan sonra içine karbon katılır. Karbon, demire çelik özelliğini verir. Şam çeliği dediğimiz Damascus çeliğini kat kat üst üste koyduğumuzda bunların, metalin ocakta erime derecesi olan bin 450 dereceye, akışkan bir hale getirip dövdüğümüzde bunlar birbirine yapışıp tek parça oluyor. Daha sonra bunların katlanması gerekiyor, ben 390 kat çalışıyorum. Damascus’taki desenler parmak izi gibidir. Hiçbiri bir diğerine benzemez. Bu da çok özel bir ürün ortaya çıkarıyor.

-El emeğiniz bürokratlara hediye olarak sunuluyor bunu sizlerden özel olarak mı talep ediyorlar?
Ben tamamen sipariş üzerine iş yaparım. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’da 4 ürünüm var. Belediye başkanlarımız ve milletvekillerimiz tarafında benden alınıp kendilerine takdim edilen 4 ürünüm var. Tüm bakanlarda var. Yabancı devlet adamlarında, iş insanlarında birçok kişide var. Hatta çoğu zaman sipariş alamayacak yoğunluğa geliyorum.

“DAMASCUS YAPAN TEK KİŞİYİM”
-Türkiye’de Damascus yapan kaç usta var?
Türkiye’de gerçek manada Damascus yapan tek kişiyim. Ama Damascus’un ülkemizde ve farklı ülkelerde o kadar çok şekilde muadillerini yapan var ki gravür işlemeleri, lazer makineleri ile Damascus yapanlar var. Türkiye’de Damascus’u yapmaktan çok Pakistan Damascus’u olarak bilenen ve son derece kalitesiz görseli çok güzel ama kalite olarak sıfır olan ürünler var, piyasada bunları satan birçok firma var.
-Gerçek Damascus nasıl anlaşılır?
İnsanlar çok anlamazlar ancak ustalar anlayabilir. Dünya’da Damascus’u çok kaliteli yapan Belçika’da ikiz kardeşler var. Rusya’da bir kişi var. Türkiye’de de bu işi gerçek manada ben yapıyorum. Bazıları da üretilmiş bir malzemeden bıçak yapıyor, ‘Ben Damascum yaptım’ diyor. Ama onlar gerçek Damascus değil.
“YOK OLMADIYSA DA CAN ÇEKİŞİYOR”
-Kıymetiniz biliniyor mu?
Kendi memleketimde çok sevdiğim Malatya’da vali, belediye başkanları ve rektörler olsun herkese sadece çırak yetiştirme hususunda yasaların değişmesi konusunda hep çağrı ve taleplerde bulundum. Bugün kanun diyor ki ‘Sizin mesleğiniz kesici, delici ve yaralayıcı olduğu için her türlü iş güvenliği tedbirlerini alsanız bile 15 yaşın altındaki bir çocuğu çalıştıramazsınız’. 15 yaşından büyük bir çocukta bu işi öğrenemez. Bugün Batı’da anaokuluna giden çocukları yetenek testlerine tabi tutuyorlar. İlgi alanına göre eğitimler veriliyor. Bence yasaların değiştirilmesi lazım çünkü ülkemizde sadece sıcak demircilik ve bu tür sanatlar değil, birçok meslek yok olmadıysa da can çekişiyor. Benden sonra bu mesleği yapacak kimse yok. Şu an sadece çıraklık okulundan bana bir çırak verdiler. O çocuğunda bir ay öncesinden gelmesi lazımdı. Ama bir gün buraya girmemiş. Ben 7 yaşındayken öğlene kadar okula giderdim, öğleden sonra Bakırcılar Çarşısında dedemin, amcamın, babamın dükkanına giderdim. Ben o günden beri meslekten hiç kopmadım. 55 yıldır bu işi yapıyorum. Yetiştirecek bir çocuk bulamadığım için çok üzülüyorum. Anadolu coğrafyasında var olan ve buradan bütün dünyaya yayılan sıcak demircilik ve benzeri meslekler şu anda Batı ve Amerika’da baş tacı ediliyor. Biz yeniden işin önemini kavradıktan sonra oradan buraya usta ithal edeceğiz.
“ÇOCUKLARIN GELMESİNİ İSTİYORUM”
-Malatya’da Damascus’a olan ilgi nasıl?
Benim Sanat Sokağında bir atölyem var. Orada kurs veriyorum ama sadece bıçak yapımı kursu veriyorum. Bu kursa gelen insanlar yetişkinler. İlk kursumuza Elazığ Fırat Üniversitesinden metal bölümü profesörü Sayın Mehmet Eroğlu hocamız geldi, doktorlar geliyor. Bir-iki gün geldikten sonra ‘Deşarj olduk’ diyorlar. Bu şekilde gelenler çok ama yetiştirmek amacı ile çocukların gelmesini istiyorum. Benim Devlet Sanatçıları kartım var. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Yaşayan İnsan Hazinesi adaylığım vardı ama pandemi ve deprem araya girdi şu anda haber alamıyoruz.
“MALATYA’YI ANLATMAK İÇİN KABUL EDERİM”
-Film veya belgesel çekme tekliflerine nasıl bakıyorsunuz?
Ben 62 yaşındayım bu yaştan sonra benim amacım para kazanmak değil. Benim ekonomik durumum bana yetecek derecede. Çocuklarımı okuttum. Kendi kendime yetiyorum. Şan ve şöhret ile işim yok. Benim tek amacım kaybolmaya yüz tutan meslekleri gündeme getirebilmek. Tek çabam bu. Teklif gelirse Malatya’yı anlatmak için kabul ederim.

-Yaptığınız en pahalı ürün ne kadar?
Osmanlı döneminde 1500 ile 1700 yılları arasında yeniçerilerin kullandığı kılıcın Damascus’unu yapıyorum, onların ücreti 80 bin. Benim kendime özel yaptığım çalışmalar var. Kariyerimi gösteren çalışmalar vardır. Sanat Sokağındaki atölyemde yapmış olduğum bir gergedan var. Onun da kıymeti paha biçilemez.
-Meslek ile ilgili ne gibi bir hayaliniz var?
Benim tek hayalim çırak yetiştirmek. Meslek yok olacak. 4 kuşaktır benim atalarım bu işi yapıyor. İleri de kimseyi yetiştiremediğim için hayıflanacağım. Benden sonra bu işi devam ettirecek bir kişi olsun istiyorum.

-Hiç unutamadığınız bir anınız var mı?
Bir gün Binali Yıldırım, Malatya’ya gelmişti. Çok güzel bir hançerim vardı, alel acele geldiler, ‘Ona bir şey hediye etmek istiyoruz’ dediler. Satılık olmayan, özel tasarımımı istediler, her ne kadar istemesem de onu vermek zorunda kaldım. O bıçağa da ayrı bir anlam yükleyerek sunmamı istediler. O hançeri çok özel bir hikaye ile anlatarak sunmuştum”.
RÖPORTAJI HAZIRLAYAN: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ
