İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Şentürk, Bakış Açısı programında deprem sonrası Malatya’da kentleşme ve şehrin sosyo-ekonomik yapısında meydana gelen değişikleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

6 Şubat depremlerinin insanlara çok ciddi bir üzüntü yaşattığını kaydeden Ünal Şentürk, ontolojik güvensizlik kavramı üzerinden değerlendirmeler gerçekleştirdi.

“BU KAYGIYI YAŞADI VE HALEN DE YAŞIYOR”

İnsanların yaşadıkları acılar ve hüzünlerle yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Şentürk, “İnsanlar kaygı ile uzun süre yaşayamazlar. Öyle bir noktaya geldik ki çok sıradan yaptığımız rutinleri artık yapamayacağımıza dair bir kaygı, endişe yaşamımıız bir ontolojik güvensizlik olarak kabul ediyoruz. Örneğin bizim fakültemiz ağır hasarlıydı, yıkılacak denildi ben kütüphanemi topladım çok büyük bir duygusallıkla, üzüntü içerisinde ve şunu düşünüyorum acaba bu kitapları evime götürdüğümde tekrar okuyabilecek miyim tekrar bu okula girip ders yapabilecek miyim? Aynı şeyi toplumsal sınıf anlamında ya da nüfus kategorilerine baktığımızda her yaş, cinsiyet ve meslekten insan bu kaygıyı yaşadı ve halen de yaşıyor. Acaba tekrar çarşıya gidebilecekler mi, eski günlerine dönebilecekler mi? Bu konuda tatmin edici bir cevap alamayınca bu ontolojik güvensizlik duygusunu yeniden inşa ediyor. Deprem gerçeği ile karşılaşmamız, depremden hemen sonra tekrar hayata girmemiz, etrafımızdaki konut ve işyerlerinin yıkılması ve yaşadığımız hem maddi hem manevi kayıplarımız elbette ki bizde çok büyük bir üzüntü yaşattı. Fakat belli bir süre sonra bunlarla yaşamak ve bunlarla yüzleşmek durumundayız. Kabul etmek zorundayız” şeklinde konuştu.

“SOSYALLEŞTİRİCİ BİR TARAFI DA VARDIR”

Depremin bir doğa olayın olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şentürk, “6 Şubat depreminde yaşanan yıkım ve kayıplar ile elbette ilk başta bir şok yaşadık. Bunlarla yüzleştik ve bu bizim bir taraftan ontolojik güvensizlik duygumuzu pekiştiriyor ama diğer taraftan da içinde olduğumuzdan dolayı belli bir süreden sonra artık sıradanlaşıyor. Her gün geçriğiniz, zaman geçirdiğiniz alanların içerisinde sıkıntılarla belli bir süre ev sahipliği yapmak belli bir süreden sonra bunun sıradanlaşıp bizim sosyolojide yabancılaşma dediğimzi bir olguyu ortaya çıkarıyor. Artık ölümler, kayıp ve yıkımlar bize çok sıradan geliyor. Allah bir daha yaşatmasın deyip geçiyoruz. Bir taraftan deprem gerçeği ile baş başayız ama bu gerçeği başımıza gelen kadar kavramamıştık. Bizim içinde bulunduğumuz toplum kamucu bir toplum. Kamucu toplumların önemli özelliklerinden biri de kaderci olmalarıdır. Bu depremler bizim bir krizimizdir aslında çatışma noktamızdır. Doğa gerçeği ile toplumsal gerçeğin birbiri ile çatıştığı bir durumdur. Deprem bir doğa olayıdır ama sonucuna baktığımız zaman eğer depremin gerçekleştiği yerde insan ve toplum varsa bu bir afettir. Yoksa bu depremler oluşmasa ne platolar oluşur ne akarsuların yolları değişir ne de ova ya da dağ oluşur. Bu bir doğa olayıdır. Deprem bir doğa olayı olmasına rağmen üzerinde yaşayan insanlarla yani sosyal yaşantı ile doğa yaşantısı birbiri ile çakıştı ve bir kriz meydana getirdi. Çatışmalar ve krizlerin yıkıcı, yıpratıcı, zarar verici bir boyutu vardır ama aynı zamanda bu çatışmalar ve krizlerin öğretici ve sosyalleştirici bir tarafı da vardır. Sizin yenilenmenize fırsat verir, eğer biz bu deprem ile karşılaşmasaydık ne yapı stokumuzu yenilerdik ne de yeni bir deprem mevzuatı ile ilgilenirdik” ifadeleirne yer verdi.

“BİZE YETİŞEN KOMŞULARIMIZ OLDU”

Türk toplumundaki komşuluk değeri hakkında da bilgi veren Ünal Şentürk, “Deprem bize yeni mevzuatları ve yeni binaları yapmayı bir fırsat olarak sunup değişime kaynaklık ederken bizi de değişikliklere yöneltiyor. Deprem anında hemen herkes akrabasından, kardeşinden, anne-babasından daha çok bize yetişen komşularımız oldu. Çünkü bizim bu toplumda en önemli değerlerimizden biri komşuluktur. Bir cenazemiz, hastamız olursa ya da özel bir günümüz olursa bizim akrabalarımız ve aile üyelerimiz kadar bizi ayakta tutan her zaman komşular olmuştur. Başka kültürlerde bu kadar komşuluğu önemseyen bir durumla karşılamamız çok yüksek bir ihtimal değildir” açıklamasında bulundu.

Muhabir: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ