1.Uluslararası Arapgir Endemik Bitkiler ve Aromaterapi Kongresi Malatya’nın Arapgir ilçesinde yapıldı.
“DOĞANIN İLMİNİ, BİLİMLE HARMANLAYARAK BU TOPRAKLARIN SESİNİ DÜNYAYA DUYURMAYA KARARLIYIZ”
3 gün boyunca süren Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu'nun da katılım sağladığı kongrede konuşan Uluslararası Sağlık Turizmi Enstitüsü Başkanı Dr. Fatih Seyran, “Ülkemiz, üç kıtanın kesişim noktasında yer alan, eşsiz iklimsel ve coğrafi çeşitliliğiyle dünyanın en zengin floralarından birine ev sahipliği yapıyor. Ve bu doğal zenginliğin en nadide mücevherlerinden biri de hiç kuşkusuz Arapgir’dir. Endemik bitkileriyle, özellikle mor reyhan gibi şifa kaynağı bitkileriyle Arapgir, yalnızca Anadolu’nun değil, dünyanın da ilgisini hak eden bir biyolojik hazineye sahiptir. Bugün burada sadece bir kongre düzenlemiyoruz. Bilimsel bir farkındalık inşa ediyoruz. Arapgir’in dağlarında yetişen, rüzgarında kokusu saklı mor reyhan, sadece güzel bir bitki değil; sağlık turizminin geleceğinde bir yol gösterici, bir vizyondur. İşte biz bu vizyonun peşinden yürüyoruz. İbn-i Sina’nın "Tabiat, kendisini bilen bir doktorla birleşirse hastalığı yener" felsefesinde olduğu gibi, Hipokrat’ın “Doğa, hastalıkları iyileştiren en iyi hekimdir.” dediği gibi, gerçek şifa ancak doğanın gücü ve bilginin uyum içinde çalışmasıyla mümkün olur. Hekimin görevi, doğanın iyileştirici mekanizmalarını anlamak, desteklemek ve ona rehberlik etmektir. Böylece insan bedenindeki denge sağlanır ve kalıcı sağlık elde edilir. Fitoterapi ve aromaterapi alanındaki bilimsel gelişmeler, doğanın insan sağlığındaki etkisini yeniden yorumluyor. Ve biz, bu kongre ile birlikte hem bu kadim bilgeliği bilimsel bir temelde gün yüzüne çıkarıyor hem de ülkemizin sağlık turizmindeki potansiyelini büyütüyoruz. Bu vesileyle şunu da büyük bir gururla ifade etmeliyim: Uluslararası Sağlık Turizmi Enstitüsü ve UKA Kongre işbirliği ile Arapgir Belediyemizin ev sahipliğinde; doğanın ilmini, bilimle harmanlayarak bu toprakların sesini dünyaya duyurmaya kararlıyız. Doğadan gelen şifa, bilimle buluştuğunda; gelecek daha sağlıklı, daha güçlü ve daha umut verici olur” ifadelerine yer verdi.
“TANITIM KONUSUNDA ÇALIŞMA YAPMAMIZ LAZIM”
Malatya ve çevresinde çok sayıda bitki olduğunu ve bunların çeşitli amaçlarla kullanıldığını belirten Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Sarıtaş ise, “Malatya biliyorsunuz bir ova, Mezopotamya bölgesinin üst kısmına tekabül eder ve kadim 2 ırmak arasında insanlığın yeşerdiği Fırat Nehri’ne yakın olan bir şehirdir. Su varsa hayat vardır. Suyun olduğu yerlerde tarım ve yerleşim alanları oluşur. Malatya’nın bitki örtüsü ve özelliklerini kısacık bir zamana sığdırmak mümkün değildir. Kulağımızın aşina olduğu bazı bitkilerden bahsetmek isterim. Ülkemizde bine yakın bitkinin kullanıldığını biliyoruz. Yumrusu, yaprağı kullanılan ve çeşitli kısımları kullanılan bitkiler var. Topyekûn kullanılan bitkilerimiz de var. Yabani şapkalı mantarlarımız var. Nisan ve Mayıs aylarında Arapgir’de toplanılan kendine has mantarlarımız var. Çok kıymetli bitkilerimiz var. Tanıtım konusunda çalışma yapmamız lazım. Araştırmasını yaptığım bir tez içerisinde 300’e yakın Malatya bölgesinde kullanılan bitki var ben bunlardan bazılarına değinmek istiyorum. Seçebildiklerimi anlatacağım. Malatya ve Arapgir’de ne amaçla kullanılmış bu konuda bilgiler vereceğim. Çam kozalağının, infüzyon şeklinde hazırlanan droğu, nefes darlığı için tüketilmektedir. Atkuyruğu, Binbirkilit Otu kök hariç tüm bitkinin infüzyon yöntemi ile hazırlanan droğu içermektedir. Kireçlenme ve romatizmal hastalıklar ve kanser için tüketilmektedir. Karamuk meyveleri çiğ olarak tüketilmekte, aç karınla bağırsak parazitleri için tüketilmektedir. Meyveleri infüsyon şeklinde hazırlanmakta, bunun sonucunda renkli bir sıvı oluşmaktadır. Bu renkli sıvı karaciğer rahatsızlıkları ve siroz için tüketilmektedir. Tırtılsız Aslan Pençesi, Kokulu Menekşe infüzyon şeklinde hazırlanan drog prostat kanseri ve meme kanseri için tüketilmektedir. Pirpirim, Semizotu, Parpar gıda olarak tüketilmekte, kalp hastalıkları için kullanılmaktadır. Şeker hastalığına iyi gelmektedir. Işgın’ın sürgünleri çiğ olarak tüketilmekte veya parçalara ayrılıp, kurutulup yemeği yapılarak tüketilmektedir. Kuzukulağı ise taze olarak veya yemeği yapılarak tüketilmektedir. Kolesterol ve tansiyon için tüketilmektedir. Kepirotu bitkimiz de dâhilen antispazmotik, kabız, yatıştırıcı ve kurt düşürücü haricen ise antiseptik ve yara iyi edici olarak kullanılmaktadır. Üzerlik, nazarotu da daha çok nazar için demet halinde evlere asılmakta, tohumları da dövülerek kanser için tüketilmektedir. Arapgir’in 1290 rakımlı tepelerinde bulunan Kokulu Ağaç ise tütsü şeklinde yakılarak haşereleri kovmak için kullanılmaktadır. Sakız Ağacı, Menengiç, Sarı Geven, Meyan Kökü, Şahşak Çiçeği, Altınçiçeği, Çayır Papatyası, Koyungözü, Öksürük Otu, Farfara Otu, Yabani Hindiba, Gızer, Yemlik gibi bitkilerimiz mevcuttur. Arapgir’de yetişen yine Oğul Otu nefes darlığı için tüketildiği gibi ağrı kesici olarak ta kullanılmaktadır. Şeker ve kolesterole iyi gelen bu bitki taze veya kuru olarak infüzyon şeklinde hazırlanarak tüketilmektedir. Anık, Sinir Otu, Haşınik gibi bitkilere ek olarak tabiki Mor Reyhan bitkimiz de en önemli bitkilerden birisidir. Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Malatya ili ve çevresinde de çok sayıda bitkinin yemeklerde ve hastalıkların sağlatımında kullanıldığı bilinmektedir. Bu bitkilerin bir bölümü incelenmiş olmakla birlikte önemli bir bölümü tıbbi yönü ile yeterince değerlendirilememiştir. Botanik, fitoterapi, aroma terapi ve ilgili alanlarda çalışan bilim insanlarının saha çalışmaları yaparak farmakolojik özellikleri yüksek olan bitkileri tanımlamaları ve ilaç endüstrine tanıtmalarının yararlı olacağı düşünülmektedir” diye konuştu.
“MODERN TEDAVİLERE EK OLARAK TAMAMLAYICI UYGULAMALARA İLGİ ARTMAKTA”
Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Seyhan Çıtlık Sarıtaş da kalp hastalıklarında aromaterapinin etkilerini incelemek ve bilimsel kanıtları ve uygulama örneklerini paylaşmak amaçlı bir sunum gerçekleştirerek, “Kalp hastalıkları dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Modern tedavilere ek olarak tamamlayıcı uygulamalara ilgi artmaktadır. Aromaterapi bu alanda öne çıkan yaygın kullanılan bir tamamlayıcı yöntemdir. Etki mekanizması anlamında baktığımızda ise uçucu yağ molekülleri solunum yoluyla limbik sisteme ulaşır. Kalp ritmi, kan basıncı ve solunum etkilenir. Rahatlama ve gevşeme sağlanır. Kalp hastalarında aromaterapi kullanımı anksiyeteyi azaltır, uyku kalitesini artırır, kalp basıncını ve kalp hızını düzenleyebilir. Özellikle lavanta yağı ameliyatlar öncesinde kullanıldığında anksiyete ve ağrıların hafiflemesinde etkilidir. Aromaterapi hemşirelik bakımında holistik yaklaşımın parçası olarak uygulanabilir” sözlerini kullandı.
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Burak Şirin ise ruh hastalıklarında endemik bitkilerin önemini içeren bir sunum yaptı.
“AROMATERAPİ SAĞLIK ÜZERİNE PSİKOLOJİK VE FİZYOLOJİK ETKİLERE SAHİP”
Burada konuşan Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi Adli Tıp Polikliniği Psikiyatri Hemşireliği Bölümünden Dr. Şeyda Öztuna da “Doğadan Şifaya: Aromametarapi ile Sağlık Turizmi” konusunda bilgilendirme yaptı. Öztuna, yaptığı açıklamalarda şu cümlelere yer verdi: “Bitkiler ruh sağlığında fitoterapi ve aromaterapi de tamamlayıcı olarak kullanılmaktadır. Son 5 yılda kullanım sıklığı yüzde 47 oranında artmıştır. Son 5 yılda yine aromaterapi gibi uygulamaların uygunsuz kullanımları ise yüzde 65’e ulaşmıştır. Aromaterapinin sağlık üzerine etkileri konusunda ise psikolojik etkiler ve fizyolojik etkiler olmak üzere 2 ayrı başlıkta incelenebilir. Psikolojik etkiler bazında Lavanta, Bergamot, Ylang Ylang ve Portakalı örnek gösterebiliriz. Fizyolojik anlamda ise Nane, Biberiye, Çay Ağacı Yaprağı, Okaliptüs ve Kekik Yağının kullanıldığını görebiliriz. Doğal kaynakların korunması noktasında yalnızca yenilenebilir kaynaklardan üretim yapmak önemli. Organik tarım yöntemlerini benimsemek, yerli ve ata tohumlarının korunmasını sağlamak ve doğaya zarar vermeyen hasat yöntemleri kullanmak bu açıdan oldukça önemlidir.”
Ayrıca gerçekleşen 1.Uluslararası Arapgir Endemik Bitkiler ve Aromaterapi Kongresi’nin 2.’sinin de yapılması planlandığı ifade edildi.
MUHABİR: HANİFE SARI
