Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un sunduğu BUSABAH TV ekranlarında yayınlanan “Haftanın Nabzı” programının konuğu, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Pekdemir oldu. Programda Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un ve Yenimalatya.com.tr muhabiri Onay Ozan’ın sorularını yanıtlayan Pekdemir, önemli değerlendirmelerde bulundu.
Programda İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Pekdemir, sağlık hizmetlerinin geldiği noktayı değerlendirirken üniversite hastanelerinin karşı karşıya olduğu maliyet sorunlarına da dikkat çekti. Özellikle ileri teknoloji gerektiren tedavilerin yüksek maliyetli olduğunu belirten Pekdemir, bu hizmetlerin sürdürülebilmesi için üniversite hastanelerine daha fazla destek verilmesi gerektiğini söyledi.
“BU ÇARKI DÖNDÜRMEK GEREKİYOR”
Pekdemir, modern tıbbın sunduğu yeni tedavilerin arkasında büyük bir AR-GE ve maliyet bulunduğunu belirterek, “Türkiye'de sağlık, dünyada çok pahalı. Bizim alanımız daha pahalı. Bu yönden desteklenmesi gerekiyor, bir şekilde bu çarkı döndürmek gerekiyor” ifadelerini kullandı. Bazı yeni tedavi ve cihazların Sosyal Güvenlik Kurumu ödemeleri kapsamında bulunmadığını aktaran Pekdemir, “Eğer siz bu çarkı döndüremezseniz bu yapısal şeyleri, pahalı tedavileri hastaya uygulayamıyorsunuz” dedi. Pekdemir, üniversite hastanelerinin yalnızca mevcut sosyal güvenlik ödemeleriyle sağlık hizmetlerini sürdürmesinin zor olduğunu belirterek, “Devletin, hazinenin, maliyenin artık neredeyse üniversite hastanelerine ekstradan destek gerekiyor. Normal Sosyal Güvenlik Kurumu ödemeleriyle bu sağlık hizmetini vermek çok zor” diye konuştu.
“SOSYAL MEDYADA BİLGİ KİRLİLİĞİ HAT SAFHADA”
Sağlık alanında sosyal medyanın oluşturduğu bilgi kirliliğine de dikkat çeken Pekdemir, vatandaşların bilimsel kanıtı olmayan önerileri tedavinin yerine koymaması gerektiğini söyledi. Pekdemir, “Sosyal medyadaki bilgi kirliliği had safhada. İstismarı had safhada” diyerek, özellikle beslenme konusunda kulaktan dolma bilgilerin yaygın olduğunu ifade etti. Beslenmede tek bir ürünü “mucize” olarak görmenin doğru olmadığını belirten Pekdemir, “Bizim esas şeyimiz şu: Kandaki kolesterol seviyesini, kandaki şeker seviyesini yükselten gıdalardan uzak durmalı” dedi. Pekdemir, vatandaşlara katı ve tek tip diyetler yerine dengeli beslenme çağrısında bulunarak, “Doğal yiyecek olsun, az olsun bizim için yeterli. Yoksa ‘Şu yiyecek iyidir, bu yiyecek kötüdür’ demek doğru değil” ifadelerini kullandı.
“İLACINIZI ALIN, ALTERNATİFLERİ TEDAVİNİN YERİNE KOYMAYIN”
Keten tohumu, sirke ve benzeri ürünlerin tedavi amacıyla kullanılmasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Pekdemir, “Diyetinizi bozmayın, ilacınızı alın” dedi. Pekdemir, doğal ürünlerin tüketilmesine karşı olmadığını ancak bunların tıbbi tedavinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Keten tohumu mu yiyorsunuz, sirkesini mi içiyorsunuz, başka bir şey mi yapıyorsunuz onları da yapın. Ama bunu tedavinin yerine koymayın” diye konuştu.
“GÖĞÜS AĞRISINI İHMAL ETMEYİN”
Kalp krizi belirtilerine ilişkin de önemli uyarılarda bulunan Pekdemir, özellikle risk faktörü taşıyan kişilerin göğüs ağrılarını önemsemesi gerektiğini belirtti. Pekdemir, “Göğüs ağrısı varsa bir kişide göğüs ağrısını ihmal etmesin. Özellikle risk faktörü olan hastalar hiç ihmal etmesin, mutlaka bir kardiyoloğa gözüksün” dedi. Eforla ortaya çıkan nefes darlığının da kalp hastalığının işareti olabileceğini ifade eden Pekdemir, “Belli bir yaş grubu, risk faktörü olan hastalar göğüs ağrıları olmuşsa, sıkışmalar olmuşsa, eforla gelen nefes darlıkları olmuşsa mutlaka bir kardiyoloğa gözükmelerini öneririm şiddetle” şeklinde konuştu.
“KALP DURMUŞSA HEMEN MASAJA BAŞLAYIN”
Kalp krizi geçiren kişinin bilincini kaybetmesi ve nabzının alınamaması durumunda yapılması gerekenlere de değinen Pekdemir, ilk müdahalenin hayati önem taşıdığını söyledi. Pekdemir, “Eğer nabız alamıyorsanız, solunum da durduysa hemen masaja geçmek gerekiyor, kalp masajı” dedi. Kalp masajının önemine dikkat çeken Pekdemir, “Vatandaş olarak yapabileceğiniz tek şey odur. Nabzı alamadınız, solunum alamadınız, hastanın öldüğüne kesin bir yumruk vurarak göğsüne, bir elektroşok gibi başlayarak bir masaj yapabilirsiniz” ifadelerini kullandı. Kalp durması sonrasında geçen her saniyenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Pekdemir, beyin dokusunun oksijensizliğe karşı son derece hassas olduğunu belirtti. Pekdemir, “Kalp durdu, müdahale süreniz 3 dakika, 5 dakika sonra beyin hasarı başlar. 5-6 dakikadan sonra beyin ölümü gerçekleşir” dedi. Kalbin daha sonra yeniden çalıştırılmasının her zaman beynin kurtarılabileceği anlamına gelmediğini ifade eden Pekdemir, “Siz 10 dakika sonra kalbini döndürseniz dahi beynini döndüremezsiniz” diye konuştu. Bazı hastaların kalp masajıyla yeniden hayata döndürüldüğünü ancak ağır beyin hasarı yaşadığını belirten Pekdemir, “Masaj yapılmış, dönmüş ama beyin ölmüş” ifadelerini kullandı. Doğru ve hızlı müdahalenin hayat kurtarabileceğini belirten Pekdemir, kalp masajı sırasında kalbin yeniden çalışmaya başlayabileceğini söyledi. Pekdemir, “Öyle çok kurtarılan da var arkadaşının masaj yapmasıyla. Kalp masajı sırasında kalp fonksiyonu tekrar dönebiliyor” dedi. Toplu alanlarda otomatik elektroşok cihazlarının bulunmasının da önemli olduğunu belirten Pekdemir, bu cihazların kalp durması yaşayan hastalara hızlı müdahale açısından hayati rol oynayabileceğini ifade etti.
“CHECK-UP DEĞİL, İYİ BİR KARDİYOLOJİK MUAYENE”
Vatandaşların sağlık kontrollerine ilişkin de değerlendirmede bulunan Pekdemir, genel check-up uygulamalarına mesafeli yaklaşırken, gerekli durumlarda kardiyolojik muayenenin önemine dikkat çekti. “Ben check-up kelimesine çok karşıyım” diyen Pekdemir, “Check-up dediğin şey yani bir şey değil. Bu biraz şeye dönüldü, bu parasal bir şey” ifadelerini kullandı. Pekdemir, buna karşılık şikâyeti veya risk faktörü bulunan kişilerin iyi bir kardiyolojik muayeneden geçmesi gerektiğini belirterek, “İyi bir kardiyolojik muayeneden geçsinler” dedi. Kalp hastalıklarının tespitinde doktorun şüphelenmesinin önemine dikkat çeken Pekdemir, “Bu işin esası şüpheden başlar. Şüphe zaten bilim de şüpheden doğar. Şüpheyle başlar her şey” diye konuştu.
“ANJİYO AMELİYAT DEĞİL”
Anjiyonun toplumda yanlış anlaşıldığını belirten Pekdemir, “Anjiyoyu yanlış biliyorlar, anjiyoyu sanki bir ameliyat gibi görüyorlar. Anjiyo ameliyat değil, anjiyo damar demektir. Anjiyografi de damarın filmi demektir” ifadelerini kullandı. Anjiyonun kalp damarlarının değerlendirilmesinde önemli bir tanı yöntemi olduğunu vurgulayan Pekdemir, “Bizim anjiyomuz altın standart” dedi.
“TROPONİN YÜKSEKLİĞİ HER ZAMAN KALP KRİZİ DEĞİLDİR”
Kalp hastalıklarının tanısında kullanılan troponin değerine ilişkin de bilgi veren Pekdemir, yüksek troponinin her zaman kalp krizi anlamına gelmediğini belirtti. Pekdemir, “Troponin kalp kasının hasar gördüğünün bir belirtisidir” diyerek, kalp krizinin yanı sıra miyokardit, kalp zarı iltihabı ve bazı enfeksiyonlarda da troponin yüksekliğinin görülebileceğini söyledi. “Yanlış pozitiflik dediğimiz durum olabilir” diyen Pekdemir, troponin değerinin tek başına değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Programın sonunda vatandaşlara mesaj veren Pekdemir, kalp sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Pekdemir, “Kalbinizi koruyun. Sağlıklı kalp önemli. Mutlaka şikâyetlerinizi ertelemeyin, ihmale almayın” dedi. Göğüs ağrısı, yeni başlayan nefes darlığı veya kişide ortaya çıkan olumsuzlukların dikkate alınması gerektiğini belirten Pekdemir, “Kendinizde bir olumsuzluk hissediyorsanız, ailenizde özellikle bu var, risk faktörleri taşıyorsanız ihmal etmeyin. Mutlaka gidin” ifadelerini kullandı. Pekdemir ayrıca tıp teknolojisinin hızla ilerlediğine dikkat çekerek, gelecekte robotik sistemlerle doktorların radyasyona maruz kalmadan anjiyo yapabileceği bir dönemin mümkün olduğunu söyledi. “Şu anda deneme aşamasında bu, belki bir 10 yıl sonra hiçbirimiz anjiyo laboratuvarına girip... hastayı hazırlayıp robota bırakıp bilgisayarın arkasına geçeceğiz” dedi.
HANİFE SARI