Malatya Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) binasının temel atma törenine katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak amacıyla Malatya’ya gelen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un söylemlerini değerlendiren Duruş Medya Genel Müdürü ve Gazeteci Güler Hazar Doğan, “Malatya’ya Borcumuzu Ödeyemeyiz’ Diyen Bakan Tunç'tan, ‘Malatya Bize Borçlu’ Diyen Yerel Kibir Abidelerine: Malatya'nın Talihsizliği!” adlı köşe yazısında Malatya’yı yakından ilgilendiren çarpıcı açıklamalarda bulundu.
GÜLER HAZAR DOĞAN’IN İLGİLİ KÖŞE YAZISI VE O ÇARPICI AÇIKLAMALARI…
“Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Malatya Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) binasının temel atma törenine katılmak amacıyla, 27 Haziran Cuma günü Malatya’ya geldi. Bakan Yılmaz Tunç, BAM binasının temel atma töreninde, tam 39 dakikalık bir konuşma yaptı. Konuşmanın tamamını dinledim; Türkiye’de demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, Türkiye’nin halen bir darbe Anayasası ile yönetilmesi, 27 Mayıs 1960 darbesi, 28 Şubat post modern darbesi, sivil ve yeni bir Anayasanın zorunluluğu konuları ve tabii ki Adalet Bakanlığı kurumlarının deprem bölgesinde, bu kapsamda Malatya’da yürüttüğü faaliyetler… Bakan Yılmaz Tunç uzun konuşmasında tüm bu konuları konuşurken, mevzu Malatya’ya geldiğinde, Malatya siyaset tarihinde, en azından yakın yerel siyaset tarihimizde Malatyalı siyasilerden, belediye başkanlarından, daire başkanlarından, herhangi bir kent yöneticisinden, AK Parti Malatya il başkanlarından ya da herhangi bir AK Partili yerel siyasetçiden duymadığımız çok önemli bazı cümleler kurdu. Birkaç cümleydi ama bana göre Malatya halkının 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana AK Parti’ye verdiği son derece büyük, büyük olmasından da öte oldukça istikrarlı desteğin hak ettiği çok temel ve çok doğru cümlelerdi… Hatta, söyleyen kişinin Adalet Bakanı olması nedeniyle de adaleti sağlamak anlamında 12’den vuran cümleler olduğunu söylemek gerekir. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç dün Malatya’da şunları söyledi: “Malatya’mız her defasında Sayın Cumhurbaşkanımıza en yüksek oranda destek olan bir şehir. Her seçimde % 70’in üzerinde Sayın Cumhurbaşkanımıza olan güvenini tazelemiş, Cumhur İttifakı’na (AK Parti + MHP) desteğini en yüksek düzeyde sunan bir şehir. Malatya için ne yapsak azdır ve Malatya’ya borcumuzu ödemek öyle kolay değildir. Bu nedenle, daha çok çalışarak Malatya’ya olan bu borcumuzu ödemenin gayreti içinde olacağız.” Şimdi bu konuşmayı yapan bir siyasetçiyi, hem de iktidarın en önemli, en kritik pozisyonlarından birine sahip olan bir siyasetçiyi şöyle yüzeysel bir şekilde bile analiz edersek nasıl bir portre ortaya çıkıyor? Bir kentin partisine ve liderine verdiği büyük desteğe karşılık, o kente minnettarlığını sunan, kentin verdiği desteği unutmayan, bu nedenle o kentin halkına üstenci değil, tam tersine şükran duygularını sunan bir siyasetçi… Partisine ve bu partinin liderine hatta Cumhur İttifakı’na verilen büyük desteğe karşılık, kente karşı büyük bir hizmet borcuyla borçlandıklarını, bu borcun ödenmesinin de öyle kolay olmadığının farkında olan siyasetçi. İktidar, sadece yüksek oy aldığı kentleri değil, Türkiye’nin bütün kentlerine eşit ve ayrımsız hizmet götürmekle mükelleftir diyebilirsiniz ve haklısınız. Bu ayrı bir tartışma konusu. Ben burada, Türkiye’yi yöneten iktidarın en kritik postlarından birinde oturan tepedeki bir siyasetçi ve yönetici ile Malatya’daki yöneticilerin tavrını, tutumunu kıyaslamak için bu örnek üzerinden gitmek istedim. Şunu söylüyorum: Bir Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un Malatya’ya minnettarlığına, Malatya’ya karşı alçak gönüllülüğüne ve Malatya’ya olan borçlarını kolay kolay ödeyemeyecekleri konusundaki farkındalığına bakın bir de “Ya kardeşim siz ne diyorsunuz; ben olmasam şu Malatya batmış, ben Malatya’ya gönderilmiş Allah’ın bir lütfuyum, ben bu şehri adam etmek için ‘seçilmiş’ yöneticiyim’ demekten utanmayan, bu mevzuda ağzının ayarı olmayan, kibir abidesi Malatya düzeyindeki siyasilere, bürokratlara, iktidar temsilcilerine bakın. “Hemen hepsi” demek istiyorum ama hadi sayıları çok az olan iyilerin hatırına; mesela Sayın Vali Seddar Yavuz’un Malatya için gece – gündüz demeden efor sarf etmesi, sahada tüm projeleri tüm detaylarıyla incelemesi, kontrol etmesi, gerektiğinde imalatları yeniden yaptırması, bir yanlış gördüğünde hemen düzelttirmek için harekete geçmesi… İşte bu yüzden, “hemen hepsi” yerine, ‘büyük çoğunluğu’ diyeyim: Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Malatya’ya minnet duygularını samimiyetle ifade eder ve “Malatya’ya borcumuzu kolay kolay ödeyemeyiz” derken; Bizimkilerin; Büyük çoğunluğu kibrinden asla taviz vermiyor. Büyük çoğunluğu kendisini Malatya’nın ve Malatya halkının üstünde konumlandırıyor. Büyük çoğunluğu 'Benim Malatya’ya borcum yok; fakat Malatya’nın bana çok borcu var' diyor. Büyük çoğunluğu Malatya’dan çok faydalanıyor ama Malatya’ya tek kuruşluk fayda sağlamıyor. Büyük çoğunluğu, devletin bütçesiyle, yani vatandaşın vergileriyle yapmak zorunda oldukları hizmetleri babasının 'milyar liralık emekli maaşıyla' yapıyormuş gibi onlara minnet duymamızı istiyorlar utanmadan… Mesela Selahattin Gürkan vakası… Adam kendini adeta Olimpos’a konumlandırmış gibi, Malatya halkının kendisine her daim minnet ve şükran duygularını bildirmesini istiyordu sanki. Yenisi geldi; belki biraz farklı olur dedik; hiç fark etmedi kibir bağlamında… Olimpos’a konumlanmış gibi olanın halefi Sami Er, son derece düzeyli ve gerçekçi eleştirilere bile ateş püskürüyor. Sami Er’e göre, kendisini eleştirenler ‘halt etmiş’… Şu kelimelerdeki düzeyin yüksekliğine (!) bakar mısınız… Eleştirilere düzeyli cevap vermek konusunda bile yetersiz olan Başkan Sami Er, bu konuda argovari konuşmaktan bile çekinmiyor. Çünkü, o da selefi gibi, kendisini ‘Malatya’nın başına gelmiş en güzel şey’ olarak görüyor. İki de bir ‘Ben istemedim, Cumhurbaşkanı Erdoğan beni kurtarıcı olarak Malatya’ya gönderdi” minvalinde, seçim öncesi aday olmak için yaptıklarıyla yüzde bir milyon çelişen, ağız dolusu kibir içeren konuşmalar yapıyor. İki metre asfalt seriyorlar, üç adet çukur kapatıyorlar, iki kaldırım taşı değiştiriyorlar; kendilerine müteşekkir ve minnettar olmamızı istiyorlar… Kendilerini Malatya ve Malatya halkından bu kadar alacaklı, Malatya ve Malatya halkını da kendilerine bu kadar borçlu görüyorlar. Bakmayın siz; sadece belediye başkanları değil, AK Parti Malatya milletvekilleri de öyle, üniversitelerimizin yönetimleri de böyle, belediyelerdeki daire başkanları da bakanlıkların Malatya’daki müdürleri de büyük çoğunlukla böyle maalesef… AK Parti İl Teşkilatı’nı ele alın; en altından tutun en üstüne kadar öyle… Şimdi bir kez daha, önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un Malatya için “Bu şehre minnettarız ve borçluyuz. Üstelik bu borç öyle büyük bir borç ki bu borç kolay kolay ödenecek bir borç da değildir” diyen tavrına bakın; bir de Malatya’nın kendilerine borçlu olduğunu iddia ederek bu şehrin yüz milyarlarca liralık kaynaklarını kullanan, tek tutkusu iktidar, yani güç olan ilkel güç tutkusuyla Malatya’yı yönettiklerine bakın… Bir şehir ancak bu kadar talihsiz olabilir.
HİKMET TANRIVERDİ VAKASI
Bir de geçmişten bir hatırlatma yapalım: Bir zamanlar, Merter’de sıradan bir esnaf olan Hikmet Tanrıverdi adlı kişi, şimdilerde amatör kümede varlık – yokluk mücadelesi yapan efsane Malatyaspor’un başkanlığını ele geçirmiş, bu sayede kısa sürede sadece Malatya’da değil, ülke genelinde bir tanınırlığa ulaşmıştı. Hikmet Tanrıverdi, o gazla, siyasete atıldı Doğru Yol Partisi’nden Malatya 1. Sıra Milletvekili Adayı oldu; ama kaybetti. Kaybettikten sonra, “Ben kaybetmedim; Malatya kaybetti” dediği rivayet edildi ve yalanlanmadı. Yani, Merter’in teksilcisi Hikmet Tanrıverdi, kendisini öylesine yüceler yücesi bir yere koymuştu ki Merter’deki sıradan statüsünü unutmuş, kendisini Malatya’nın çok üzerinde bir yerde konumlandırmıştı. Fakat tarih bu tiplere her zaman dersini vermiştir: Süper Lig’deki Malatyaspor’u alt kümeye düşüren Hikmet Tanrıverdi, bir zaman geldi, % 3 -4’lük İYİ Parti’den Malatya İl Başkanı olmak istedi ama Meral Akşener Tanrıverdi’yi bu göreve bile layık görmedi. Bu bakımdan, Malatya’nın yerel siyaset ve bürokrasi tarihinin çöplüğü kendisini Malatya ve Malatyalıların tepesinde konumlandıranların kibri ile doludur. Bugünün kibir putlarının gideceği yer de aynı olacaktır.”
Muhabir: HÜSEYİN KOCAMAN