Depremin ardından yeniden yapılanma sürecinin devam ettiği Malatya’da, vatandaşlar günlük yaşamı zorlaştıran etkenlerle mücadele etmeye devam ediyor. Şehirde son dönemde en çok tartışılan konuların başında ise taziye evlerinde ikram edilen yemekler ve bu durumun getirdiği ağır maddi yük geliyor. “Sizce taziye yemekleri kaldırılmalı mı?” sorusuna yanıt arayan Malatyalılar, yemek verilmenin amacından saptığını, cenaze sahiplerini borç batağına sürüklediğini ve bir an önce son bulması gerektiğini ifade ettiler.
Cenaze sahibinin acısını yaşamaya fırsat bulamadan gelen misafirleri doyurma kaygısına girdiğini belirten Ali Yılmaz, “Kesinlikle kaldırılsın. Sonuçta cenaze sahibine çok yüksek bir maliyeti oluyor. Bir de insanın o anki acısı farklıdır. Adam kendi derdine mi yansın, yoksa gelen milletin karnını doyurma telaşına mı düşsün?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
İsmail Doğan da cenaze evlerindeki hengameye dikkat çekerek, “Adam cenaze sahibi olmuş, adeta dünyası yıkılmış ama bir de yemeğin derdine düşürülüyor. Hastayla mı ilgileneceksin, cenazenin defin işlemleriyle mi, yoksa gelen yüzlerce misafirle mi? Vallahi gerçekten de bir an önce kaldırılmasını istiyoruz” ifadelerini kaydetti.
“DİNİMİZDE CENAZE EVİNİN YEMEK VERMESİ YOKTUR”
Uygulamanın İslami usullere ve geleneklere aykırı olduğunu vurgulayan Mesut Kamber, “Kesinlikle kaldırılmalı, zaten baştan aşağı yanlış bir şey. Dinimizde taziye yemeği cenaze evine komşular ve akrabalar tarafından getirilir. Cenaze evinin gelenlere yemek ısmarlaması gibi bir usül dinimizde yoktur. Çok büyük bir külfet. Bütün din alimleri de 'kaldırılsın' diyor ama işte toplumda 'o ne der, bu ne der, ayıp olur' düşüncesi gibi batıl anlayışlar girince kolay kolay çıkmıyor” diyerek mahalle baskısına değindi.
“YEMEĞİ VEREMEDİĞİM İÇİN GECELERİ UYUYAMAM”
Ekonomik şartların zorluğuna ve insanların bu yemekler yüzünden borç batağına saplandığına değinen emekli vatandaş Habit Koç, “Gücü yetmeyen var, fakiri var. Adam gidip bankadan kredi çekiyor, sağdan soldan borç alıyor, sonra aylarca onu ödemeye çalışıyor. Yazık değil mi bu insanlara? Ben bir emekliyim. Bugün anam veya eşim vefat etse ben bu yemeği nasıl veririm? Veremem, veremediğim için de utancımdan uyuyamam” sözleriyle durumun vehametini gözler önüne serdi.
Süleyman Doğan ise taziye süreçlerindeki kontrolden çıkan israfa değinerek, “Büyük masraf, çok günah... Adam mezara gidiyor, peşinden 100 tane araba yakıt yakıyor. Taziye evinde ineği, öküzü kesiyorlar ama yine de yemek bitmiyor. Aşırı derecede abarttılar. Resmen acılı adamın evini başına yıkıyoruz” dedi.
“TAZİYE YEMEĞİ NİMET DEĞİL, BİR KÜLFETTİR”
Bekir Akdeniz isimli vatandaş, “Taziye aslında dinimize göre 3 gündür. Düşünebiliyor musunuz; adamın büyük bir acısı var ama yemeğe parası yok. Elindeki tek ineğini satıp yemek yaptırıyor. Bu yemekten durumu çok iyi olan zengin de yiyor, fakir de. Bu hiç uygun bir durum değil. Taziye yemeği bir nimet olmaktan çıkmış, ağır bir külfete dönüşmüştür. Dinimizde 40'ıncı gün, 50'nci gün veya haftası gibi kavramlar da yoktur” ifadeleriyle konuyu hem toplumsal hem de dini boyutuyla ele alarak geleneğin deforme olduğunu belirtti.
“ESKİ KOMŞULUK DAYANIŞMASINA DÖNÜLMELİ”
Geçmişteki komşuluk ilişkilerinin yeniden canlandırılması gerektiğini belirten Turan Kaya ise, “İnsanlar acısıyla mı uğraşsın, yemekle mi? Eskiden taziye evine komşular yemek taşırdı. Sabah, öğlen, akşam acılı aileye ve gelenlere yemek ikram edilirdi çünkü o ailenin yemek yapacak hali yoktu. Eskiden böyle güzel bir dayanışma vardı ama şimdi sistem tersine döndü. Şimdi gelen yeyip gidiyor. Bu usulün acilen bitmesi lazım” şeklinde konuştu.
ROJBİN ASTEKİN