Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un moderatörlüğünde yayınlanan Bakış Açısı programının bu haftaki konukları BUSABAH Medya Yönetim Kurulu Üyesi Umut Bozkurtoğlu ve Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhit Birlikleri Federasyonu (DAİMFED) Malatya Şube Başkanı Kadircan Esen oldu.  

Malatya’da yerinde dönüşümde yaşanan sıkıntılar hakkında değerlendirmelerde bulunan DAİMFED Malatya Şube Başkanı Kadircan Esen,

“Malatya depremden sonra yapısal hasar aldığı gibi psikolojik bir hasar da aldı. Yani yerel müteahhitlerle alakalı çok ciddi algılar oluşturuldu. Ardından devamında rezerv alanlarla, çarşı, güçlendirmeyle alakalı süreçler derken yerinde dönüşümde diğer illere nazaran ve bizimle depremde aynı hasar alan Adıyaman, Maraş ve Hatay oranla yerinde dönüşümde daha ileride gelen bir anlaşma oranımız oldu. Yani bağımsız bölüm sayısı olarak 10 bin civarında yani yüz bin ağır hasarlı evimiz varken yaklaşık olarak yüzde 10'u yerinde dönüşümü tercih etti.  Aslında dernekler olarak ya da işbirlikleri olarak biz bunun 30 binlerde falan bekliyorduk. Bunun 10 bin civarına çıkmasının sebebi tamamen, insanların kafası karıştı. Bürokrasisi geriden geldi. Yani yerinde dönüşümle alakalı bilgi kirlilikleri zaten vardı, izah edemedik. Belki yerel yönetimler çok iyi bir şekilde işi hızlandırma noktasında adım atamadı. Çevre Şehircilik işin biraz daha PR'ını yapamadı diyebiliriz. Yani bugün gelinen noktada 10 bin bağımsız bölümün tamamlanması, yani yüzde 100 tamamlanmasıyla yerinde dönüşümden faydalanacak”

şeklinde konuştu.

“DIŞARIDAN GELEN FİRMALAR VATANDAŞLARIMIZI MAĞDUR EDİYOR”

Vatandaşların sıkıntı yaşamasının kendilerinin sıkıntı yaşaması anlamına geldiği dile getiren Esen,

“Biz müteahhitlerle 20 Ağustos 2024'te buluşmuştuk. Müteahhidi iyi araştırın ve yani belirli fiyatların altındaki fiyatlara kanmayın diye biz uyarılarda bulunduk. O uyarılardan sonra çok ciddi eleştiriler aldık. İşte siz fiyatları yükseltip de Malatya'nın müteahhitlerini tekrar işin içerisine mi sokmak istiyorsunuz diye. Ama bugün görüyoruz ki o 13 bin TL, 14 bin TL metrekareye inşa olan dışarıdan gelen firmalar vatandaşlarımızı maalesef mağdur ediyor. Burada haklı olmamız bizim sevindirmiyor. Biz bu noktada da üzülüyoruz. Vatandaşlarımızın sıkıntı yaşaması, bizim sıkıntı yaşamamız anlamına geliyor. Genellikle mağdurlar biz paramızı ödüyoruz belediye ruhsat çıkarmıyormuş gibi konularla geliyorlar, bu konu hakkında bilgi alırmısınız gibi geliyorlardı.  Ama belediyeler bu konuda çok ciddi inisiyatif aldılar. 30 Haziran noktasında bülten numaraları verdiler. 6 ay projenizi getirebilirsiniz dediler. Yani belediye bizim beklemediğimiz, yani süreç içerisinde hiç inisiyatif almadıkları ya da pasif kaldıkları dönemde çok ciddi şekilde iki belediyede taşın altına elini koydu. Ama burada 30 Haziran'da bülten numaraları almaları bir anlam ifade etmiyor. Çünkü ruhsatın sadece numarasını alıyorlar”

ifadelerine yer verdi.

“BÜYÜK BİR KESİMDE BU MAĞDURİYETLERİ DUYUYORUZ”

Yerinden dönüşümdeki müteahhitlerin yüzde 50 Malatya’dan yüzde 50’sinin ise başka bir şehirden geldiğini belirten Esen,

“Biz şöyle soruyoruz, x parselde şu firmanın projesi ne aşamada? Ya diyorlar biz de o müteahhitti arıyoruz. İşte gelip belgelerini tamamlaması lazım, projelerini tamamlaması lazım ki biz ruhsatı tamamlayalım, verelim. Müteahhitlere ulaşamıyoruz, telefonlarına bakmıyorlar ya da evrak getirmiyorlar. Tabi herkese genelleme yapmamız yanlış. Yani bütün il dışından gelen firmalar kötü diyemeyiz. İyi firmalar da var. İşini takip eden firmalar da var. Ama bir büyük bir kesimde bu mağduriyetleri duyuyoruz. Yani 10 bin adet sayıdan bahsettiğimizde bunun yüzde20 ve yüzde 30'unun bu şekilde problemli olduğunu söyleyebilirim. Yerinden dönüşümdeki müteahhitlerin yüzde 50 Malatya’dan yüzde 50’si başka bir şehirden geldi diyebiliriz”

dedi.

Mahalle kültürünü koruma açısından yerinde dönüşümün önemine dikkat çeken BUSABAH Medya Yönetim Kurulu Üyesi Umut Bozkurtoğlu,

“Ama özellikle depremin ilk 8-10 ayı arasında Adıyaman'ın verilerinde yerinde dönüşümde 20 bin gibi ruhsata kavuşmuşken Malatya'da Yeşilyurt bölgesinde verilen ruhsat sayısı 152.  Mahalle kültürünü korumak açısından, aynı zamanda demografi yapıyı korumak açısından, şehir kültürünü korumak açısından yerinde dönüşümler ve rezerv alanları bana göre olmazsa olmaz. Özhaseki Sayın Bakan Malatya'da tek yetkili Çevre ve Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığıdır gibi ifadeler kullandı ve biz o zaman yerel iradeye yani yerel yöneticilere 'Ya siz hiç Bakırcılar Çarşısındaki mülk sahibi veya oradaki esnaflardan 10 tane insan bulamadınız mı gelip Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na veya yetkililerine, veya TOKİ yetkililerine, buradaki durumu anlatmadı mı? Burada nasıl bir ortamları vardı, nasıl işler yaptığını ve neler, nelerin, neler beklediklerini niye insanlara anlatamadınız. Şu anda geldiğimiz noktada aynı yerde bildiğim esnafla dün iki kişiyle karşılaştığımda adam esnaflar ‘Depremde Malatya'yı terk etmedik, Malatya'ya sahip çıktık. Konteynerda hala ticaretimize devam ediyoruz. Ama bu dükkanları gördükten sonra ben Malatya'yı terk etme kararı aldım.’ gibi ifadeleri kullandılar. Çünkü 60 metrekare dükkanı olan bir manavın eline geçen 18 metrekare nasıl ben bu işi yapacağım diyor. Yani çok ciddi bir rakam. Yapısı çok yıkılan müteahhitlerin yerinden dönüşüm almamasını arzu ettik. Çünkü vatandaşa zaten yaptığı yeri yıkılmış. Ben dışarıda gelen müteahhitlerin daha fazla almasını arzu ederdim. Çünkü yeni soluk, yeni, yeni bir heyecan, yeni bir hikaye, yeni insanlar, yeni müteahhitler. Ama evi yıkılan birçok müteahhidin de yeniden cezaevine girip de yerinde dönüşüm almasını da ben çok doğru bulmadım”

ifadelerini kullandı.

“FAY HATTININ ENERJİSİ ORAYA GELMEDİ”

Cezaevine giren her müteahhidin suçlu olmadığını kaydeden Kadircan Esen,

“Cezaevine giren her müteahhit ya da her mühendis gerçek suçluluk payından dolayı girip girmediğini de tartışmamız lazım. Mesela ben Bostanbaşı'nda hiç daire yapmadım. Ben Bostanbaşı'nda konut yapsaydım belki benim de konutlarım ağır hasar alabilirdi. Bostanbaşı'nda konut yapıp da ağır hasar almayan, müteahhit başarılı bir müteahhittir. Ben şuna kabul, şunu kabul etmiyorum: ‘Ben Çöşnük'te yapıyorum, hiç binam ağır hasar almadı.’ Ya kusura bakma, senin binana deprem kuvveti gelmedi. Fay hattının enerjisi oraya gelmedi. Yani bu bir kıstas değil. Biraz kader gibi bir şey oldu. Biz bunları vatandaşlara anlatamadık. Herkes kendine bir çekidüzen verdi. Yani müteahhit grubu, yapı denetimler, belediyeler de verdi. Vatandaş daha duyarlı, daha bilinçli oldu. Artık mutfak dolabından önce kolon sistemine bakıyor. Her cezaevine giren müteahhit bence suçlu değil. Mesela 1980 yılında adam mühendis, o zaman dijital bir dünya yok. Binanın nerede olduğunu bile bilmiyor. X bir kişi kendisine aile apartmanı yapıyor. Mesela bir müteahhite gidiyor. 1980 yılında yaşıyoruz. ‘Ya x kişi, sana bir yemek ısmarlayayım da şu ruhsatımıza bir imza at, ben evin ruhsatını tamamlayayım.’ Binayı görmeden, yerlerine gitmeden, hiçbir analize bakmadan güven esaslı insanlar birbirlerine imza atmışlar. Beton elle dökülüyor. Demirin nereden geldiği belli değil. İşçilik standardı yok. Yönetmelik, yani berbat düzeyde, 1975 yönetmeliği. Bu insanlar, hatıra, gönüle binaen belki bir yemek parasına, belki parasız imza atıyorlar ve imza attıktan sonra büyük depremler oluyor ve teknik uygulama sorumlusu dediğimiz insanlar şu an cezaevine gönderiliyor. Bu adalet sistemi aslında bizi şuna da götürüyor. Bundan sonra inisiyatif alma noktasında insanlar tedirgin davranıyorlar”

şeklinde konuştu.

Bostanbaşı’nın yapılaşma açısından yanlış bir zemin olduğunu belirten Esen,

“Biz dernek olarak binalar her yıl denetlenmesini, kolon kesen, malzemesini eksik yapan müteahhit de olsa, mühendis değil yargılanma, idam getirsin. Bu adamların insan hayatına teşebbüsten yargılansınlar. Ama bir iş olduktan sonra suçlu aramayalım. İş olmadan önce tedbirlerimizi alalım. Biz doğru yerlere yanlış binalar yapmışız ve yanlış yerlere de doğru binalar yapmışız. Şehir sağlam'a doğru gitmeli. Bostanbaşı yanlış bir yer ama yapı olarak doğru binalar yapmışız. Yapısal olarak güçlü binalar yapılmış ve o depremi kaldırmış. Yanlış uygulama, yanlış bir imar düzeni yanlış bir sistemde şehirleşme. Bir yer imara açıldığında MTA'sıyla, tarımla, hepsinin ortak çalışmasıyla açılması lazım. Yatay mimari, düşey mimari. Yatay mimari sosyolojik olarak olmalı. Bu, ülkemiz için bence iyi bir şey. Yatay mimarinin mühendislikle bir alakası yok. Yani yatay mimari, çok katlı, az katlı diye mühendislikle bir ayrım yok. Hakkıyla yaparsanız 40 katlı binayı da ayakta tutarsınız. Malatya'nın merkezinde, yüksek binalı bir bina ve AVM'nin yanındaki binalar, yüksek katlıydı ama hasar almadı. Yüksek katlı ve düşük katlı binanın ben algısal olarak yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Mühendisliğin ölçüsü değil kesinlikle. Bu bir sosyolojik ölçüdür. Bostanbaşı’nda yatay mimaride olsa ağır hasar sayısı değişmezdi. Yani zemin sıkıntılı zemin sıkıntılı. Temelli'de 4 katlı binalar çöktü. 2 katlı binalar olsaydı, hatalı zeminde bile binalar ayakta kalırdı ama 4 katlı, 5 katlı olan yerlerde yine hasar alacaktı. Zemin birinci ölçümüz”

ifadelerini kullandı.

Muhabir: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ