Şam çeliğinin (Damascus) Türkiye’deki son temsilcisi olan Yusuf Bayyiğit, "Yaşayan İnsan Hazineleri Ödülü"ne layık görüldü. Ödülünü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden alan Bayyiğit, Malatya Sonmanşet gazetesine önemli açıklamalarda bulundu.
Aldığı unvanın çok değerli olduğunu söyleyen Bayyiğit, aldığı unvanın UNESCO Dünya Mirası Yaşayan İnsan Hazinesi Unvanı uluslararası bir unvan olduğunu söyledi.
“Son derece değerli olduğunu düşünüyorum” diyen Bayyiğit, “Böyle bir unvanı Ankara’da Külliye’de Sayın Cumhurbaşkanımızın elinden almak son derece mutluluk verici. Bu duyguları izah etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum” dedi.
“DUYGULARIMIZ TAMAMEN KABARDI”
Ödül alma süreci hakkında bilgi veren Bayyiğit, “Önceden Kültür ve Turizm Bakanlığı yaklaşık bir ay önce bu unvana hak kazandığımı bana bildirdi. Ancak bu durumu kimseyle paylaşmak istemedim, ödülümü alana kadar. Daha sonra Malatya-Ankara seferini yaptığımız süreç içerisinde Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlendirdikleri birimleri ile hep yanımdaydı. Yani Malatya’dan Ankara’ya gidişimiz Ankara’da havaalanında karşılanmamız. Oradan konaklayacağımız yere geçişimiz, külliyeye geçişimiz ve tekrar dönüp Malatya havaalanına gelene kadar Kültür ve Turizm Bakanlığının kontrolüne, planlamasına ve programlamasına dahildik. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımız ile külliyede ilk karşılaşmamız zaten kendisinin o devasa muhteşem kongre ve kültür merkezinden içerisi giriş anında sanıyorum 3 bin, 3 bin 500 davetlinin içinde büyük alkışlarla salona girdiği andan itibaren duygularımız tamamen kabardı. Tam bizim önümüzden geçti. Biz de büyük bir coşku ile ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanına bu kadar yakınında kendimizi hissetmemiz müthiş bir şeydi. Sonrasında bu unvanı hak kazanan farklı meslek gruplarındaki insanlar sırasıyla, programın sıralamasına göre tek tek sahneye çağırıldı. Sıra bana geldiğinde heyecan, coşku, gurur gibi ömrümde daha önce hiç yaşamadığım hislerle sahneye çıktım. Hatta bir ara öyle bir heyecanlandım ki merdivenden sahneye çıkarken bir-iki adım koştum gibi geldi bana öyle hızlandım. Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy Bey ile tokalaştıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızla tokalaştık daha sonra kendisi ödülümü takdim etti” ifadelerine yer verdi.
“EKMEĞİMİ BURADA KAZANDIM”
Malatyalı olmaktan büyük gurur duyduğunu kaydeden Bayyiğit, “Malatya benim en içten duygularımla sevdiğim şehrim. Malatya şu an ki yıkılmış, paramparça olmuş hali ile bile Malatya benim şehrim, değer verdiğim, barındığım, çocukluğumun, ergenliğim, gençliğim burada geçti. Burada evlendim, çocuklarım oldu, ekmeğimi burada kazandım. Mesleğimi bugün getirdiğim noktayı hep Malatya’da sağladım. Başka şehirlerde başka türlü şeyler olabilirdi ancak bugüne kadar ne Malatya’dan başka bir yere ayrılmayı ne de ülkemden dışarıya ayrılmayı hiçbir zaman düşünmedim. Eğer bu vesileyle Malatya’ya bir gurur yaşatmışsam, bugün UNESCO Dünya Mirası Yaşayan İnsan Hazineleri unvanına sahip olmanın hiç de kolay bir şey olmadığını en iyi ben biliyorum. Bunun müracaatını biz bundan 4 yıl önce yaptık. 4 yıldan beri aralıksız bir şekilde bu unvana hak kazanmak için Malatya Arslantepe Höyüğünü geçici mirastan, kalıcı mirasa geçişini sağlayan ve bu dosyayı bizzat hazırlayan arkeolog Cem Kaya dostum benim de dosyamı hazırladı ve biz bu dosyayı beraber hazırlarken yüzlerce sayfa geçmişimi yazan yazılar yazdım. Mesleki olarak yaşadıklarımı, babamdan, dedemden gördüklerimi, o dönemde yapılanları bunların hepsini bir kitaba sığacak kadar yazılar yazdım. Gece geç saatlerde sevgili Cem Kaya beni telefon ile arayıp sorular soruyordu. Ben bu sorulara cevaplar veriyordum. Bu kadar yoğun bir uğraş bu bir, iki yıl sürdü. Sonunda dosyayı hazırladık, görsellerimizle, yazılı, devlet büyüklerine verdiğimiz ürünlerin açılımını yazmak adına tekrar buradan Cem Kaya’ya yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü dosyayı hazırlamada ve bu ödüle layık olmamdaki en büyük pay onundur. Teşekkür kelimesini ben yetersiz görüyorum. Bu süreci tamamladıktan sonra hazırlamış olduğumuz dosyayı doğrudan müracaat etme şansımız olmadığından dolayı Malatya İl Kültür Müdürlüğüne teslim ettik. Malatya İl Kültür Müdürlüğü oluşturduğu komitede değerlendirmeye aldı, geçerli onayı verdikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına gitti. Ondan sonra araya depremler girdi. Kültür ve Turizm Bakanı, hükümetimiz tarafından Malatya’ya görevlendirildi. Dosyalarımız raflara kaldırıldı. Böyle stresli bir 4 yılı atlattıktan sonra yaklaşık bundan bir ay önce müjdeli haber gelince hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüğüm bir müjdeli haberdi. İlk önce eşime, dostuma bu müjdeyi verdim. Süreç böyleydi. Ben Malatya’da UNESCO Dünya Yaşayan İnsan Hazinesi olmadığını biliyorum galiba tekim diye düşünüyorum. Devlet Sanatçısı var ama UNESCO ile ilgili bir unvana sahip olanın bulunmadığını biliyorum. Bugün Malatya’mızda Arslantepe Höyüğü ve ben UNESCO’nun koruma altındaki miraslarıyız. Ödülü almadan önce ve ödülü aldıktan sonra ki Yusuf Bayyiğit arasında ümit olarak fark var. Bu ödülün haberini alamadan önce içimde bir burukluk vardı ama şu anda çok daha ümitliyim aradaki tek fark bu. Bu ümit mesleği gelecek nesillere aktarma ve Malatya için” diye konuştu.
“CEBİMDEN PARA HARCAMAYA HAZIRIM”
Amacının kaybolan meslekleri yaşatmak olduğunu söyleyen Bayyiğit, “Benim amacım ne daha çok para kazanmak ne de herhangi bir şan, şöhret. Ekonomik olarak kendi kendime yetecek seviyedeyim. Ama uzun yıllardan beri benim için takıntı haline gelen bir durum var mesleği gelecek nesillere aktarmak adına bu konuya baş koydum. Aslında sadece sıcak demir mesleğinden ya da bir Damascus çeliği üretimi bundan özel tasarımlar yapmak değil. Benim amacım şehrimde, Anadolu’da ve ülkemde kaybolmaya yüz tutan meslekleri yaşatmak. Ben bunun için önderlik yapamaya hazırım. Ben bugün mesleğimi çocuklara öğretip gelecekte onları iyi birer demirci ustası yapmak adına zerre kadar bir maddi beklenti içinde değilim. Kaldı ki cebimden para harcamaya hazırım. Yeter ki bana bu imkan sağlansın. Ancak bu durum bazı kanunlar ile engellenmiş oluyor. Bugün benim mesleğimde ‘Her türlü iş güvenliği tedbirini alsanız bile 15 yaşın altındaki bir çocuğu çalıştıramazsınız’ deniliyor. Ama bizler 7 yaşında bu işin içerisine girdik ve gelişmiş ülkelere baktığımızda bu ülkelerdeki insanlar eğitim adı altında ana sınıfına giden çocuklara mesleki dersler veriyorlar. Çocuk öncelikle merak ve hevesine doğru yönlendiriliyor daha sonra yetenek durumuna göre o çocuğa anasınıfı ve ilkokulu yıllarından itibaren sene içerisinde o çocuklara mesleki eğitim veriliyor. Bunun olmasını canı gönülden istiyorum. Sorumluluklarımın artmış olmasını sebebi ben bu yolda daha önce kapısını çalmaya bile çekindiğim kurumlara bugün çok daha rahat girebileceğimi düşünüyorum. Benim bir projem vardı. Bakanlığa sunduğum dosyanın içerisinde bir projem vardı. Sıcak demircilik mesleğini gelecek nesillere aktarmak adına vereceğim eğitim ile ilgili çizimle ve yazılı olarak hazırlamış olduğum proje mevcuttu. O projeyi gerçekleştirmek için şu an itibariyle hazır vaziyette bekliyorum. Önümüzdeki günlerde gerekli adımları atacağız, kurumlarla görüşmeye geçeceğim bu projeyi Malatya’nın uygun görülen bir bölgesinde konulmasını isteyeceğim” söyleminde bulundu.
“BU DERS MÜFREDATA KONURSA DAHA MUTLU OLURUM”
Bundan 10-20 yıl sonra sıcak demircilik gibi birçok mesleğin kaybolacağını kaydeden Bayyiğit, “Benim en önemli hedefim bu mesleği genç kuşaklara aktarmak. Teorik bilgiler benim işim değil. Okulda çocuk temel Milli Eğitim dersini alacak ama o çocuklar pratikte benim yanıma gelecek. Örneğin haftanın 2 günü, 2-3 saat buraya gelecek. Bu ders müfredata konursa daha mutlu olurum ama müfredata konulduğu zaman o eğitimi verecek başka meslektaşlarımız var mı onu bilemiyorum. Benim amacım resmi olarak çocuk yetiştirmek, mesleği gelecek nesillere taşımak ki taşınması gerekiyor. Bunları düşünmek bile beni yaralıyor. Demircilik, bakırcılık, kalaycılık, bakır işleme sanatı, semercilik gibi birçok meslek grubu çok kısa bir süre sonra bunların hiçbiri olmayacak. 10-20 yıl sonra bu meslekleri yapan kişilerde kalmayacak. Batılılardan buraya usta ithal edeceğiz” dedi.
“ÇOK CİDDİ YARALANMALAR OLDUĞUNU HATIRLAMIYORUM”
Sıcak demircilik mesleğinde yaralanmaların çok fazla olmadığını belirten Bayyiğit, “Yaralanmalar oluyor ama bu yaşıma kadar meslek içinde çok ciddi yaralanmalar olduğunu hatırlamıyorum. Tedbirlerini aldığınız zaman mutfaktaki tehlikelerden daha fazlası yoktur. Bir örsün üzerinde demir dövmek ya da demiri eğmeye çalışmak ne kadar tehlikeli olabilir ki?” ifadelerini kullandı.
“SANAT OLARAK YAPIP GEÇİMİNİ SAĞLIYORLAR”
Çocukların hem eğitimini alması hem de meslek sahibi olması gerektiğini söyleyen Bayyiğit, “Anne ve babaların görüşlerine saygı duyuyorum. Elbette çocuklarımız okuyacak. Okumak çağımızın, günümüzün gereğidir. Ancak herkes okuyup, kariyer sahibi olduğunda kim demircilik yapacak, kim domates yetiştirecek. Örneğin ben son 10-20 yıldır berberde bir çırağa rastlamadım. Meslek öğrenmek için oraya bir çırağın gittiğini görmüyorum. Belki 10 sene sonra biz saçımızı tıraş edecek bir berber bulamayacağız. Şu an asgari ücret ile iş bulamayan mühendis gençlerimiz var. Böyle olmamalı. Çocuklar hem eğitimini almalı hem de meslek sahibi olabilirlerdi. Benim 2 tane kızım var. Bugün ki düşüncem onlar küçükken olsaydı kız çocukları olduğu halde ben onlara sıcak demircilik mesleğini öğretirdim. Çünkü bugün gelişmiş ülkelere baktığımız zaman oralarda erkeklerden çok kadınlar sıcak demirciliği sanat olarak yapıp geçimini sağlıyorlar” diye konuştu.
“Herkesin ruh hali, özellik ve yeteneği farklıdır” diyen Bayyiğit, sözlerini şu şekilde sonlandırdı; “Sıcak demircilikte asla sınırın olmadığını 55 yıllık bir demirci olarak söylüyorum. Ben sıcak demirciyim, ilkokul mezunuyum. Ressam değilim, heykeltıraş değilim. Yaptığım bazı çalışmalar birçok ressamı, heykeltıraşı düşündürüyor. İstanbul Üniversitesi’nden 4 akademisyen Malatya’ya gelip çalışmalarımı incelediler.”
muhabir: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ
