Gazeteci Berkman Dulcan ve Malatya Sonmanşet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un sunduğu BUSABAH TV YouTube kanalında yayınlanan “Haftanın Nabzı” programında cenaze evlerinde verilen taziye yemekleri ele alınarak önemli değerlendirmeler yapıldı. 

Konu ile ilgili konuşan Berkman Dulcan,

"Taziyelerde halen sevmediğim ve taziyelerde kesinlikle istemediğim, tasvip etmediğim olay, taziye yemeğinin verilmesi. Şimdi ben rahmetlik babam üzerinden konuşuyorum.  Şimdi ben rahmetlinin, cenaze işlemleriyle uğraşırken defnetmişiz, gelmişiz. O acıyla dururken bana gelip 'yemek verecek misiniz' diye soruyorlar.  Arkadaş, benim derdim yemek değil. Ben bile o sırada yemek düşünmüyorum. Şimdi 'yemek verecek misiniz' demek o kadar ilginç ki. Yemek için geliyorsanız gelmeyin. Ben parasını vereyim. Gidin istediğiniz lokantada yemeğinizi yiyin. Cenaze evi sizlerin yemek yiyecek, karnınızı doyuracağınız bir alan değil. Cenaze evlere, cenaze sahiplerinin derdine ortak olacağınız, acısını paylaşacak, acısını paylaşacağınız, paydaş olacağınız bir yer. Taziye yemeklerinin kaldırılması gerekiyor. Komşu sadece komşusuna o da sabah öğle akşam da acısını paylaşsın diye"

ifadelerine yer verdi.

“KOMŞULAR İMECE USULÜ CENAZE EVİNE YEMEK YAPIP GETİRİRLERDİ”

Çocukluğunda taziye sahibinin taziye yemeği verme derdine düşmediğine vurgu yapan Sinem Hatun Davut ise,

"Biz çocukken nasıldı? Kesinlikle cenaze sahibi böyle bir şeyin derdine düşmüyordu. Komşular kahvaltı getiriyordu cenaze sahibinin ailesine. Çünkü onlar acı yaşıyorlar. Komşular hep beraber böyle imece usulü bir araya gelip birbirlerini destekleyerek işte komşu eve, cenaze evine yemek yapıp getirirlerdi.  Şimdi baktığımızda, düşündüğümüzde insan annesini kaybediyor, babasını kaybediyor veya bir yakınını kaybediyor. Bu insanlar kendi acılarının yaşayamadan şöyle düşünüyorlar. Ya biz nasıl yapacağız? Bu yemeğin parasını nasıl karşılayacağız?  Yemek maliyeti de öyle ciddi maliyetler. Hatta taziye yemeklerini verebilmek için cenaze sahipleri kredi çekip bu yemekleri veriyor. Ne kadar acı. Ne kadar kötü bir şey. Buradan bütün yetkili mercilere çağrı yapalım. Bu taziye yemeklerinin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Birçok ilde kaldırıldı. Malatya'da da mutlaka kaldırılmalı insanlar. Bırakın acısını yaşasın. Bakın siz az önce örnek verdiniz. Mevlit okutuluyor, yemek dağıtılıyor. Hoca dua okuyor. Oradan biri çıkıp ‘bana ayran ver, bana kaşık ver’ deyince gerçekten hoş bir görüntü değil. Hoş bir tablo değil insani de değil. Vallahi vicdani de değil yani, çok acı”

şeklinde konuştu.

“BİR BASKI VAR BUNUN KIRILMASI LAZIM”

Akabinde Berkman Dulcan yaşadığı bir olayı anlatarak şöyle konuştu:

“Babamı defnetmişiz. Geldik annem döndü dedi ki bir yandan ağlıyor kadın ‘yemek işini nasıl yapacağız?’ Sen yemeği niye düşünüyorsun dedim. Benim şu an ölüm var. Ben ölümle ilgileneceğim. Yani yemek yemek için geliyorsa millet zaten gelmesin. Ben de bir yere yemek yemek için gidiyorsam gitmeyeyim. Yani bu kadar mı aç bir toplum olduk biz? Bir Fatiha'yı okumayı bile kendimizde zül gören bir toplum olduk ama laf olduğu zaman çok şükür Müslümanız diyoruz. Faiz haram diyoruz. Faizle yemeği yiyoruz. Şimdi yemeğe 50 bin lira para veriyorsun 100 kişi yiyor veya 150 kişi yiyor. Bir markete gitsen markette gerçekten ihtiyaç sahibi ama uzun zamandır borcunu ödememiş insanları bulup o 50 bin lirayı oraya versen daha çok sevabı olur. Şimdi sağ elin verdiğini sol el görmemeli amenna. Ben babam adına gidip gerçekten ihtiyaç sahibi birine destek olmak isterken niye yemek vereyim? Benim derdim, işim, gücüm yemek peşinde koşmak değil. Ha yemek de veririm yani. Millet yesin yani. 40'ında Mevlüt’ünü de okuturum. 52'sinde Mevlüt’ünü de okuturum. Camide Mevlüt şekeri de dağıtırım. Şunu da yaparım, bunu da yaparım. Yani netice itibariyle babamızdır, atamızdır, yakınımızdır. Ama bunu zoraki yaptırmak, gelip soru sormak çok sıkıntı. Belediyelerimiz bununla ilgili zorunlu değil diye çok söylediler ama halen bir mahalle baskısı mıdır, insan baskısı mıdır? Bir baskı var yani. İster istemez o baskı işte bunun kırılması lazım.”

“TAZİYE YEMEKLERİ MUTLAKA KALDIRILMALI”

Taziye yemeğinin kaldırılmasına yönelik yetkililere seslenen Sinem Hatun Davut daha sonra,

“Gerçekten çok acı bir şey. Bırakın cenaze sahipleri acısını yaşasınlar. Yani yemek olayına girmek için ya da yemek ikram etmek için gidip bankadan kredi çekmesinler. Bu gerçekten vicdanlı değil. Gerçekten çok acı. O insan o acıyı mı yaşasın? Cebinde parası olmadığı için gitti kredi çekti. Onu nasıl ödeyeceğim derdiyle mi uğraşsın? Bunun dinle bir alakası yok. Ben bunu dinle bağdaştıramam, kimse kusura bakmasın. Buradan bütün yetkili mercilere çağrı yapalım. Lütfen bu cenazelerdeki taziye yemekleri olayı mutlaka ivedilikle kaldırılmalı. Sadece Malatya'da değil tüm illerde kaldırılmalı. Gönüllü olabilir. Kişi vermek istiyordur versin ama zorunlu olmamalı. Yani cenaze sahibi kendini yemek vermek zorunda gibi hissetmesin. Aslında birçok ilde de böyle değilmiş. Ama bizde öyle bir toplum baskısı var ki o toplum baskısıyla o kişi gidiyor yapıyor. Bakın çok acı bir şey bankaya gidiyor, o acıyla gidiyor, bankadan kredi çekiyor. O faiz faiz değil mi? Yani çekilen o kredi ve onunla beraber cenaze sahibi taziye yemeği veriyor. Bunun dinle alakası yok. Bunun insanlıkla alakası yok. Vicdanla hiç alakası yok. İnsanlara Malatya'da zoraki yaptırıldığını düşünüyorum ben. Zoraki yapılıyor. Bir toplum baskısıyla yaptırılıyor. Lütfen bundan vazgeçelim. Bir de gerçekten yetkili kanatlara çok görev düşüyor. Yetkili kanatlarında yapacakları bu cenaze evlerinde verilen tazeye yemeği olayının Malatya'da bazı illerde olduğu gibi yasaklanması, kaldırılması ya da gönüllülük esasına dayansın. Kişi istiyorsa verebilir ama böyle bir zorunluluk hissiyatını hissetmesin. ‘Ben yemek vermezsem bana ne diyecekler’ demesin. İşte bunun kırılması lazım, yasaklanmalı, cenazelerde yemek olayı yasaklanmalı. Toplum baskısı varsa bu yasaklanmalı. Kesinlikle buna bir düzenleme getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar ilk baştaki yeniliklere alışmakta çok zorlanırlar. Hatırlarsanız sigara sağlığa zararlıdır ama sigaranın kapalı ortamlarda yasaklanmasının ardından da bir bocalama süreci yaşandı. Toplum yeniliklere açık değil. Çok zorlanırlar ama zamanla alışıldı. Şu an kapalı ortamlar gayet mis gibi. Şunu demek istiyorum burada yetkili mercilere çok ama çok ciddi görevler düşüyor. Lütfen cenaze sahiplerini daha fazla yormayalım. Onları gidip bankadan kredi çekmek zorunda bırakacak kadar bir baskı altında tutmayalım. Cenaze evlerinde verilen taziye yemeklerinin ivedilikle bakın ivedilikle kaldırılması gerekiyor. Lütfen yetkili merciler bu konuya duyarsız kalmayalım. İnsanlar gidiyor bankadan kredi çekip taziye yemeği vermek zorunda kalıp daha sonra faiz ödüyorsa bunun hiçbir dinle, hiçbir insani değerle, vicdanla alakası yok. Ben bunun Allah katında da yani o yemeğin faizle yani bir hükmü olduğunu düşünemiyorum. Faiz işliyor sonuçta orada. Faiz haram diyoruz. Yani haram bir paradan. Haram para demeyeyim de yani normal olmayan bir durumdan çıkan bir durum var burada. Hoş değil, insani değil, vicdani değil. Lütfen yetkili merciler Malatya'da taziye yemeği olayını mutlaka ivedilikle kaldırmalı. Şöyle yapabilirler. Yani cenaze evlerinde taziye çadırları kuruluyor veya işte taziye evleri var. Biliyorsunuz yetkili bilimler diyecek ki tazeye yemeği vermek yasaktır.Çoğu kişi yemek yemek için geliyor. Taziye çadırına yapıştıralım ‘taziye evinde yemek vermek yasaktır’ bu kadar. O zaman kimin gerçekten acıyı paylaşmak için geldiğini, kimin karnını doyurmak için geldiğini daha rahat anlarsınız. Hem de olması gereken budur. Aile cenazesi için hayır yapmak ister gider ama bankadan gidip kredi çekip faiz ödeyip o yemeği insanlara vermek de insani değil. O insanlara gerçekten yazık günah. Bırakın insanlar acısını yaşasınlar. Acısını yaşasınlar. Çok zor değil, bunu aşabiliriz. Bir zorluk olur ama mutlaka herkes alışır. Ben öyle olduğunu düşünüyorum, yetkili kanatlara görev düşüyor”

cümlelerine yer verdi.

“TOPLUM OLARAK KENDİMİZİ EĞİTMEMİZ GEREKİYOR”

Konuyla ilgili toplumun kendini eğitmesi gerektiğini kaydeden Berkman Dulcan ise son olarak şu sözleri kaydetti:

“Cenaze sahibine yemek verilir komşuları tarafından veya akrabaları tarafından bir 105 kişilik sıkıntıyı görmem bunu. Ama çay, helva kesinlikle yeter artar. Çünkü helva zaten rahmetlinin anısı için kavruluyor. Bir dua için kavruluyor. Bizler de zaten dua etmek için gidiyoruz cenaze evlerine, cenazelere yemek yiyip karnımızı doyurmak için gitmiyoruz. En azından ben gitmiyorum. Bir başkası gidiyor mu bilmiyorum. Biz ne zaman bu şekilde bir topluma dönüştük? Bunu gerçekten sorgulamak gerekiyor. Kendimizi bir sorgulamamız gerekiyor. Yani biz ambulansa bile yol vermiyoruz. Kızılay kan ister kan vermeyiz. Ama kendimize lazım olduğu zaman kan peşinden koşarız. Ambulans peşinden koşarız. Önünde açılmayana hakaretler ederiz. Aynısını sen yapıyorsun ama senin ihtiyacın olduğunda sanki dünya senin etrafında dönüyormuş gibi daha fazlasını istiyorsun. Biz maalesef toplum olarak kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Yanlıştan hatalardan bir an önce dönmemiz, ders almamız gerekiyor. Bunları alırsak inanıyorum ki çok güzel yerlere ülkece geleceğiz. Pırlanta gibi çünkü gençlerimiz var.”

 

 TÜRKAN YILDIZ KAYA