Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Malatya İl Koordinasyon Kurulu sekreteri Bektaş Tatar, kurul adına deprem yargılamaları hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.  Kurul adına söz alan Bektaş Tatar açıklamasında “Hepimiz adalet istiyoruz. Deprem sonrası yürütülen yargılamaların büyük ölçüde yapım sürecinde görev alanlar üzerinden şekillendiği görülmektedir. Bu çok katmanlı sürecin yalnızca tek bir halkasına odaklanılarak yürütülen yargılamalar, yapı üretim sürecindeki idari ve teknik sorumlulukların bütüncül şekilde ortaya konulmasını engellemekte; kusurun kaynağını dar bir çerçeveye indirgemektedir. Deprem gibi çok boyutlu bir afetin sonuçlarının, planlama, projelendirme sürecinde yürürlükteki yönetmelikler, ruhsatlandırma, denetim, uygulama süreçlerinden bağımsız değerlendirilmesi, hem teknik gerçeklikle hem de hukuki sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmamaktadır” ifadelerine yer verdi.

“BİLİRKİŞİ RAPORLARINDA ÇOK SAYIDA BİLİMSEL VE TEKNİK HATA MEVCUTTUR”

Hazırlanan bilirkişi raporları hakkında da değerlendirmelerde bulunan Bektaş Tatar, “Deprem yargılamalarının, hukuk dışında özel ve teknik bilgi gerektirmesi; hâkim ve savcıların teknik bilgi ihtiyacı da gözetildiğinde, yargı süreçleri bilirkişi raporlarına bağımlı hâle gelmekte ve bilirkişi raporları yargılamalarda sonucu belirleyecek kadar etkili olmaktadır. Böylesine ağır sonuçlar doğuran ve yargılamaların seyrini doğrudan etkileyen bilirkişi raporlarını hazırlayacak kişilerin, ilgili alanda yalnızca teorik bilgiye değil, aynı zamanda ciddi bir saha ve uygulama deneyimine sahip olmaları zorunludur. İnceleme konusu alanda yeterli saha veya uygulama tecrübesi bulunmayan, yalnızca üniversitelerin ilgili bölümlerinde akademisyen olmanın uzmanlık için yeterli sayıldığı kişiler bilirkişi olarak görevlendirilmiş; bu hatalı yaklaşım sonucunda görevlendirmelerin büyük çoğunluğu üniversitelere yöneltilmiştir. Oysa açıkça beklenen ve hukukun gerektirdiği, konusunda uzman olmayan ve yeterli deneyime sahip bulunmayan kişilerin bilirkişilik görevini kabul etmemeleridir. Buna rağmen, pek çok yargılamada bu temel ilke göz ardı edilmiştir. Hazırlanan bilirkişi raporlarında ise; Yıkımın gerçek nedenleri ve sorumluluk zinciri ortaya konulmadan kusur tespiti yapıldığı, alternatif bilimsel görüşlerin ve uzman raporlarının dikkate alınmadığı gibi çok sayıda bilimsel ve teknik hata mevcuttur. Ayrıca raporlarda doğrudan sonucu etkileyecek, 1975 yılında yayımlanan Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik (1975 Deprem Yönetmeliği) hükümlerine tabi yapıların, daha sonra yayımlanmış deprem yönetmeliklerine göre değerlendirilmesi, mevzuatın yürürlüğe girme tarihinden önce ruhsat almış binalar için sonradan yürürlüğe giren düzenlemelerin değerlendirmeye esas alınması,  deprem bölgeleri haritalarındaki değişiklik nedeniyle deprem bölgesi değişen il ve ilçelerde, bina ruhsat tarihleri haritaların yürürlüğe girmesinden önce olmasına rağmen bu değişikliğin dikkate alınmaması,  imara esas jeolojik ve jeoteknik etüt kavramlarının parsel bazında zemin etüdü ile karıştırılması, ayrıca binanın yapıldığı tarihte yasal olarak zorunlu olmadığı ve yetersiz altyapı nedeniyle uygulanma imkânı da bulunmadığı hâlde parsel bazında zemin etüdü yapılmamış olmasının kusur olarak değerlendirilmesi sıkça görülen hatalardan bazılarıdır” şeklinde konuştu.

YARGILAMALARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Adaletin tecellisi için yargılamanın bazı temel ilkeler çerçevesinde yapılması gerektiğini de kaydeden Bektaş Tatar, “Yapı güvenliğini ortadan kaldıran imar barışı uygulamaları, proje ve denetim dışı, ruhsatsız kat ilaveleri, taşıyıcı sistemi tahrip eden kaçak ve bilinçsiz müdahaleler, tüm bu süreçlerde eksik kalan denetim mekanizması, bu uygulamalar, ilgili meslek mensuplarımızın teknik kontrol ve onayı dışında gerçekleşmiş, yapıların deprem performansını yok etmiştir.  Elbette sorumlular yargılanmalı ve suçlular cezalandırılmalıdır. Adaletin tecellisi için de yargılamanın aşağıdaki temel ilkeler çerçevesinde yürütülmesi gereklidir: İhmal ve kasıt ayrımını net yapmalı ve yetki-sorumluluk ilişkisini esas almalıdır. Zaman aşımını ve kanunî süreçleri dikkate almalı, idari sorumluluğu görünür kılmalıdır. 30-40 yıl önceki imzalardan sorumlu tutulmaya çalışılan ilgili meslek mensuplarımız, bugün geçerli yönetmelik ve standartlar çerçevesinde değil, 30-40 yıl önceki, dönemin geçerli yönetmeliklerine ve standartlarına göre oluşan sorumlulukları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bilirkişilik süreci akademik ve etik standartlara bağlanmalıdır. Hazırlanan raporların oluşan yıkım ve hasarın sebebini somut bilimsel verilerle net bir biçimde ortaya koyması gereklidir. Geleceği inşa etmeyi hedeflemelidir. Yargılama, yalnızca geçmişin hesabını sormak için değil, toplumda yapı güvenliği bilincini pekiştirmek, mühendislik, mimarlık, planlama süreçlerinin etik standartlarını güçlendirmek için yapılmalıdır. 6 Şubat 2023 depremlerinde yıkılan bazı yapılara ilişkin açılan davalarda, söz konusu yapıların 2020 Elazığ depremi sonrasındaki hasar durumuna dair kayıtların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden talep edilmesine karşın, herhangi bir hasar tespit raporunun bulunmadığının bildirilmesi, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Bu ilkeler ışığında, teknik ve hukuki sorumluluğu somut delillerle sabit olan kişilerin yargılamanın sınırlandırılması, bilirkişilik sisteminin uzmanlık, etik ve şeffaflık temelinde yeniden yapılandırılması ve imar affı gibi yapı stokunu riskli hale getiren idari kararların yargılamalardaki rolünün net bir şekilde ortaya konulması hayati önem taşımaktadır. Gerçek adalet, ancak ve ancak bilimsel hakikat, hukukun üstünlüğü ve mesleki sorumluluğun doğru tanımı üzerine inşa edilebilir. 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın anısına yakışan da budur. TMMOB Malatya İl Koordinasyon Kurulu olarak, bu ilkelerden taviz vermeden, adil ve bilimsel bir hesap verme sürecinin takipçisi olmaya devam edeceğiz” cümlelerine yer verdi.

Muhabir: HANİFE SARI