Bakış Açısı programı önceki gün saat 20.00’de yayınlandı. Duruş Medya Genel Müdürü ve Gazeteci Güler Hazar Doğan ve Malatya İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Bedir Özten’in konuk olduğu Moderatörlüğünü Malatya Sonmanşet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sinem Hatun Davut’un üstlendiği programda, Malatya’da yapılan inşaat faaliyetleri, yerinde dönüşüm, kentsel dönüşüm, dirençli yapılar ve güçlendirme konuları gündeme taşındı.

“MALATYA HALA SAHİPSİZ”               

Burada, Malatya’da yapılan inşaat faaliyetleri hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunan Malatya İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Bedir Özten, “Malatya Çarşısı nasıl” sorusunu Malatya’da yaşayan vatandaşlara sorduğumuz zaman birçok şikayet alırsınız. Malatya'daki planlamaların Ankara merkezli yapılması zaten başlı başına bir faciaydı. Muhtemelen yapılan binalar servise açıldığı zaman daha büyük problemlerle karşılaşacağız. Planlama olayı, bir bilim. Buradaki planlama Malatya'nın sosyoekonomik yapısına uygun yapılmadı. Malatya'daki şehir planlayıcıların ve ya bu işin ortakları olan, bu işle ilgili olan odalar, yerel temsilcilerimiz, sivil toplum örgütleri katılmadan, Ankara merkezli planlamalar yapıldığı için çok absürt şeylerle karşılaşıyoruz. Yani bu süreç iyi ilerlemedi ve ilerlemiyor. Bugün Malatya'nın sahibi olması gereken kesim yerel yönetimlerdir.  Biz onları bu şehri yönetsinler diye seçtik. Sahibi onlar ama bakanlık hatta TOKİ sahip oldu. Yani TOKİ bir bakanlık değil bir şey değil ama TOKİ'nin neredeyse astığı astık kestiği kestik gibi. Hiçbir kurala uymadan yıkımlar yaptılar, enkaz taşıması yaptılar, yani evrensel kurallar bunlar, hatta bizim yasalarımıza, yönetmeliklerimize tamamen aykırı olan uygulamalar, depolamalar yapıldı. Her şey öyle oldu, hala devam ediyor. Malatya'da havamız çok kirli aslında. Meteoroloji Genel Müdürlüğü bana göre, TÜİK gibi rakamları düşük gösteriyor. Ben az önce baktım Malatya 68 gösteriyor.  Oysa ki bana göre yani 150-200 arası kirlilik oranı. Bu toz bildiğimiz toprak tozu değil, soluduğumuz. Onun için de binlerce çeşit zararlı maddenin tozu var. Fakat ne yazık ki yani bizim temsilcilerimiz bu konuda bizim haklarımızı savunamıyor. Yerel yönetimlerin biz TOKİ'ye destek oluyoruz, ikili ilişkilerle bu işleri yapıyoruz gibi şeyler söylememesi gerekiyor.  Şunu yapması gerekiyor; Malatya'nın havasının kirliliğini azaltması gerekiyor, kirlenmesini engellemesi gerekiyor, trafiğinin düzgün işlemesini sağlaması gerekiyor. Böyle bir koordinasyon bozukluğu var. Malatya kısacası hala sahipsiz. İkili ilişkilerle bir kere devlet işi yürütülmez. Eskiden bizim devlet planlama teşkilatı vardı, verime göre kaynaklar orada harcanırdı. Çeşitli bölgelerden projeler gelirdi orada toplanırdı. Hangisi daha verimliyse kaynak oraya ayrılırdı. Politik yatırımları engellediği için bunu kaldırdılar. Yerine başka isim altında bir sistem kurdular. Belediye başkanımız ikili ilişkilerle işleri yürütüyorsa demek ki başka birilerinin hakkını alıp buraya getirip koyuyorlar o zaman veya çalışmayan birileri, yatan birilerini tetikliyor çalışacak hale getiriyor gibi bir şey çıkıyor. Yani öyle bir şey olamaz. Malatya'yla Hatay'ın bizden ileride olma nedeni orada eleştiri fazla. Yani o kentin sahipleri bizimkinden daha çok daha fazla olduğu için, yani belediye başkanları farklı partiden olsa da, yani halk baskı yapıyor, şu şöyle olacak, bu böyle olacak. Biz de tabii bu konuda bir örgütlenme olmadığı için ses getirmiyor. Bugün 100 kişiye sorun. 100 kişi diyecek ki hava kirli,  trafik çok kötü, Bakırcılar Çarşısı uygun yapılmadı, rezerv alanlardaki binalar tek tip, söyleyecekler yani. Teker teker söyledikleri için ses getirmiyor. Deprem öncesi de bizim kentin hafızasını birçok yerde yok etmişlerdi. Yani stadımızdan tutun korunması gereken yerler yok edildi. Aslında buralar işlevi değişse bile kalmalıydı” ifadelerine yer verdi.

Konuyla ilgili Duruş Medya Genel Müdürü ve gazeteci Güler Hazar Doğan ise, “Zaten Sami Bey farklı programlarda da söylemişti. Hatta Söğütlü Cami, iyi bir örnektir. ‘Bir seçim çalışmalarına daldık, bir baktık ki bir Söğütlü Cami mevcut yerinden uçmuş.’ Bu onlara da danışılamadığının en iyi kanıtlarından bir tanesi. Sami Bey ikili ilişkilerimizle dedi. Adıyaman, Hatay biz de görüyoruz, gayet de güzel hizmet alıyorlar. Çarşıya baktığımızda deprem öncesi hatırlayacağımız bir şey kalmadı” diye konuştu.

“YIKIMLAR ASLINDA KOLEKTİF BİR SUÇ”

Afet konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini de kaydeden Bedir Özten, “Öncelikle bu afetle ilgili toplumun bir bilinçlendirilmesi gerekiyordu. İlkokuldan itibaren lise bitimine kadar örgün ve yaygın eğitim içerisinde, örgün eğitim içerisinde özellikle afet öncesi, sırası ve sonrası yapılması gerekenleri öğretmemiz gerekiyor. Bu çünkü bizim ortak problemimiz. 6 Şubat depremlerinde herkes kendi derdiyle baş başaydı ve biz bunları çok önceden de uyarmıştık. Malatya'da yıkılan binaların çoğu eski, bakımsız, kalitesiz yapılardı. Elazığ depreminde zarar görmüşlerdi. O zaman hasar tespiti düzgün bir şekilde yapılmadı. Zaten 6 Şubat’ta ölümlü yıkımların çoğu bana göre, 24 Ocak Sivrice depreminde hasar gören yapılardı aslında. Bu yıkımlar aslında kolektif bir suç. Yani şöyle bu yönetmelikleri yapanlardan tutun betonu sulayan vatandaşa, malzeme üreticilerinden tutun düz işçiye kadar herkesin bir sorumluluğu var orada. Suç mühendislere yıkılıyor da yanlış bir şey bu. İnşaat demiri alıyoruz onu bir fabrika üretiyor. İrsaliyede özellikleri yazıyor belki de öyle değil. Bu yıkılan binalarda ortaya çıktı. O da mühendise yıkıldı mesela. Mühendisin bir suçu yok. Mühendis her tarafa yetişemez. Üretmişler, sende gidip almışsın. Malatya’da birçok bina yanlış tespitten dolayı yıkıldı. Yani orta hasarlı, ağır hasarlı denildi, yıkıldı. Yoksa Malatya'daki yapılar bu hazır beton ve özellikle kırma taşla beton üretilmeye başlandıktan sonra kaliteliydi. Yeni yapılardan yıkılan bina yok denecek kadar azdır, hatta yok.  Şu vardı, zeminle ilgili ilgili sıkıntılar vardı.  Zemin emniyet gerilmesine uygun olmayan bina yükseklikleri oldu. Şu anda da bilimsellikten uzak olduğunuz zaman her şeyi abartıyorsunuz. Birilerini iyilerken de abartıyorsunuz, kötülerken de abartıyorsunuz, Şimdi şu anda yapılan yapılar da öyle aslında. Yani abartılı bir şekilde yapılıyor. Mesela kent merkezinde, Bakırcılar Çarşısı'nda bana göre gereğinden fazla kazık çakıldı oraya. Malatya'nın merkezinde bir sürü yeraltı suyu, akarsuyu var, bunların yönlerini değiştirdiler. Daha sonradan belirsiz bazı problemler çıkacak. Şimdi bina yapılıp bittikten sonra yapı kullanma izin belgesi yani halk dilinde iskan ruhsatı dedikleri şey alındıktan, idareye teslim edildikten sonra periyotlar halinde binanın denetlenmesi gerekiyor aslında. Siz yapı kullanma izin belgesini vermişsiniz. Ondan sonra gidip bakmamışsınız. Kolonu kesmişler, kirişi delmişler. Bunlara bakmamışsınız, ondan sonra bina yıkılmış depremde. Bu sefer bunun projesini yapan, imalatını yapan müteahhidi arıyorsunuz” sözlerini kullandı.

“GÜÇLENDİRMEDEN KORKMAMANIZ GEREKİYOR”

Yerinde dönüşüm, güçlendirme ve kentsel dönüşüme yönelik de görüş bildiren Bedir Özten, şunalrı kaydetti: “ Daha önce de yerinde dönüşümün 30 Haziran'da biteceği söylendi. Ben o zaman bunda bir sınırlama olamaz ki dedim. Niye çünkü bir tek vatandaş ayağı yok bunun, tapu kadastro, Çevre Şehircilik Ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü,  belediye ayağı var bunun.  Bu durumda ne oldu, vatandaş da bu kurumlarda çalışanlar hep birbirine girdi. Ben bunun farklı bir şekilde uygulanacağına inanıyorum. Bu şekilde olmaz. Bu kadar yerinde dönüşüme bir anda müteahhit bulmak da zor ve bu suistimallere de yol verdi. Vatandaş çok ezildi bu konuda.  Yanlış bir uygulamaydı. Yerinde dönüşümler, rezervler ve kentin çeperlerinde yapılan deprem konutları bittikten sonra ilde konut fazlalığı kesin olacak. Nereyi tercih edecek vatandaş kent merkezini. Güçlendirmede diyelim ki mimar, binanın mimari projesini yapıyor, bize getiriyor. Diyor ki bunu, bu vaziyete taşı. Betonarme olabilir, çelik olabilir, ahşap olabilir, bizim şehir merkezindekiler betonarme binalar. Biz taşıyıcı sistemini yaparız. Projede yazarız. Ama siz imal ederken ona uymazsanız o arızalı bir üretim olur. Güçlendirmede öyle güçlendirmeyi düzgün yaptıktan sonra eskisinden tabii ki çok iyi olur. O konuyu tartışıyorlar, boşuna tartışıyorlar. Yani güçlendirmeden korkmamanız gerekiyor.  Bu güçlendirmeleri bizim çok önceden yapmamız gerekiyordu. Biz Türkiye coğrafyasının deprem coğrafyası olduğunu bilerek yapılarımızı ve bütün altyapılarımızı yani yapı derken bir tek binayı demiyorum, köprüler, yolumuz, havaalanlarımız, kanalizasyonlarımız, su ishalatlarımız her şeyimizi bizim buna göre yapmamız gerekiyor. Afetlerden ders çıkarmamız gerekiyor. Afetlerle mücadelede çok geride olduğumuza inanıyorum ben. Kentsel dönüşümde performans analizi yapacaksınız. Yapı yeni yönetmeliğe ne kadar uyuyor? Uymuyorsa diyelim biz de şimdi kriter olarak yanlış hatırlamıyorsam yüzde 40’a çıktığı zaman güçlendirme maliyeti yıkılması gerekiyor. Bu kritere uyarak bunların dönüştürülmesi veya güçlendirilmesi gerekiyor. Şuan ki rezerv alanlar yapıldıktan sonra yeni bir rezerv alan ilan edileceğini zannetmiyorum. Onları da neye göre belirlediler, bilmiyoruz. Aslında planlaması iyi olsa tabi ki iyi.  Şöyle iyi, bir an önce yapılırlarsa. Şuanda yapılar tek tip yapılıyor”

ESKİNİN EN KÖTÜ HALİ ŞU AN YAPTIKLARINDAN İYİYDİ”

Son olarak Güler Hazar Doğan ise, bu konuyla ilgili şu cümlelere yer verdi: “, İkizce’ de birçok konut boş, bunların satışı da yasak, oraya gitmek istemiyor vatandaş, birinci etapta biraz yoğunluk var ikinci ve üçüncü etabın çoğu boş. Şimdi her şeyi çarşıya sıkıştırdılar. Aynı, eski tas eski hamam, bakınca böyle diken diken oluyor. Korkudan ben o çarşı merkezindeki bir dükkana girip bir şey alabileceğimi zannetmiyorum. Tamam, eskiden de kötüydü ama eskinin en kötü hali şu an yaptıklarından iyiydi, şimdiki hali yüksek güvenlikli T tipi psikiyatri hastanelerine benziyor.  Çarşı merkezin en çöp hali bugün yapılandan bana göre bin kat daha iyiydi.”

Muhabir: HANİFE SARI