İçme suyu, tarımsal sulama başta olmak üzere bir çok sektörü olumsuz etkileyecek olan kuraklık ve su kısıtına yönelik Ziraat Mühendisleri Odası Malatya Şube Başkanı Fevzi Çiçek hem yetkilileri hem de vatandaşları uyardı.
“SU MİKTARIMIZ YILLIK BAZDA HER GEÇEN GÜN DÜŞÜYOR”
Açıklamasında çarpıcı ifadelere yer veren Fevzi Çiçek, öncelikle kuraklığa sebebiyet veren küresel ısınmaya yönelik,
“Küresel ısınma bütün dünyada iklim faktörlerinin değişmesine, yağış rejimlerinin değişmesine, sağlıklı ve yeterli suya kavuşmasına çok ciddi anlamda olumsuz etkiler yaptı. Türkiye, Anadolu coğrafyası olarak baktığımızda su kısıtı yaşayan bir coğrafyadayız. Dolayısıyla kişi başına düşen su miktarımız yıllık bazda her geçen gün düşüyor. Artan nüfus karşısında sürekli azalan su kaynaklarımız hem kalite açısından hem miktar açısından ciddi anlamda düşüyor. Bu özellikle 2025 yılı yaz dönemi aşırı ve uzun süreli sıcaklıklar nedeniyle ciddi anlamda bir bitki gelişiminde de bölgesel olarak su kaynaklarının azalmasına da bir başka olumsuz etki yaptı. Geçmiş yıllardan bu tarafı yapmış olduğumuz tespitlerde meteorolojik kayıtlarını takip ettiğimizde yağış rejimlerinde ciddi değişiklikler var. Yıllık bazda düşen yağış değişmemesine rağmen çok ciddi anlamda bir değişiklik söz konusu olmamasına rağmen yıl içerisinde dağılımı ve bir anda yağış şekli itibariyle su kaynaklarını besleme şartları çok çok düşük. Ayrıca son yıllarda kar yağışlarının çok çok az olması ya da hiç olmaması gibi bir durum yaşamamız yine yeraltı sularının beslenmesi, aküferlerin beslenmesini olumsuz etkilemekte. Biz geçmişten bu tarafı 2010 yılı, 2011 yılında bu tespitleri birçok kere ifade ettik, bu günleri tarif ederek bu son 20-25 yılın önlem alınması gereken ve tehlikenin bağıra bağıra geliyorum dediği bir dönem. Şu içerisinde bulunduğumuz dönemde bizzat yaşıyoruz. Son 20 yıldır biz her 5 yılda birçok şiddetli kuraklıklar yaşıyoruz. Diğer dönemlerde su kısıtı yaşıyoruz”
ifadelerine yer verdi.
“YATIRIMLAR VE TEDBİRLER KONUSUNDA GECİKMELER VAR”
Su kaynaklarımızın doğru kullanımı açısından da ciddi yatırımların olması gerektiğini kaydeden Fevzi Çiçek,
“Su kaynaklarımızın doğru kullanımı açısından ciddi yatırımlar gerekiyor. Bu konuda biraz yavaş kalınıyor. Özellikle yatırımlar konusunda modern mevcut tesislerin modernize etmesi, tarımsal sulamada kullanılan su kayıp kaçaklarının önlenmesine yönelik tedbirlerde biraz sıkıntılar, gecikmeler var gibi. Biliyorsunuz su varlıklarının toplam yüzde 72-75 oranda tarımsal sulamada kullanılmakta. O yüzden tarımsal sulamada kullandığımız suyu doğru kullanmamız, rantabl kullanmamız çok çok önemli. Kuraklık yaşıyoruz. Burada üreticilerimize, çiftçilerimize de su kullanıcılara da çok ciddi görevler düşüyor. Özellikle ürün deseni oluştururken bu su kaynakları göz önünde bulunarak yıllık yağış ve sıcaklık durumları göz önünde bulunarak buradan ürün deseni oluşturulması çok çok önemli. Sadece mülkiyet ve keyfiyet esaslı bir tarım politikası sürdürülebilir değil üretim açısından. Acilen biz bu konuda daha bölgesel, havza bazlı tedbirler almak zorundayız ve şu an için gecikmiş olan tarımsal sulamadaki yatırımların, modernizasyon çalışmalarının ulusal ve genel bütçeden karşılanmak üzere büyük projelerle ya kayıp kaçakların önlenmesine yönelik yeni tadilatlar ya da modern sulama tesislerinin yapılması şeklinde açık kanalların kapalıya alınması konusunda çok çok ödenekler ve yatırım hızlandırmaları gerekiyor. Çok şiddetli bir şekilde yeraltı sularımız çekiliyor. Hoyratça yeraltı sularımız kullanılıyor. Bu ileriye yönelik çok büyük bir risktir. Siz coğrafyayı zorlayarak bitki deseni oluşturmak zorunda değilsiniz. Su bulunmayan, su kısıtı yaşayan yerlerde suya çok ihtiyaç duyan bitki deseni oluşturmak zorunda değilsiniz. Doğru kaynak kullanılması çok çok önemli. Son yıllarda özellikle su kısıtı yaşayan, su sıkıntısı yaşayan her üreticimiz kendi parselinde yeraltı suyu açmak üzere artezianlar vuruyor ve daha önce açılmış artezianlar daha aşağılara inmeye başladı, bugün. Bundan bir 15 yıl önce 70 metreden çıkan sular bugün 150- 170 metre yer yer 200 metreye kadar indi. Bu önümüzdeki süreçte daha büyük bir tehlike olacağını gösteriyor. Bu nedenle gerek mevcut su artezyenlerin kullanılmasındaki su kaynaklarının doğru kullanılması, planlanması gerekse de suyla ilgili modern yatırımlar, tesislerin oluşturulması konusunda sadece kamu yatırımları, kamu kaynakları değil, üreticilerimize de su kullanıcılığa da büyük bir iş düşüyor. Bu konuda bugünden tedbir almazsak, bugünden bir reçete oluşturup uygulamaya başlamazsak önümüzdeki yıllarda maalesef hiçbir tedavi bu sorunumuza, bu sıkıntımıza çare olmayacak. Ancak bütün bu tedbirleri almış olsanız dahi sadece tarımsal üretimde değil, sosyal hayatta da bugün trafikte de yaşadığımız şeyler gibi, bunu planlamadan öte uygulayıcıların bunu kanıksaması lazım. Bu uygulayıcılar da bu alınacak tedbirlere uyacak birinci derecede üreticilerimiz, tarımsal faaliyette gösterecek kişilerimiz de. Çünkü biz 2025 yılında şiddetli kuraklık olacağını geçen yıldan bu tarafı söylüyoruz. Buna rağmen suyu fazla ihtiyaç duyan bitki desenin oluşturulması aslında bile bile bu riski kabullenme anlamına gelir. Siz iste istediğiniz kadar tedbir alsanız da, istediğiniz kadar önleseniz de bu maalesef böyle bir durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu tür uygulama planları, stratejik planlar, eylem planları sadece yazan, uygulayan değil uygulayıcılara hitap ettiği kitlenin de bu olayı içselleştirmesi, kabullenmesi ve buna göre bu öngörülen tedbirlere birebir riayet etmesi kaçınılmaz. Son yıllarda su tüketimi isteği fazla olan bitkiler yaygın bir şekilde yapılmaya başladı. Her ne kadar bu plantasyonlarda geçmişte de şeker pancarı, ayçiçeği, diğer kavun, karpuz buna benzer sebze üretimi yaygınsa da biliyorsunuz Malatya'da yaklaşık 850-900 bin dekar arazide kayısı plantasyonları var. Bu kayıtlı istatistiklere göre kayıt dışı dediğimiz özellikle miras hukukundan kaynaklı kayıtlara geçmemiş ya da hazine araziyi de dahil ettiğimizde yaklaşık 1 milyon 100 bin- 1 milyon 200 bin dekar civarında bir kayısı plantasyonları var. Buradaki sıkıntı şu, aynı dönemde bütün bahçelerin su ihtiyacı olması, bir anda bu ihtiyacı karşılamamak gibi bir durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla su yetersizliğinden ziyade su kullanacağın aynı dönemde aşırı taleplerinden dolayı bir plansızlık ve dönemsel itibariyle bir ihtiyaç hasıl olması oluyor. Biz bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Bu nedenle biz gerek ürün deseni oluştururken gerek su kullanırken gerekse de sulama tesisleri yaparken bu konuda bir projeksiyon, etüt ve proje uygulaması yaparken bu parametreleri göz önüne alınarak bu projeksiyona göre yapmamız lazım. Çünkü bu tür tarımsal yatırımlar, bu tür tesisler sadece 3 yıllık, 5 yıllık değil, önümüzdeki 40 yıl, 50 yıllık, 60 yıllık ihtiyaçlara cevap verecek şekilde planlanması gerekiyor. Bugün dünya bunu kabul ediyor. Küresel ısınma var, sıcaklıklar artıyor, ani sıcaklık yükselmeleri, kışlarda ve yağış rejimlerinde ani mevsim geçişleri yaşıyoruz. Dolayısıyla bu ve benzeri kaynaklarımız her geçen gün azalacak endişesini taşıyoruz. Bunun yönden de bugünden bunlara sadece planlayıcılar değil, sadece kamu kurumları değil, üreticilerimizin, su kullanıcılarımızın da önemli derecede riayet etmesi gerekiyor. Biz şu an tarımsal sulamayı kullanıyoruz ama gerek sanayi gerekse evsel su kullanımında da benzer durumlar söz konusu”
şeklinde konuştu.
“DOĞAL KAYNAKLAR SONSUZ VE SINIRSIZ DEĞİL, BUNLARA SAHİP ÇIKMAMIZ GEREK”
Barajlardaki doluluk oranı, sondaj ve artezian kullanımına yönelik de değerlendirmelerde bulunan Fevzi Çiçek,
“ Aldığımız bilgilere göre 2 tane barajımızda biraz sıkıntı var. Diğer barajlarımızda geçmiş yıllara oranlarsak çok ciddi anlamda sıkıntı yok. Aslında burada asıl problem Çat Barajı ve Sultan Sultansuyu Barajı'nda. Sultansuyu Barajı'nda biliyorsunuz deprem sonrası gövde yıkılmasından sonra tadilat söz konusu. Zorunlu bir kısıtlama var. Ama buradaki barajlardan ziyade ferdi su kullanımlarında, yeraltı su kullanımlarında problem var. Şurada bir hoyratça mülkiyet esaslı kendi araziden çıkan suyu keyfiyetçe kullanırım gibi bir düşünce ile yanlış bir düşünce içerisindeyiz. Hiçbir kaynak, özellikle bu tür doğal kaynaklar sonsuz ve sınırsız değil ve insan eliyle üretilme imkanları yoktur. Dolayısıyla bunlara sahip çıkmamız gerekiyor. Sondaj ve artezyen kullanımı zaten bir kontrol dahilinde, bir ruhsatlandırma dahilinde devam etmesi gerekiyor yasal olarak. Burada kuyu açmadan ziyade elde edilen suyun kullanımı ile alakalı. Çünkü ruhsatta suyun ne kadar kullanılacağı belirtilmesine rağmen biraz kontrolsüz, keyfiyet doğrultusunda kullanım kültürü var. Bu kültürün değişmesi lazım. Çünkü buradan çekilen su bir başka bölgedeki su kaynağını olumsuz etkileyeceğini unutmamak gerekiyor. Artık vahşi sulamadan dünya vazgeçti. Vahşi sulamanın su kayıp kaçakları açısından toprak kaybı açısından, verim kaybı açısından, iş gücü açısından birçok olumsuz taraflarını birçok yerde dile getiriyoruz. Bu nedenle özellikle modern, kapalı devre sulama sistemi, kayıp kaçakları minimize edebilecek şekilde, toprak kalitesini bozacak sulama sistemlerinden vazgeçilmesi şeklinde bir modernizasyona geçilmesi lazım. Bu konuda çeşitli finans kaynakları, hibeler de veriliyor. Yalnız burada mülkiyet içerisinde bulunan sondajların keyfiyete dayalı kullanılması problemi ortaya çıkıyor. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çok su çok, sürekli kullanma çok verim değildir. Bu sadece kaynaklarımızın belki de ileride yenileyemeyeceğimiz bu kaynaklarımızın bugünden hoyratça harcaması anlamına gelir. İçme sularımızda da geçenlerde bir açıklama yapılmıştı 700 litreye kadar düştü. Bu da önümüzdeki süreçte artan nüfus, artan yerleşim alanları karşısında, önümüzdeki süreçlerde de evsel kullanım dediğimiz içme sularında da bir problem yaşayacağımız, su kesintisi yaşayacağımız aşikâr. Bu nedenle öncelikle yerel yönetimler yeni su kaynaklarını bulup entegre etmesi, mevcut tesisleri entegre etmesi artık kaçınılmaz. Ayrıca burada evsel kullanımda kullanılan suların da tüketicilerin de bu kaynakların bitmez, tükenmez olmadığını, sadece ücretini ödeyerek keyfi kullanmanın vatandaşlık görevinden uzak bir vazife olduğunu bilmelerini istiyoruz. Bu bir kültür meselesi. Bugün su kısıtı yaşamayan birçok ülkelerde dahi sular tedbirli ve kontrollü kullanırken su kısıtı yaşayan bu coğrafyada böyle hoyratça su kullanımı çok doğru bir uygulama değil. Kaynak açısından sürdürülebilir bir yaşam şekli değil”
diye konuştu.
Muhabir: HANİFE SARI -SİNEM HATUN DAVUT
