Konteyner kentte çocuk olmak, bazen bir plastik topun ardından koşmak; bazen bir tencerenin kapağını davul yapıp neşelenmeye çalışmak demek. Küçük eller, çamura bulanmış çoraplarla top sektirirken, yüzlerinde yine de eksilmeyen o çocuk gülümsemesi var. Çünkü onlar, en zor şartlarda bile hayal kurmaktan vazgeçmeyen bir kuşağın sessiz kahramanları.

Malet Konteyner Kent’te yaşayan 16 yaşındaki Elif, her sabah annesine yemek yaparken yardım ediyor. “Sabah erkenden kalkıp okula giden kardeşlerim için annemle birlikte kahvaltı hazırlıyoruz. Ardından okula gidiyoruz, okuldan gelince de akşam yemeği yapmak için yine anneme yardım ediyorum” diyor gülerek. Onun için yemek yapmak bir oyun, bir öğrenme biçimi. Tencerenin içinde sadece çorba değil, yeniden kurulmaya çalışan bir çocukluk da kaynıyor.

ÇOCUK SESLERİ KARANLIĞA UMUT KARIŞTIRIYOR

Geceleri, konteynerlerin arasında yankılanan çocuk sesleri, karanlığa umut karıştırıyor. Zaman zaman elektrikler kesilse de, o küçük kahkahalar sönmüyor. Anneler sessizce dua ederken, çocuklar kendi masallarını anlatıyor birbirlerine. O masalların kahramanları bazen kendileri, bazen bir gün dönecek evleri oluyor.

ZORLUKLAR OYUNLA AŞILIYOR

Konteyner kentte yaşam, elbette kolay değil. Yağmur yağdığında sular konteynerlerin arasına doluyor, rüzgâr estiğinde kapılar zor kapanıyor. Ama bu çocuklar, oyunlarıyla bütün bu zorlukları aşmayı başarıyor. Her gülüş, her küçük koşu, her çizilen tebeşirle yapılmış kalp, bu soğuk zemine biraz daha sıcaklık katıyor. Psikologlar, afet bölgelerinde çocukların oyun oynamasının hayatta kalmanın bir yolu olduğunu söylüyor. Çünkü oyun, onlara güç veriyor; travmayı bir nebze olsun unutturuyor. Malet Konteyner Kent’teki çocuklar da işte bu gücün canlı örneği. Oyunla direniyor, yemekle dayanışıyor, paylaşmayla büyüyorlar.

Malet Konteyner Kent’in tozlu sokaklarında, umut hâlâ çocuk sesinde yankılanıyor. Çünkü her şey yıkılsa bile, çocukların gülüşü yıkılmıyor.

Muhabir: MEHMET TEVFİK CİBİCELİ