Çeşitli kumaşların bir araya getirilmesiyle yapılan kırkyama, yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan geleneksel bir el sanatı olarak varlığını sürdürüyor. Eskiyen ya da yırtılan ürünlerin yeniden kullanılmasını sağlayan bu yöntem, zamanla sadece bir tamir işi olmaktan çıkarak adeta bir sanat haline geldi. Eskiden fakir insanların kıyafetlerini uzun süre kullanabilmek için başvurduğu yama işlemi, zamanla estetik bir boyut kazanarak farklı desenlerin oluşturulduğu bir sanat dalına dönüştü. Renk kombinasyonuna ve modele göre seçilen kumaşların uyumla bir araya getirildiği kırkyama, bugün hem işlevsel hem de sanatsal değeriyle dikkat çekiyor.

HER TÜR KUMAŞTAN ÜRETİLEBİLEN KIRKYAMA, ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE KARŞIMIZA ÇIKMAKTA

Kırkyama; çanta, yastık, bohça, perde, yorgan, elbise, seccade, halı, kilim hatta defter kabı ve kitap ayracı gibi pek çok üründe de kullanılabiliyor. Sadece bununla kalmayan kırkyama, vazo, seramik gibi ürünlerde de etkisini hissettirmiş vaziyette. Her tür kumaştan üretilebilen kırkyama, eski kotlardan kazaklara, kullanılmayan giysilere kadar birçok malzemenin yeniden değerlendirilmesine olanak tanıyor.

SABIR, ÖZEN VE EMEK GEREKTİREN BİR UĞRAŞ

Türk kültüründe “parça bohça” ve “kırk pare” olarak da bilinen bu el sanatı, İngilizce’de “patchwork” adıyla anılıyor. Kırkyama, sabır, özen ve emek gerektiren bir uğraş olmasının yanında, çevreye duyarlı bir üretim biçimi olmasıyla da öne çıkıyor.

KIRKYAMA İLE GEREKSİZ İSRAFIN ÖNÜNE GEÇİLİYOR

Atık haline gelen kumaşların desen, kesim ve dikimlerle bir araya getirilmesiyle hem yeni bir ürün elde ediliyor hem de gereksiz israfın önüne geçiliyor. Bu yönüyle kırkyama, günümüzün sürdürülebilir yaşam anlayışına da ışık tutuyor.

GEÇMİŞİN YOKLUĞUNDAN DOĞUP BUGÜNÜN SANATINA DÖNÜŞEN BİR DEĞER

Kültürümüzde derin izler taşıyan kırkyama, zaman zaman moda dünyasında yeniden popüler hale geliyor. Ninelerimizden miras kalan bu geleneksel el sanatı, geçmişin yokluğundan doğup bugünün sanatına dönüşen bir değer olarak yaşamaya devam ediyor.

MUHABİR: HANİFE SARI